Şam yönetimi ve Kürtler

Gerginlik bu kez Fırat’ın doğusuna, Haseke ve Rojava hattına taşındı. Şam güçlerinin bu bölgelerde başlattığı operasyonlar, geniş çaplı ve kanlı bir çatışma ihtimalini doğurdu. Tam bu noktada ABD devreye girdi. Donald Trump’ın Ahmed eş-Şara ile doğrudan görüşerek Haseke ve Rojava’ya yönelik operasyonların durdurulmasını istediği ve bunun sahaya yansıdığı haberleri geldi. Bu çatışmaların, Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren sonuçları var. PKK’nın kendini feshettiğini ve silah bırakma sürecine girdiğini açıkladığı bir dönemde, Suriye’de Kürtleri hedef alan askeri hamleler, Türkiye’de yeniden filizlenen barış iklimini zedeleyebilir.

Komşumuz Suriye’den gelen çatışma sesleri, “İç savaş bitti” denilen bir dönemde bile ülkenin ne kadar kırılgan bir zeminde durduğunu gösterdi. Beşar Esad yönetiminin devrilmesinin ardından, İslami grupların oluşturduğu HTŞ’nin ve Ahmed eş-Şara’nın etrafında şekillenen Şam yönetimi, Suriye’de tek otorite olma iddiasıyla yol alıyor.

HTŞ’nin en zorlandığı nokta ise SDG oldu. “10 Mart Anlaşması” olarak anılan protokol, SDG’nin askeri güçlerinin ilke olarak Suriye merkezi ordusuna entegre edilmesini kabul ediyordu. Ancak bu entegrasyonun nasıl yapılacağı, hangi takvimle ilerleyeceği ve Kürt bölgelerine hangi siyasal-idari güvencelerin sağlanacağı, belli değildi. Bu nedenle, sahada uzlaşma görüntüsü veren süreç, kısa sürede sert bir güç mücadelesine dönüştü.

Şam yönetiminin denetiminden kısmen bağımsız hareket eden bazı Arap silahlı gruplar, Alevi ve Dürzi yerleşimlerine saldırdılar. Yaşananlar, yeni dönemin tehlikelerini gözler önüne serdi. Katliam boyutuna varan şiddet dalgası, geçiş yönetiminin silahlı unsurlar üzerindeki kontrolünün ne kadar güvenilmez olduğunu ortaya koydu. Bu gelişmelerin ardından, Halep’te SDG denetiminde bulunan Şeyh Maksud ve Eşrefiye gibi mahallelere yönelik askeri operasyonlar başladı. Bu yeni durum, yalnızca Halep’le sınırlı kalmadı. Şam yönetimi, Deyrizor ve Rakka’da da SDG’yi geriletti.

Gerginlik bu kez Fırat’ın doğusuna, Haseke ve Rojava hattına taşındı. Şam güçlerinin bu bölgelerde başlattığı operasyonlar, geniş çaplı ve kanlı bir çatışma ihtimalini doğurdu. Tam bu noktada ABD devreye girdi. Donald Trump’ın Ahmed eş-Şara ile doğrudan görüşerek Haseke ve Rojava’ya yönelik operasyonların durdurulmasını istediği ve bunun sahaya yansıdığı haberleri geldi.

Bu çatışmaların, Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren sonuçları var. PKK’nın kendini feshettiğini ve silah bırakma sürecine girdiğini açıkladığı bir dönemde, Suriye’de Kürtleri hedef alan askeri hamleler, Türkiye’de yeniden filizlenen barış iklimini zedeleyebilir. Genel algı, Türkiye’nin, SDG’nin tasfiyesi ve Şam yönetiminin desteklenmesi konusunda etkili bir rol oynadığı yönünde.

Nitekim, DEM Parti, Şam yönetiminin operasyonlarını “barış sürecini baltalayan adımlar” olarak değerlendirdiğini, Nusaybin’de yaptığı toplantıda ilan etti. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın “Biz uzlaşmadan ve imzalanan protokollerin uygulanmasından yanayız” açıklaması, her ne kadar bazı çevrelerce farklı yorumlansa da Ankara’nın resmi söylemini özetliyor.

Tabii fiili durum farklı. Sahadaki gerçeklik, uzlaşı yaklaşımının inandırıcılığını zayıflatıyor. “Bundan sonra Suriye ne olacak?” sorusunun net bir yanıtı yok. Kürtleri pasifize etmeyi hedefleyen, onları yalnızca askeri teslimiyet denklemine sıkıştıran bir siyaset, Suriye’de de bölgede de istikrar sağlamaz. Kürtleri yok sayan ya da hedef alan her adım, Türkiye’deki barış sürecini de doğrudan etkiler.

Önceki İçerikTrump’a “Kürtleri korumayacak mısınız” diye soruldu: “Kürtleri seviyorum. Onlara muazzam miktarda para ödendi”
Sonraki İçerikBarrack: IŞİD’le mücadelede SDG artık birincil ortak değil, Kürtlerin şansı Şara