İsmet Özel: Bir dava adamının aktif nihilizmi

İsmi gündemden düşmeyen, fikirleri sert tartışmalara yolaçan, şiirleri bütün bir İslamcı (ve İslamcı olmayan) kuşağı etkileyen, günümüz Türkiye'sinin kültürel-politik etosunda derin izler bırakan şair İsmet Özel kimdir, ne yapmak istiyor? Bu yazıda İsmet Özel'in kavramsal-teorik bir portresini bulacaksınız. Yazı biraz uzunca. Zira İsmet Özel'in poetik-entelektüel şahsiyetine layık bir ciddiyetle şairi ele almaya çalıştım. Onun muhtelif konumlanışlarının arkasındaki insanî ve ideolojik dinamikleri teşhis ve tenkid etme yoluna gittim. Buyrun, İsmet Özel'in sırrı nedir?

İsmet Özel bir “dava adamı.” Davalar çağının insanı. Davalar eskiyor, o eskimiyor. İsmet Özel’in yaşlanamaması diye bir sorun var. İçinde “bir gençlik ölümü” saklıyor. Hep genç ve sadece genç kalıyor. “Sıkılmış bir yumruk gibi giriyor” hayata. Herşeyin gençliğini istiyor. Katışıksız, uzlaşmaz. İçine girdiği her dünyayı kendi içinde patlatıyor. Bu yüzden nereye giderse gitsin kendi’nin dışına çık(a)mıyor. Hipermodern bir özellik olarak herşey onun dünyasında olup bitiyor. Şair hep ve sadece kendi dünyasını kuruyor ve kurduğu dünyaya muhatabını davet bile etmiyor. Müstağni, kimseden birşey istemiyor. Büyük bir şair olarak İsmet Özel’in dünya kuruculuk anlamında istiklal sahibi olduğunu teslim etmek gerekir. Dünya kurma kabiliyeti sadece şairlere özgü olmasa da az sayıdaki figüre nasip olan bir kudret. Şiir yazmak ve devlet kurmak aynı kurucu şiddetin iki nevidir. İsmet Özel Türkçede şiir yazar ve Türkiye’de yeni devlet (veya devleti yeniden) kurmak ister. Özel’in hükümranlık ve bağımsızlığı poetik bir şiddet gerektirdiği gibi politik bir yenilik anlamına da geliyor. Onun harf inkılabı da bir asla irca. Asaleti tevarüs edilmemişlerin başlangıçsal uzlaşmazlığı ondaki inat. Yabancılaşmaya karşı aslın/asaletin ihdası. Kendine geldikçe Müslüman, dünyaya karşı durdukça Türk olmak zorunda kalan bir benlik ısrarı İsmet Özel. Benlik savaştığında nefis olmaktan çıkar. Ölmeyi göze alan irade, safi hayat olmaya azmetmiştir. Savaşan benlik bir nevi ihlasını kazanır, halas bulur. Şair ihlas ile dünyadan (özgürlük) ve dünyadaki ben’den (varolmanın yükünden) kurtulabilir. O halde şair varlık vergisini savaşarak verecektir. Benliğin tezkiyesi için benlik zekatının dava cinsinden ödenmesi gerek. Zira “yaşıyor olmak, savaşıyor olmaktan başka birşey değildir.” O bir “partizan” gibi ölecektir. İdeolojilerin tükendiği bir zamanda hala bir dava adamı olmanın trajikliği şairde bir estetik hırçınlık ve berrak bir kendilik özlemi olarak tecelli edecektir.

İsmet Özel’e dair ilk metnimi 2012’de yazdım: “İsmet Özel’in Kahramanlık Etosu.” O yazıda, edebiyata ilgisi sınırlı biri olarak yazı ve şiirlerine tesadüf edebildiğim kadarıyla İsmet Özel’i İslami camiadaki entelektüel yeri ve felsefi oryantasyonu itibariyle resmetmeye çalışmıştım. Şairin hırçın tarzını yansıtır tarzda biraz haşin bir üslubu olsa da bu ilk izlenimlerin bugün için de önemini koruduğunu düşünüyor ve metni buraya alıntılayarak başlamak istiyorum.

1. İsmet Özel’in Kahramanlık Etosu

Hayır, bu bir harf hatası değil. Sehven ‘g’ yerine ‘t’ yazmadım. Kastedilen şey ahlak dediğimiz etik, daha da doğrusu etos, yani bir nevi tarz-ı hayat, beşerî üslub-ü sükun. Bir şair var: İsmi İsmet Özel. Şu an kaç yaşında bilmiyorum. Ama muharıp bir gazi. Harp meydanlarından harp meydanlarına koşturan bir savaşçı. Ruhu dik. Belki kendi kendisinden fazla asil bir edası var. İyi bir şairdir. Belki benim gibi bir şiir yoksulunun takdir edemeyceği kadar iyi. Şiirden yana mazurum. Lakin onun edasına dair birşey söylemek istiyorum.

Bu şair bir zamanlar sol değerler için savaşmış. Ne zamanki o hatta muharebe şiddeti belli bir desibelin altına düşmüş, orayı terk etmiş. Kırmızıyı bırakıp yeşil için vuruşmuş. Küre-i arzın en çetin ideolojik savaşlarından birinin cenk meydanında Batı kapitalizmi ve emperyalizminin saldırganlığının kendisine hedef seçtiği ve kimsenin aynı fotoğraf karesinde yeralmak istemediği gariban Müslümanlığın safına geçmiş, İslam-cı olarak savaşmış. Kırmızı için nasıl vuruştuysa, yeşil için de öyle vuruşmuş. Cephelere susamış bu savaşçı hep bir adım ileriden gidiyor. Tarih sanki onun peşinden koşuyor gibi. Onun ortalık ıssız iken yaptığı taraf değiştirmeleri şimdi muhtelif kişiler kitleler halinde bazan ucunda ulufe ümidiyle yapıyorlar.

O ise tüm bunlardan müstağni. Eskinin gariban Müslümanları şimdi muktedir oldular. İslamcılıkları da bitti. Çünkü savaşı “cılıkları” kazandı. Fakat savaşkan şair İsmet Özel çoktan taraf değiştirmiş. Meydan-ı harpte çatışmanın şiddeti hem çok düşmüş hem de savaşı kazananların ganimet yağması sebebiyle kendilerinden geçmelerine ramak kalmış. Şair bu zilletli halin kokusunu erkenden alıp meydanı terketmiş. Taraf değiştirmek için gittiği yer, yine zamanından sanki önce. Erken patlamış bir işaret fişeği onun gidişleri. Şimdi belki İstiklal Marşı Derneği kadar tenha bir hamaset köşesi. Ama yakında devletlenen dindarlar milliyeti iyice dine bandırıp hakim olunan ulus-devleti bir ümmet-millet’e çevirince, İsmet Özel’in gittiği adı konmamış köşeye kitlesel seğirmeler başlayacaktır.

Halbuki bu gidişat sarraflarının öndegideni henüz ortalık tam zifiri nihil olmadan bırakmıştı eski meydanı. Ve henüz ilk ışıkların düşmediği, el an izbe ve karanlık Türklük köşesine sermiş postunu, İstiklal Marşı okuyor. Şair ne de olsa. Gittiği yer o kadar dar ve manevra için elverişsiz gözükse de yakında oraya yığılma olacağını tahmin edebiliriz.

Hamasi İslamcılıkla başlayan siyasi serüven muhafazakar demokratlıkla mükafat-ı şahane olan devlete tırmanınca demokratlık merdivenine tekmeyi salladı eski İslamcılar. Şimdi artık mukaddesatçılığın yüksek irtifalarında uçuşlar yapmak için Türklük kulesinden tevhid-i tedrisat fetvaları alınıyor. İttihatçılığın Kemalist versiyonundan, dindar versiyonuna geçiş tamamlandığında kendimizi İsmet Özel’in kapısında bulabiliriz. Zira İsmet Özel’in gittiği yere bakarak önümüzdeki dönemin hareketlenecek cephesini tahmin edebiliriz. Türklüğün İslamlaşmasından şimdi İslamın Türkleşmesine doğru bir eğilimin belirleyici olacağı yeni bir döneme giriyor sanki Türkiye. Savaşta en önde ama ganimet zamanı başka cephelere giden bir şair İsmet Özel. Ve bu yüzden ihanet mi ettiği yoksa şecaat mı arzettiği bir türlü kestirilemiyor. Her seferinde keskin ve yırtıcı bir hamle ile muharebe meydanını terk ediyor. Onun gittiği yere bakarak bir sonraki muharebenin cephelerinden birinin, Türklüğün içine konuşlanmış bir Müslümanlık olacağını öngörebiliriz. Ve bu cephe muzaffer olmaya yaklaşınca İsmet Özel orayı da terkedecektir.

Ne kadar ilginç: bir şairin sezgi ve belki de kaprislerinde ideolojik havamızın meteorolojisini buluyoruz. Şairin kaprisleri sanki iradeyi heba olmaktan kurtarma hamleleri gibi. Onun bu yırtıcı dönüş’lerinde irade kendini istimalden iskat etmemek için kendini iskatı irade ediyor. Yahut sairin elinde irade, hiçbirşeyi murat etmemiş olmaktansa, hiçbirşeyi murat etmeyi seçiyor. Ve kendi kahramanlık etosu içinde yuvarlanan şair de kimin için savaştığından çok savaşıyor olmakla kendi kalıyor ve teselli buluyor. Ona sorarsanız, o hiç taraf değiştirmemiştir. Garip bir şekilde, haklıdır aslında. İsmet Özel savaşmaya taraf olduğu için aslında tarafını hiç değiştirmemiş oluyor. O hep aynı taraftadır. Savaşmanın tarafında. Hiçbirşey için vuruşmanın. (Mücahit Bilici, “İsmet Özel’in Kahramanlık Etosu,” HürBakış, 2012).

2. Özel’e Yeniden Bakmak

Aradan geçen zaman zarfında İsmet Özel konusunda kanaatim daha olumlu yönde değişti. Politik ifadelerinin (bir şairin delisaçması kaprisleri gibi görünseler bile) arkaplanda bir fikriyata istinad ettiklerini görmeye başladım. Bu fikirlerinin isabetine veya haklılığına işaret etmek zorunda değil ancak bu fikirlerin İsmet Özel’in hırçın tarzına rağmen saygıyı hakedecek ciddiyette olduklarını kabul etmek anlamına geliyor. Özellikle Enes Gündoğdu ve Hüseyin Etil gibi İsmet Özel’i fikri olarak bağlamsallaştırarak açıklayan entelektüel seslerin yazı ve konuşmaları şairi daha ciddiye almama ve milli kimlik gibi konulardaki düşüncelerine daha nüanslı bakmama vesile oldu. Bazı eserlerine bu yazı vesilesiyle de daha yakından bakmaya gayret ettim. Poetik olarak büyüklüğü tartışma götürmeyen İsmet Özel’in fikri ve politik konularda şüphesiz eleştirilecek çok tarafı var. Benim penceremden göründüğü haliyle genel bir tarif ve tenkidini yapmak üzere bu yazıyı Tezkire dergisinin İsmet Özel özel sayısı vesilesiyle yazıyorum. Kapsamlı bir tahlil değil. Bazı eski tespitlerimin açılımları, bazı yeni noktaların tespiti, İsmet Özel’in kimi tavırlarının eleştirisi var yazdıklarımda.

3. İsmet Özel’de İman

İsmet Özel’i şiir, felsefe, hatta devrimci aktivizmin terimleri ile duymaya ve anlamaya yatkınız. Ancak onu anlamada müracaat edilen kimi kavramların ironik bir şekilde yerli (veya Müslüman) biçimlerini hatırlamakta fayda olabilir. Mesela onda iman neye tekabül ediyor?

İsmet Özel’de Türklük cihada memur bir Müslümanlık olarak kurulurken çoğu insan açısından Müslümanlık ile Türklük arasında kurulan bu ters hiyerarşi kafa karıştırıcı geliyor. Nasıl oluyor da mesela Türk olmayan Müslümanlık, Müslüman olan Türklüğün en fazla “cahiliyye”si olmuş oluyor? İsmet Özel’de Türklüğün şartları ile Müslümanlığın şartları aynı değil. Acaba hangisi daha önemli olmalı? Çoğu muhatabı haklı olarak kavramların bu yeni diziliminde kayboluyor gibi: İsmet Özel Türklüğe mi Müslümanlığa mı inanıyor? Ya da neye inanıyor? Bence son tahlilde işin çekirdeğini başka birşey oluşturuyor. Ve onun Türklükle de Müslümanlıkla da o kadar ilgisi olmayabilir.

Peki nedir bu? İsmet Özel’i kendi elfazıyla bir “partizan” olarak tarif edebiliriz. Partizanlığı mümkün kılan tutuma da iman diyebiliriz. İsmet Özel’i anlamak için İsmet Özel’de imanı merkezi bir mesele olarak ele almak gerekir. Ancak yerli hale getirdiğimiz bu kavramın hala tavzihe ihtiyacı var. İsmet Özel’deki kurulumu itibariyle “iman” bizzat bir değer olmaktan ziyade küfre “karşıtlık” olarak tanımlanıyor. Bu sebepten dolayı Türklük kimliği de haklı olarak büyük ölçüde bir tür mücahitlik olarak okunuyor. Türklük Müslümanlığın bir üst mertebesi olarak kurulduğu için Türklük kimliği son tahlilde kafire karşı savaşan Müslümanı tanımlıyor. Buna rağmen şunu iddia etmemiz mümkün: İsmet Özel’i anlamak açısından karşı tarafın kafir olması, bu tarafın Müslüman veya Türk olması asıl önemli olan şey değildir.

İsmet Özel’de karşıtlığın bizzat kendisi bir değerdir. Peki İsmet Özel buraya nasıl geldi? Mücadeleden. Mücadele ederek ve mücadeleden geldi. Çünkü karşıtlık hem öznelliğin alametidir. Yani hayattar olmanın, canlı olmanın, varolmanın, itiraz ederek varolmanın, şiir yazmanın, aleme kurulmanın, iz bırakmanın, yol açmanın bir ifadesi olarak karşıtlık hem toplumssallığı, hem özne olmayı, hem ahlakiliği imliyor. Ahlakiliği tamamen içermese de imliyor. Yani eğer kötüye karşıysan doğrusun ve iyisin sonucunu verecek bir ilişkilenme biçimi olarak karşıtlıktan bahsediyoruz.

Değişik adlarla geçen muhtelif değer teorilerinin bir yansımasıdır bu karşıtlık ilgisi. Hem ucuz versiyonu üretkenlik/üretim olan (iş, çalışma vesaire gibi) Kapitalizmin hayırdan ve değerden anladığı şeyi içeriyor, hem de solun, sosyalizmin mücadele, sınıf meselelerinden veya Marx’ın emek, gayret teorisinden yararlanıyor. Gayret burada hem emeğin sarfı manasındaki bir üretkenlik ve hallakiyet çabası olarak devreye giriyor, hem de onur ve sorumluluk anlamlarını kapsıyor. Kürtçedeki xîret kelimesi ki gayretten gelir onursuz olmamak, haysiyetlilik gibi anlamlara gelir.

Bunlar tabii ki bağlantılı kavramlardır. Boş duran ademîdir, ölüdür. Hareketsiz olan bitmiştir, tarihin dışındadır. Tarih bir gayretin, bir mücahedenin adıdır. O yüzden İsmet Özel’de karşımıza çıkan tarafgirliğin hakka isabet ediyor olması önemli ama ikinci derecede önemlidir. Çünkü tarafgir olmanın bizzat kendisi ana değer olarak karşımıza çıkıyor.

İsmet Özel açısından bunun bazı mazeretleri olabilir. Uyandırıcı etkileri itibariyle vurguyu özden ziyade etkiye yerleştirmiş olması onun açısından bir mazeret sunabilir. Fakat onu anlamak açısından bu hiyerarşiyi görmekte fayda var. Karşı olmak, itiraz edebilmek aslında tarihi her an tüketmek demek. Her zaman en uçta olmak demek. Ve garantisi olmayan bir yerdir karşı olmak. Haklı mısın yoksa haksız mısın? Yaptığın itiraz doğru mu yoksa yanlış bir şekilde mi karşı çıkıyorsun? Bu soru normatif doğrunun şekillenmediği bir alanı, hayatın bir uç/serhat bölgesini tarif ediyor. Ve o bölgede iskan zor olduğu için pek az insan oraya gider. Şairin cesareti oraya gitmeyi göze almasıdır. Buna ticarette risk almak denir. Değişik isimler altında değişik alemlerde tecellisi vardır. Fakat şair açısından “karşı olmak” aynı zamanda dünyaya, teşekkül etmiş dünyaya meydan okumaktır. Başka bir dünyanın imkanına (mümkün olduğuna) olan imanın damıtılmış, insanda temerküz etmiş bir ifadesidir diyebiliriz.

İsmet Özel’de içerik tarihin sadece bir kazasıdır. Bir ilişkilenme formu olarak karşıtlık onda belirleyici olan şeydir. Karşıtlık, taraflar arasına giren bir tarafgirlik olarak ifadesini buluyor. İsmet Özel’i tanımak için onun neye taraf veya karşı olduğuna değil karşıtlıkta bulduğu fazilete, vazgeçemediği karşıtlık lüzumunun bizzat kendisine bakmak gerekir.

4. Adanmışlık ve Özgünlük

İsmet Özel’in şiirlerine ve onları doğuran felsefi arkaplana nazar ettiğinizde bütün bir müktesabatını sürükleyen iki temel dinamiğin sözkonusu olduğunu görüyorsunuz: Adanmışlık ve özgünlük. Özgünlük veya sahicilik onu biricikliğe ve biricik bir bireyselliğe (istiklale) götürürken, adanmışlık onu bencillik suçu işlemiş olmaktan kurtarıyor. Adanmışlık sayesinde kendi dışında hiçbirşeye tahammülü olmayan İsmet Özel tavrı, bir nevi beraat alıp haksız olmaktan çıkıyor. Komünizm, halk vesair savunma nesneleri “adanmışlık” ve partizanlığın ihlasıyla temin ve temelluk edilirken, halkın mevcuda razı olan zilletli halinden ve komünizmin yolaçtığı sürü psikolojisinden sıyrılmayı da “özgünlük” sağlıyor. İbrahim’in tek başına bir ümmet olması gibi İsmet de tek başına bir halk olabiliyor. Türklük İsmet Özel’de bir özelliktir, bir ismet özelliktir.  Cehd edene toz konmaz, cihad edeni günah tutmaz.

Adanmışlık, bir dava adamı olarak şairin kahramanlık etosunu, kavganın göbeğini vatan edinen mücadeleci ruhunu, her muhaveresini bir meydan muharebesine çeviren meydan okuyucu edasını ifade ediyor. İsmet Özel’deki bir tür müstağni savaşçı karizmasıdır. Yani takipçiye tamah etmeyen bir liderliğin, mükafat beklemeyn bir cesaretin alemde husule getirdiği incizap ve dalgalanma. Militan, asker, aşık gibi muhtelif rollerde aynı şiddette tecelli eden bir fedailik haleti. İsmet Özel’deki serdengeçti savaşçı karizması onun cesaretinin şiirine verdiği ruhtan geliyor. Çünkü o vuruşmaya hazır bir dava adamı. O tek başına bir ordu.

İsmet Özel’i tarif eden ikinci dinamik ise özgünlük veya otantisite. Şairin özgünlük arayışı onu bıçkın ve hırçın yapmıştır. Şairin yalnızlığı da bir tesadüf değildir. Hatta bir karakter acaipliği olarak da görülmemeli. İsmet Özel’in geçimsizlik ve yalnızlığı taammüden tahsil edilmiş bir infirad eylemidir. Özgünlük arayışı şairi kıyasa gelmezlik konumuna taşıdığı için onun yalnızlığı bir durum değil bir konumdur. Geriye dönüp bakması özgünlük edebine mugayir olan öncü askerin, adına savaştığı halk ile savaştığı düşmanları arasında yapayalnız kalması kaçınılmazdır.

İsmet Özel ölmelidir. Yaşayışı bir ölümdür. Hayatın ölümü göze almasına mertlik denir. İsmet Özel bir merd-i meydan, bir dava adamı, bir partizan. Ama aynı zamanda yapayalnız bir komünist, Müslüman beğenmeyen bir Türk. Onda paylaşmak ile ayrışmak, aşağılamak ile yüceltmek, sevmek ile dövmek, tahrip etmek ile yol yapmak içiçedir. Adanmışlık ve özgünlüğün bu nadirane ve şairane kesişiminde İsmet Özel bir halk kadar kalabalık ve (Yasin Aktay ve Ertan Özensel’in şairin kendi ibareleriyle altını çizdikleri üzere) “dostlarının eşiğinde” bile hep bir “diaspora”dır. İsmet Özel kimseyle arkadaş olamayacak kadar meşguldür. Onun yabaniliğini özgünlüğü, bencilliğini de adanmışlığı saklar ve paklar. O halk ilinde kaybolmuş bir Yusuf’tur, o bulunduğunda halk bulunmaz. Şairin dünyası kendidir. Şairin cesaret ve adanmışlığı kusursuzdur. Peki özgünlüğü için aynı şeyi söyleyebiliyor muyuz?

5. Aslında O Bir Alman, Peki Ne Kadar Müslüman?

Cesaretin ona verdiği söz hakkını İsmet Özel kendi etosu ile Türklük etosu arasında özdeşlik kurarak kullanıyor. “İnsan isem insanlığın tümüne, beklerim ki geçsin diktatörlüğüm” derken dünya-tarihsel bir olma biçiminden aşağısına razı olmayacağını dile getirir. Kişisel hikayesi (dava adamlığı) ile Türkiye’nin hikayesini (İslamın egemenlik davasını) peygamberane bir edayla örtüştürüp, bitiştiriyor. “Gençlerin milleti ile milletlerin genci” aynı bütünü ifade etmeli. İsmet Özel Türklüğü kendine benzetip gençleştirmek istiyor. Kurtuluş’a erdirmek icin kimliği Kuruluş momentine, gaza anına götürüyor. Seferberlik ilan ediyor. Cihada asker topluyor. Vatana gençlik bulaştırıyor. Şairler ne için var ki?

İsmet Özel sözkonusu olduğunda adanmışlık ile özgünlük arayışının kesiştiği yerde yine de bir şüphe kapıyı çalıyor. Acaba şair gerçekten Türk mü? Elbette ki bu soru fikren kabaran bir soru. İsmet Özel kendi dışındaki herşeye karşı çok sert, pek acımasız. Türklüğün yüceleşmesinden Türklere bir imtiyaz çıkarmıyor. İmtiyaz her zaman mücahedededir. Etnisitede boncuk aramayacak kadar asil. Aynı zamanda tarih yapma kabiliyet ve lüzumuna Türklüğü bayrak yapacak kadar da ayakları yerde biri. Burada şu soru akla gelebilir: Kötüyle savaşıyor olması onu otomatik olarak iyi yapar mı? Belki o sadece bir savaşçıdır.

Peki hakikaten Türklük onun umurunda mı? Onda Türklük savaşarak varolmanın bir bahanesi. Türkler savaşmasa, şair onları terkedecek. Türk olmasaydı, İsmet Özel ne olurdu? Alman. Bunu abartılı bulacaklar için şunu diyebiliriz: O düşünceleri itibariyle zaten Alman. Bunun tezahürleri az değil, ayıp da değil. Onunkisi bir ithal-ikame yerli düşünce. Alman kadar Alman, Türk kadar Türk. İsmet Özel, medeniyete karşı kültürü savunurken, unutulanı hatırlama çağrısı yaparken, iradeyi kılıç yapıp dünyaya meydan okurken, teknik tetkikleri ile tahrir vazifeleri ifa ederken, Batıyla veya “dünya sistemi”yle kavga ederken, kalabalıkların akıntısına kapılmayıp sahici bir adanmışlıgın inadını sürerken hep Almanca düşünen bir Türk veya Türkçe konuşan bir Almandır. İstiklal Marşı ve Mehmet Akif bile Hölderlin hürmetine mübarek olabilip, göndere çekilmiş gibidir. Hölderlin geleceğe dönüp Heidegger okusaydı Almanca konuşan İsmet Özel olurdu.

Özetle şairin savaşkan düşüncesinin sanıldığı kadar özgün ve ona özgü olmadığını not etmek lazım. İsmet Özel o kadar büyük bir şairdir ki Alman olan düşünce biçimini öyle kusursuzca yerli dile çevirir ki tercüme olduğu asla anlaşılamaz. Şairin tercümesi artık kendi başına bir şiirdir. Türkçedir. Bir Alman anadilde Türkçe konuşmaktadır. Burada şairin bir hile yaptığı veya numara çevirdiği anlaşılmamalı. Çünkü buna ihtiyacı yok. Kendinden üretse yine ilginç olurdu. Yine de şairin cesareti ve özgürlüğü her seferinde özgünlüğünden daha büyük kalıyor. Özgün olma şansı tarihin Avrupamerkezli bir naniğiyle daraltılıp neredeyse imkansızlaştırılmıştır. İşte böyle bir coğrafyanın çocuğu olarak şair özgünlük üzerine titremektedir. Çünkü ait olduğu tarihsel moment itibariyle onun zayıf karnı orasıdır. Ve o bu zaafın hamili olduğu halde masumudur. Bu yapısal şiddetin, bu adaletsiz dünyaya dehaletin ürettiği hazımsızlık şairi öfke ile doldurur. İntikam almak ister. Dünyaya dengenin (bize ait olana özgünlüğün yeniden) iade edilmesi için bütün poetik ağırlığını koyar; bir militanın devrimci ısrarıyla kendi ülkesini dünyanın merkezi yapar. Türkiye’de, Türklükte ısrarcıdır: Dünyanın merkezi Batı değil ayaklarımın altıdır der. Ve haklıdır. Çünkü dünya yuvarlaktır. Almanlar İngiliz ve Fransızları reddettiklerinde bunu Almanca dile getiriyorlardı. İsmet Özel Türkçe konuşan bir Alman olarak da anlaşılabilir. O da bunu söyler. Şairin Amerika düşmanlığının da kökeni Ortadoğu değil Avrupa’dır. Savaşta biz de yenildiğimiz için Almanların yenilme hıncı gümrükten yerliymiş gibi geçebilmiştir. Ya Türksün ya Amerikalı ancak bir Alman’dan sadır olunca anlamlı.

Kışkırtıcı bir dil ile şu bile denebilir: İsmet Özel aslında ne Türk ne de Müslüman. Hatta Sünni bile değil. Ondaki intikam arzusu, kadere adem-i rıza, irade heyelanı, olma ısrarı… bunların hiçbiri Sünni sayılmaz. Şiiler ağlar, İsmet Özel savaşır yahut şiir yazar. Onunkisi ne Türklüğe ne de Müslümanlığa sığmayan bir kendilik davası. Müslümanlığa veya Türklüğe sığmayan kısım bir tür fazlalık olarak hep karanlıkta kalıyor. Ayın görünmeyen yüzü gibi. Orası mistik ve hatta mitik bir umut nesnesi olarak şairi içine girdiği her davadan hep biraz dışarıda, hep biraz daha ziyade kılıyor. Rutinin radarına yakalanmaması gereken karizmasının med-ceziri muhataba hep öteden seslenir. Ünsiyet oluşmaya başlayıp da sıradanlığın jandarması tam baskın yapacağı zaman İsmet Özel son ideolojik ikametgahında bulunamaz. Hareketin sırrı yenilenme olduğu kadar derdest edilemezliktir de. O bir fikri eşkıya. Avangard bir çıkıntı, mevcuda iktifa etmeyen bir taşkınlık onunkisi. Ona hayranlık duyanların hissettiği keramet budur. Hesaba gelmiyor İsmet Özel. Hesap vermiyor.

Öteki olan herşey cehennem onda. Onun cenneti ise bir harp meydanı. Hatta bir kavle gore “cennetin kılıçların altında olduğuna” inanıyor. Katışıksız bir kendiliğin benliği arındırma operasyonu olarak var hayat ve ölüm. Kent meydanında betonun işgali altındaki toprağı ve damarlarındaki kanı buluşturmak isteyen bir gürz misali asidir bu militan, bu geri gidecek mevzisi kalmayan merd-i meydan. Anlamsızlıkta kararan benliği aklamak için savaş, tarihe ‘toparlan gitmiyoruz’ demek için kıyamet. Onda herşey bir ahirzaman. İsmet Özel’de bütün varoluş bir mertlik jesti, bir estetik ölüm. Hakkı söyleyen şair söylediği hakta eriyen bir ağız mıdır yoksa söylenen hakkı nefsine irca eden bir polemoscu mudur? Bu biraz muamma. Hakkı söyleme iddiasında doğan kredinin hakka mı söyleyene mi gittiği konusundaki ayrışmamışlığın yolaçtığı ihlas sorununu ölüm teminatıyla çözen bir vaat var. La ya’lemül gaybe ilallah.

Şairin tabiriyle şair “insan olmanın özgün bir biçimini bulma başarısına ermiş kişi”dir. Bu aynı zamanda İsmet Özel’in şiir adına çıkardığı kendi kimlik kartıdır. Şairin velayeti kendinde, süluku kendinedir. İsmet Özel’in sülukunda komünizmin halkçılık güdüsü ile otantik bir varoluşun uzlaşmazlık ısrarı şiirin büyüsü/buğusu altında telif edilebilmiştir. Onun Türklük tanımı bile bir halkın/komünün varoluşçuluğudur. Bu varoluşçu damar onu da Türklüğü de uzlaşmaz kılacaktır.

6. Uzlaşmazlık ve Aktif Nihilizm

İsmet Özel’in Türklük tanımı Kürtleri de rahatlıkla içerebiliyorken ve bu büyük bir(likte)liğe tatlı ve nezaketli bir dille (hem maliyet hem hakkaniyet noktasında) ulaşmak mümkün iken, İsmet Özel’in Kürtlere karşı nobran, aşağılayıcı ve itici bir tutumu tercih etmesini nasıl açıklayacağız? Hakiki bir Türk vatanseverliğiyle ve Müslümanca bir İslam kardeşliği ile telif olunamayan bu umursamazlık, İsmet Özel’in en büyük davasını bile estetik reflekslerine feda edebileceğini göstermesi açısından alarm vericidir. Sanki İsmet Özel, vatanı korumak/kurtarmak istemiyor, vatanla muhataplarını dövmek istiyor. Asırlardır Türklerin silah arkadaşı olmuş ve bu ülkenin hemvatanı olan Kürtlere suçlu azarlar gibi hakaret etmek seviyesine niçin düşmekten kendini alıkoymuyor?

Başka bir ifadeyle, İsmet Özel’in Türklük tanımı Kürtleri rahatlıkla içeri alabilecekken Kürtlere onları dışarıya iten bir kibirle muamele etmesinin sebebi nedir? Türklük adına bir uzlaşmazlık gibi duruyor ama belki de nihilizminin gaflet anında yüzeye vurmasıdır. Yine her fikrinde olduğu gibi İsmet Özel’de “karşıtlık”ın kendisi uğruna konuşlandırdığı her türlü iyilikten/hayırdan daha önemli hale geliyor. Bunda da böyle. Ülkenin selametinin rağmına olarak “Kürdistan gemisi”ni batırabilmesi, bütün halk-feodalite teveccühüne rağmen halktan, köyden, aşiretten hazzetmemesi bir tesadüf değildir. Onun Müslüman ülkenin ikinci büyük unsuru olan Kürt halkına karşı bu kibirli tavrı, birinci unsura dair çabasındaki ihlasa gölge düşürüyor.

Enes Gündoğdu mealen İsmet Özel’deki Türklük tanımının selefilikteki “tekfir” cihazına denk geldiğini ifade ederken haklıdır. Arınmacı devrimcilik, mevcudun lağvını gerektirir. Savaşmamak bir suçtur. Tavizsiz, jakoben, saffeti kendinden menkul bir halaskar zabitan tavrı. Bir tür anti-kolonyal radikalizm. İsmet Özel’in Müslümancı Türklüğü aslında bir postkolonyal milliyetçilik. Önceki kuşak İslamcıların rehabilitasyon arayışlarının aksine, Özel’in İslamcılığında reddiyecilik var. Benliğin otantikliğini restore etmek için batı-karşıtlığına olan bu derin bağımlılık, İsmet Özel’in içinde kendini bulduğu kimlik siyasetinin (yani Türklük ısrarının) en büyük sorunudur. Bu haliyle bir kimlik siyasetidir ve düşmansız yapamaz.

İsmet Özel’in düşman-bağımlılığı onu diyar diyar dolaştırmıştır. Onun sadakati sanki hiçbir zaman dostu olduğunu umduğu insanlara (halka, solculara veya İslamcılara) olmamış, hep ve sadece düşmanına (“dünya sistemi”) olmuştur. Öteki-bağımlı bu uzlaşmaz benliğin savaşarak arınma çabası kişisel hikaye olarak kahramanane sayılabilir. Ancak bir millet için bunu teatiye izin vermeyen bir serdengeçtilik engizisyonu ile kurmak ne kadar doğru? Şairin ölmeye hazır savaşçılığı onun poetik-politik projesinin ihlas ihtiyacını karşılamaya yetmiyor. Karşıtlıktan beslenen bir ölme arzusu son tahlilde şairin şehitliğini bir hakka şahitlik olmaktan uzaklaştırıyor ve benliğin kendi içine düşüşü hikayesine çeviriyor. Vicdan gereksiz kalmamalı, şefkat eksik olmamalı. Değillemeye esir düşmüş bir olma biçimi hayrı inşa edemez.

İlk kuşak İslamcıların evrenselcilik ve uzlaşmacılığını beğenmeyen İsmet Özel sömürge-sonrası kimlik siyasetinin özcü olmayan bir versiyonu olarak da yorumlanabilir. Muhatabı hesaba katmayan dediğim dedik bu restorasyoncu arınmacılık, tüm selefizmler gibi kökte ve haklılıkta ısrar eden modern bir köksüzlükle malul gibidir. Eğer bir Antifa (anti-faşist) değilse bir Faanti (faşist-anti) olarak kendi dışındaki tüm anıt ve nispetleri yıkmak isteyen bir devrimci teröre benzemesi bundan. Mızrağının ucunda Türklük mushafları olan bu vuruşma iştiyakı hakkın kavgasını vermekten çok kavganın hakkını vermek istiyor olabilir. İsmet Özel’in radikalizmi her zaman uğruna o radikalizmi konuşlandırdığı şeylerden daha önemli olmuş, onları tali ve görünmez kılmıştır. Nöbette uyuyanların kurşuna dizilmesi neyin nöbetini tuttuklarından daha önemlidir. Çünkü sadece savaş vardır. Yabancılaşmış öznenin katışıksız bir kendilik arayışı (ihlas arzusu) nomosun totaliter hükmüne maruz kalmak suretiyle edinilebilir olmaya başlıyor. Arınarak dirilmek, ölerek hayat bulmak.

Onunki aslında bir nihilizm ama aktif bir nihilizm. İşlemeye susamış bir yıkım makinası o. Kafire karşı savaşan bir patlayıcı insan iradesi onun fünyesini çektiği. İnsanın alemde mevcudiyetinin radyoaktif olma lüzumundan ilhamen Müslüman korku salmalı, terörist olmalı diyor. Kolektif ölçekte de Müslümanın Türk (yani kafire karşı cihad eden Müslüman) olmasını istiyor. İsmet Özel’de herşeyin arkasında savaş var. Ve korkarım sadece savaş var. Şairin komünist Müslümanlığı kapitalizmin küfrüne karşı şairin ezeli savaşıdır. Tüketizmin tüketici huzuruna karşı bir huzursuzluk hasreti, bir patlayıcı eylem arzusu ondaki terörizm.

Tavizsiz, pazarlıksız, vicdanı henüz oluşmamış insanı arıyor İsmet Özel. Onun hayalindeki insan müsbet veya menfi anlamda borç alıp veremeyen bir irade hayvanı, kötülüğe karşı konuşlanan bir kavga cihazı. Korkusuz, gözüpek, gözünü karartmış ve hatta kör olmalı bu insan. Bir kalbin çarpıntısına kadar gerilemiş bir kendilik, şefkatsiz ve vicdansız bir “vandal yürek.” Peki nereye gitmek istiyor şair? Bu sürekli mücadelecilikle ne yapmak istiyor?

İsmet Özel’in savaşçı etiği, kahramanlık etosu bir arınma siyasetidir. Kurucu değil kırıcı, yapıcı değil yıkıcı bir eylemsellik üzerine bina edilmiş. Onun nihilizmi anlamını mücadele ihlasında arayan bir aktif nihilizm. Aleme rıza göstermemek suretiyle yeminler zamanına irade kıvılcımları saçıyor ve dünyayı anlamlı kılıyor şair. İsmet Özel herşeyden dönebilir ama mücadeleden dönemez. Onun yaptığı şey varlıkta iradeyle ve değillemeyle iz bırakma çabası. Cennete tamah etmeden, varolmak günahından temizlenme stratejisi. İradenin kendini yakarak fıtrata dönme çabası. Dünyevi bir fena risalesi, bencil bir fedakarlık, teslim alan bir teslimiyet. Peki bunun için ne gerekiyor? Bir feedback (yani duyarlılık, medeniyet, muhatabiyet, müzakere, duraksama) kabul etmeyecek bir şiddet ve celalde atılgan ve hep meşgul bir kendilik gerekiyor. Onun istediği şey işleyen demir yahut akan su. Yosun oluşmayacak, pas tutmayacak kadar eylemsel, toz kondurulurarak sorumluluk atfedilemeyecek kadar kendinden geçmiş bir kendilik. Bilince mecali kalmayan bir berraklık. Hiçkimseye karşı mahçup olmayan bir hicabsızlık. Çıplak bir kendilik. Sadece ve herşeye karşı kendilik. “Neme yetmez benceğize kendi halim.”

Burada İsmet Özel’deki tutumun basit bir nihilizm değil aktif bir nihilizm olduğunu tekrar not etmekte fayda var: Nihilizm bir tür anlam kaybı ve kayıtsızlık olarak menfi bir tutum. Aktif nihilizm ise farklı birşey: Yıkılması gerekenler veya yıkıntılar arasında anlamı yeniden doğurmak cehdini ifade ediyor. Hem yıkıyor hem de yeniyi kurmak istiyor. İsmet Özel’in iradesi asla pasif bir nihilizme (çaresiz bir teslimiyete) müsaade etmez. Ancak aynı irade çare olacak bir geçmişe de teslim olmuyor, bu yüzden muhafazakar değil, devrimci. Deviremediği zaman “terörist” (“dünya sistemi”ne karşı reçetesinde olduğu gibi). Onun nihilizmi eski tanımları iptal etmek için, başkasınca tanımlanmayı reddetmek için var. Aktifliği gelecek olarak kendi elleriyle inşa ettigi bir gecmişe (biz kimiz sorusuna) insanları davet etmesi. Davet etmek nefisine ağır geleceği için bunu bir milli kimlik tespitine, teklif edilmek yerine herkesin tepesinde kılıç gibi sallanan bir Türklük turnusoluna çeviriyor. Dediği yine dedik. Onun yaptığı radikal bir tecdid ama geleneği naif bir güncelleme değil, radikal bir günceli gelenekleştirme çabası. Köksüzlüğüne kanaat ve şehadet getirdiği dünyaya bir kök kazandırmak istiyor. Onun inşa etmek istediği yeni kimliğin unsurlarını (Ehl-i Sünnet, gaza beylikleri, İmam-ı Azam vs gibi vurgularını) bir geçmiş nostaljisi olarak okumamak gerekir. Burada nihilist tutum, geçmişe yapılan atıflara rağmen, önerilen şeyin dışındaki herşeye karşı gösterilen sert tutumda (bir nevi “cahiliyye” veya “münafıklık” ithamlarında) yatıyor. İçerik bir kez daha tarihin bir kazasıdır.

Şair, hayatın sualsiz bombardımanına uğramıştır, geri dönemez. Hayatın ona sapladığı kurşunlar saçma da olsalar damarlarında gezinir, onları kendinden artık çıkaramaz. Şair bilir ki hepimiz tarihseliz. Takdirin içinde çırpınırız. Çırpınmalarımız kadere katılan jestlerimizdir. Şair herkes gibi saldırıya uğramıştır. Fakat o savaşmayı yegane olma olarak bellemistir. Kelle koltukta cepheye atılan bir bîser savaşçı, berserk warrior yahut serdengeçti mücahit o. Peki, alemde kılıçla saf yararak, yol açarak süluk eden bir veli mi yoksa bir ilahi cinnete giriftar olmuş öngörülemez bir deli mi? İşte bu kestirilemiyor. Tatlı bir hezeyan ile safi bir hakikat arasında şairin neye tekabül ettiği çetin bir soru olarak her okuyucusunu tehdit ediyor. Bu bir şairin velayeti sorunu olarak Plato’dan beri insanlığın karar veremediği bir sorudur. Şairinki büyü müdür yoksa vahiy mi, hakikat midir yoksa tahrip mi? İsmet Özel’in karizması geriye dönüp bakmamasında yatıyor. “Benim sırrım nefsimi ıslah etmeyişimde saklı” derken uzlaşmazlığına tevazu katmıyor, gayrımaslahatçı bir kendiliğin kelamını yapıyor. O yüzden geride kalanın yıkım olması onu o kadar rahatsız edemiyor. O, el sıkışmaya yanaşmayan bir sıkılmış yumruk. “Kavganın göbeği” onun yeri. İsmet Özel yoğunlaşmış bir irade olarak sadece bir noktada, kendisinde yaşıyor. Savaş bitmiş” o “nöbette unutulmuş”tur. Onu “çatık kaşla” kükreyen bir ırmak kılan “dikatörlük” işte budur.

[NOT: Bu metnin tam hali Tezkire Dergisi’nde yayınlandı: Bilici, Mücahit (2025) “İsmet Özel: Bir Dava Adamının Aktif Nihilizmi.” Tezkire Dergisi. Yıl: 34, Sayı: 94, (55-71).]

Önceki İçerikÇEVİRİ | SDG, Doğu Suriye’yi nasıl kaybetti?
Sonraki İçerikMinneapolis’te ikinci ICE cinayeti, ABD’yi ayağa kaldırdı