“Bizimki bir aşk hikâyesi / Siyah beyaz film gibi biraz / Gözyaşı, umut ve ihtiras / Bizimki bir aşk hikâyesi…”
Rahmetli Kayahan’ın 2002’de yayımlanan “Ne Oldu Can” isimli albümündeki bir şarkısının sözleri.
Aşkı merkezine alan bu şarkıdaki ihtiras, kelime anlamı olarak “aşırı derecede güçlü istek”, “gemlenemeyen arzu” ve “tutku” anlamına gelir.
Ancak “ihtiras”, aşk dışında kullanıldığında, gerektiğinde kişinin mantığını bile devre dışı bırakan yakıcı hırsı ifade eder.
“İlk Savaşçı”dan Mahkeme Salonuna: Cilia Flores
Cilia Flores, mafyavari bir operasyonla kaçırılan Venezuela’nın devrik devlet başkanı Nicolás Maduro’nun eşi.
Mesleği hukukçu ve siyasetçi.
1990’larda bir önceki devlet başkanı Hugo Chávez’in avukatlığını yapacak kadar ceza hukuku alanında uzman birisi.
Flores, Hugo Chávez’in 1992’deki darbe girişimi sonrası hapisten çıkarılmasında önemli bir rol oynamış.
2006-2011 yılları arasında Venezuela Ulusal Meclis Başkanlığı görevini yürüterek bu göreve gelen ilk kadın olmuş.
2012-2013 yılları arasında Venezuela Başsavcısı olarak görev yapmış.
Demek ki politik bir statüden gelip başsavcı olmak bir tek bize has bir özellik değil.
Cilia Flores, iktidardaki Birleşik Sosyalist Parti (PSUV) içerisinde üst düzey görevlerde bulunmuş, karar alma süreçlerinde perde arkasındaki en güçlü isimlerden biri olarak görülmüş.
Flores, genellikle geleneksel “First Lady” unvanı yerine hep “Primera Combatiente” (İlk Savaşçı) ifadesini kullanmayı tercih etmiş.
Ancak 5 Ocak 2026 tarihinde New York Güney Bölge Mahkemesi’nde yapılan duruşmada kendisini mahkemeye “Venezuela Cumhuriyeti’nin First Lady’si” olarak tanıtmış.
Eski Eş, Yeni Sadakat: Gavidia Rodríguez Bilmecesi
Cilia Flores’in Nicolás Maduro’dan önceki eşi, kendisi gibi bir siyasetçi olan Walter Ramón Gavidia Rodríguez’dir.
Flores’in eski eşi Gavidia Rodríguez, Venezuela’da milletvekilliği yapmış ve bir dönem Venezuela’nın Latin Amerika Parlamentosu (Parlatino) delegasyonunun başkanlığını yürütmüş.
Cilia Flores, Gavidia Rodríguez’den boşandıktan sonra Nicolás Maduro ile yaklaşık 20 yıllık bir birliktelik yaşamış.
Çift, Hugo Chávez’in ölümünden sonra Maduro’nun devlet başkanı seçilmesinin hemen ardından sade bir düğünle evlenmiş.
Cilia Flores’in eski eşi Gavidia Rodríguez, boşandıktan sonra da siyasi olarak Maduro yönetimiyle uyumlu ve destekleyici bir çizgi izlemiş.
Gavidia Rodríguez, Maduro döneminde çeşitli önemli kamu görevlerine atanmış ve rejim içerisinde aktif bir rol oynamış.
Hatta katıldığı programlarda ve yaptığı açıklamalarda Nicolás Maduro’yu bir “stratejist” ve “barış başkanı” olarak nitelendiren ifadeler kullanmış.
Maduro ve Flores arasındaki ilişki “aşkı merkezine alan” bir “ihtiras” olarak görünse de Gavidia Rodríguez’in durumu oldukça farklı.
Onunki daha çok, yukarıda da belirttiğim gibi, kişinin mantığını bile devre dışı bırakan yakıcı bir hırs gibi duruyor.
Ya da olaya “Türk kafasıyla” bakıldığında öyle görünüyor.
Yapacak bir şey yok; adına Türkiye denen bir ülkede yaşıyoruz.
Nobel’den “Saygı Görmeyenler” Çöplüğüne: Machado ve Trump
Venezuela’nın bir diğer önemli aktörü ise María Corina Machado.
Machado, Ekim 2025’te Nobel Barış Ödülü’nü kazandığı açıklandığında bu ödülü ABD Başkanı Donald Trump’a ithaf ettiğini belirtti.
Ancak Maduro’nun ABD güçleri tarafından yakalanıp ülkeden çıkarılmasının ardından, Trump’a Machado’nun yeni lider olup olmayacağı sorulunca Trump şaşırtıcı bir cevap verdi:
“Onun (Machado’nun) lider olması çok zor olurdu. Ülke içinde ne desteği ne de saygınlığı var. Çok hoş bir kadın ama saygı görmüyor.”
Çünkü Trump sevmediklerini öven birisi.
Yoksa Sayın Erdoğan’ı övme gerekçesini izah edemezsiniz.
Tüm bu küçümseyici ve hatta aşağılayıcı açıklamaya rağmen muhalefet lideri Machado, son bir gayretle ABD’ye “yağdanlık” ihracına devam etti.
Machado, 5 Ocak 2026’da (özellikle Fox News’a verdiği mülakatta), bu ödülü Trump ile paylaşmak ve ona vermek istediğini açıkça dile getirdi.
Liderlik bir yana, insanlık onuru ile siyaseten var olma arzusu arasındaki makas ancak bu kadar açılabilir.
Tüm bunlara rağmen Trump, Maduro’nun yardımcısı Delcy Rodríguez’i bir nevi kayyum olarak atadı.
Umarım ülkemizdeki kayyum atama ritüeli birilerine ilham kaynağı olmamıştır.
“Taşınamayan” Liderler ve Meşruiyet Kaybı
Dr. Osman Gazi Kandemir, Independent Türkçe’ deki 4 Ocak 2026 tarihli yazısında çok güzel tespitlerde bulunmuş:
“Dünya siyaset tarihi, sarsılmaz görülen koltukların bir gecede nasıl boşaldığını anlatan ibretlik sahnelerle doludur.”
Kandemir bunun nedenini, “Otoriter liderler ihanete uğradıkları için düşmezler; artık taşınamadıkları için terk edilirler. İhanet, bu sürecin nedeni değil, sadece son belirtisidir,” şeklinde çok güzel özetlemiş.
Buradaki kilit kelime “taşınamama” olsa gerek.
Bunun siyaset biliminde karşılığı “meşruiyet kaybı”dır.
Siyasi tarihte otoriter liderlerin etrafındaki kadroların veya onları destekleyen dış güçlerin “vazgeçme” anları hep bu “taşınamama” noktasıyla ilgilidir.
Otoriter bir lider, artık kitlelere umut vaat etmekten ziyade sistemin üzerine bir yük olmaya başladığında, önce pasif sonrasında aktif “ihanet belirtileri” baş gösterir.
Çünkü seçmenin liderle kurduğu bağ da çoğu zaman “ihtiraslı bir aşk” gibidir.
Bu aşkın bitişi, başladığı gibi makul değil; maalesef sert ve kaba bir şekilde son bulur.
Yani Maduro örneğindeki gibi.
Siyasal Ticaret ve “Yalandan Aşk Hikâyeleri”
Şimdi bir mafya liderinden farksız olan Trump gerçeği karşısında muhalefet lideri María Corina Machado’nun bu medet uman tavrını nereye konumlandıracağız?
Hangi onur kaldırır bu yükün heybesini?
Zira dışarıdan (başka bir partiden veya liderden) medet umarak yapılan bir davranış kısa vadede kazanç sağlar gibi görünse de uzun vadede sonu “saygı görmeyenler” çöplüğüdür.
ABD’nin haydut devlet yapısı ve Trump’ın mafyatik kişiliği gerekçe gösterilerek hiçbir günah sevaba tahvil edilmemeli.
Yani birinin şeytanlığı bir diğerini melek yapmaz.
Benzer bir durum da ülkemizde partiler arası yaygınlaşan hızlı geçişlerde söz konusu.
Bir milletvekilinin veya belediye başkanının parti değiştirmesini nicelik itibariyle artık yadsıyamaz olduk.
Hatta son zamanlarda olası bir anayasa değişikliği ihtimaline karşı iktidarın milletvekili trafiği daha da hızlandı.
Malumunuz TBMM’de anayasa değişikliği için referanduma gerek kalmadan kabul için 400 milletvekilinin, referandumlu değişiklik için ise 360 milletvekilinin oyu gerekiyor.
Oysa bir milletvekili veya bir belediye başkanı partisinde artık “taşınamaz” hale geldiğini anladığında bu yola başvurur.
Ancak bunun uzun vadede seçmen nezdinde karşılığı “siyasal ticaret”tir.
Kaldı ki transfer eden parti bile gelen vekili “gün gelir bizi de bırakabilir” bakışına hapseder.
Ancak siyasal aşktan kaynaklı ihtiras gözlere mil çeker.
Olay birileri için yalandan bir aşk hikâyesine dönüşür.
Oysa gerçek aşk, menfaatin bittiği yerde başlayan menfaatsiz sadakattir.
Siyasetin koridorlarında rehin verilen onur çıkarlara tahvil edildiğinde; geriye ne dava ne de inanç kalır.
Rahmetli Kayahan aşkı siyah-beyaz bir filme benzetmiş ama bazıları için bu hikâye; üzerine pazarlık gölgesi düşmüş kirli bir dekordan ibarettir.













