Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Trump faktörü ve “Zeitenwende”: Almanya dış politikasının zorunlu dönüşümü

Trump faktörü ve “Zeitenwende”: Almanya dış politikasının zorunlu dönüşümü

Trump, Almanya dış politikası için bir istisna değil, sert bir öğretmendi. Almanya, geri dönüşü olmayan bir eşiği aşmıştır. Bu eşik, "ticaret yapan devlet" kimliğinden, "jeopolitik oyuncu" kimliğine geçiş sancısıdır.
5

Donald Trump’ın ABD başkanlık sürecini yalnızca Amerikan iç siyasetine dair bir sapma olarak görmek mümkün değil. Trump, özellikle Almanya açısından, II. Dünya Savaşı sonrası yerleşik dış politika varsayımlarını sarsan ve artık geri dönüşü olmayan bir kırılmayı temsil ediyor. Almanya için mesele Trump’ın kişiliği değil; onun temsil ettiği güç siyaseti, öngörülemezlik ve “America First” yaklaşımının, Berlin’in alıştığı dış politika konfor alanını ortadan kaldırmış olmasıdır.

Bu yazı, Trump üzerinden Almanya dış politikasındaki değişimi, ortaya çıkan zorlukları ve aynı zamanda oluşan fırsatları ele almayı amaçlıyor. Temel iddia şudur: Trump, Almanya’yı istemeden de olsa dış politika ve güvenlik alanında büyümeye zorlayan bir katalizör olmuştur. Trump, 2022 yılında dönemin Şansölyesi Olaf Scholz tarafından ilan edilen ‘Zeitenwende’yi bir siyasi söylem olmaktan çıkarmış; yarattığı gerilimlerle bu süreci savunma alanında hızlı bir büyümeye mahkûm eden asıl dinamiği oluşturmuştur. [1].

Şansölye Scholz ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Selenskyj, başkent Kiev’de. (AP / Evgeniy Maloletka)

Trump Öncesi Almanya: “Handel durch Wandel” İllüzyonu

Trump öncesinde Almanya dış politikası büyük ölçüde öngörülebilir, düşük riskli ve ABD’nin güvenlik şemsiyesi altında şekillenmişti. Almanya kendisini askerî bir güçten ziyade “Zivilmacht” (Sivil Güç) olarak tanımlıyor; diplomasi, ekonomi ve çok taraflılık üzerinden uluslararası etkisini artırmayı tercih ediyordu. Bu dönemin hâkim paradigması “Handel durch Wandel” (Ticaret Yoluyla Değişim) idi; yani otoriter rejimlerle (Rusya ve Çin) ticaret yapmanın onları liberalleştireceği ve barışçıl kılacağı varsayılıyordu [2].

Bu yaklaşımın temel dayanağı ise ABD idi. NATO üyeliği ve Amerikan güvenlik garantisi, Almanya’nın askeri kapasitesini sınırlı tutmasına olanak sağladı. Ekonomik olarak küresel bir dev olan Almanya, güvenlik alanında ise bilinçli bir çekingenlik sergiledi.

Trump ile Gelen Kırılma: Enerji ve Güvenlik Uyarıları

Donald Trump’ın başkanlığı, bu varsayımları kökten sarstı. “America First” yaklaşımı, ABD’nin müttefiklerine koşulsuz bağlı olduğu fikrini açıkça reddediyordu. Almanya, Trump söyleminde özellikle hedef haline geldi: yüksek ticaret fazlası ve NATO savunma harcamalarının düşüklüğü Berlin-Washington hattında ciddi bir güvensizlik yarattı [3]. Daha da önemlisi Trump, Almanya’nın Rus enerjisine (özellikle Nord Stream 2 projesine) olan bağımlılığını sert bir dille eleştirdi ve Berlin’in “Moskova’nın esiri” olduğunu iddia etti. O dönem Alman siyasi eliti tarafından abartılı bulunan bu uyarıların, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle ne kadar isabetli olduğu acı bir tecrübe ile anlaşıldı [4]. Trump döneminde transatlantik ilişkiler ilk kez sistematik biçimde sorgulandı ve ABD, Almanya için ilk kez “öngörülemez” bir aktör haline geldi.

Merkel ve Trump Buluşması, Foto: Trump White House Archived, Flickr.com

Güvenlik Politikası Alanında Şok ve “Zeitenwende”

Trump’ın NATO’nun 5. maddesine açık destek vermekten kaçınması, Almanya’da “ABD’ye ne kadar güvenilebilir?” sorusunu gündeme getirdi. Bu güvensizlik, Almanya’nın savunma mimarisindeki en büyük dönüşümün fitilini ateşledi.

Trump’ın yarattığı sarsıntı olmasaydı, Olaf Scholz’un Ukrayna savaşı sonrası ilan ettiği ve Alman ordusu (Bundeswehr) için 100 milyar Euro’luk özel fon ayrılmasını öngören “Zeitenwende” politikası bu kadar hızlı kabul görmeyebilirdi. Trump, Almanya’yı güvenlik politikasında uyanmak zorunda bıraktı; Putin ise tetiği çekti. Artık savunma, sadece teknik bir bütçe meselesi değil, stratejik bir zorunluluk oldu.

Mindaugas Kulbis/AP/dpa

Zihinsel Dönüşüm ve Çin Faktörü

Trump’ın en kalıcı etkisi, Almanya’nın dış politikadaki zihinsel dönüşümünde görüldü. Normlara dayalı dış politika söylemi, yerini giderek daha fazla “Realpolitik”e, çıkar ve caydırıcılık tartışmalarına bıraktı. Ayrıca ABD’nin stratejik odağını Avrupa’dan Hint-Pasifik’e (Çin’e) kaydırması, başkan kim olursa olsun değişmeyen bir Amerikan devlet politikası haline geldi. Bu durum, Almanya’yı Asya ile olan ekonomik ilişkilerini de bir “ulusal güvenlik” merceğinden yeniden değerlendirmeye zorladı [5].

Avrupa Boyutu: Stratejik Özerklik Arayışı

Trump, Almanya’yı sadece kendine değil, Avrupa’ya da yaklaştırdı. ABD’ye güvenin azalması, Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un sıkça dile getirdiği “Avrupa Stratejik Özerkliği” tartışmalarını hızlandırdı. Almanya, PESCO gibi ortak savunma girişimlerini daha ciddiye almaya başladı [6].

Friedrich Merz, solda, ve Emmanuel Macron Élysée Sarayı’nda © Ludovic Marin/POOL/AFP Getty Images aracılığıyla

Bu özerklik arayışı artık sadece diplomatik bir retorikten ibaret değil; devasa bir sanayi hamlesine dönüşüyor. Nitekim Avrupa’nın savunma alanında toplamda 1 trilyon dolarlık bir harcama eşiğine gelmesi ve Alman savunma devi Rheinmetall’in tek başına yıllık 1,5 milyon adet 155 mm top mermisi üretme kapasitesine ulaşarak ABD’nin toplam üretimini geride bırakmaya hazırlanması [7], bu ‘zorunlu büyümenin’ ve jeopolitik realitenin en somut göstergesidir.

Ancak burada bir ikilem söz konusu: Tarihsel nedenlerle liderlikten kaçınan bir Berlin ile ekonomik ve siyasi ağırlığı nedeniyle lider olmaktan kaçamayan bir Berlin gerçeği çatışıyor. Almanya, “isteksiz hegemonya” (reluctant hegemon) rolünden sıyrılıp Avrupa güvenliğinin ana yüklenicisi olmaya zorlanıyor.

Sınırlar ve Riskler: İç Politik Engeller

Tüm bu farkındalığa rağmen Almanya’nın önünde ciddi sınırlar bulunuyor. Dönüşümün önündeki engel sadece pasifist kamuoyu değil, aynı zamanda anayasal “Borç Freni” (Schuldenbremse) uygulaması ve koalisyon hükümetlerinin karar alma süreçlerindeki hantallığıdır. Alman bürokrasisi ve siyaseti, jeopolitik krizlerin gerektirdiği hıza henüz erişebilmiş değil [8]. Asıl risk, Trump sonrası dönemde veya Demokrat bir yönetimde “eski konfora dönüş” isteğinin yeniden baskın çıkmasıdır.

Sonuç: Kalıcı Bir Uyanış mı?

Donald Trump, Almanya dış politikası için bir istisna değil, sert bir öğretmendi. Asıl mesele Trump’ın şahsı değil; ABD’nin artık eskisi gibi “Avrupa’nın ebedi koruyucusu” olmayabileceği gerçeğidir.

Almanya, Trump dönemi ve akabinde gelen Ukrayna savaşıyla birlikte geri dönüşü olmayan bir eşiği aşmıştır. Bu eşik, “ticaret yapan devlet” (trading state) kimliğinden, “jeopolitik oyuncu” kimliğine geçiş sancısıdır. Trump gittiğinde bile, Almanya için bu stratejik yalnızlık ve kendi başının çaresine bakma zorunluluğu yerinde durmaya devam edecektir.

Kaynaklar:

[1] Bundesregierung (2022). “Regierungserklärung von Bundeskanzler Olaf Scholz am 27. Februar 2022” 

https://www.bundesregierung.de/resource/blob/975954/2008580/b7348ec7b88380164f7873453c7b6758/25-2-bk-reg-erkl–data.pdf?download=1

[2] Bundeszentrale für politische Bildung (2018). “Zivilmacht Deutschland: Ende einer Ära? (Hanns W. Maull)”

https://www.bpb.de/system/files/pdf_magazin/apuz-2018-28-29_online.pdf

[3] Deutsche Gesellschaft für Auswärtige Politik (2020). “Die transatlantische Illusion (Josef Braml)” 

https://dgap.org/sites/default/files/article_pdfs/dgap-analyse-2020-08-de.pdf

[4] Stiftung Wissenschaft und Politik – SWP (2020). “Nord Stream 2: Ein Druckmittel gegen Russland?” 

https://www.swp-berlin.org/publikation/nord-stream-2-ein-druckmittel-gegen-russland

[5] Auswärtiges Amt (2023). “Strategie der Bundesregierung zu China” 

https://www.auswaertiges-amt.de/blob/2608550/094b99812480a424a1993444456956f4/china-strategie-data.pdf

[6] DER SPIEGEL (2020). “Strategische Autonomie Europas: Toxische Wortklauberei (Major & Mölling)”

https://www.spiegel.de/ausland/eu-und-die-strategische-autonomie-toxische-wortklauberei-a-77a58db9-6dac-48c9-8aa0-8073215234f2

[7] Rheinmetall AG (2024). “Rheinmetall baut Produktionskapazitäten für Artilleriemunition massiv aus – Ziel von rund 1,5 Mio. Geschossen pro Jahr bis 2027”

https://www.rheinmetall.com/de/media/news-watch/news/2024/02/2024-02-12-spatenstich-fuer-neues-werk-unterluess

[8] Hans-Böckler-Stiftung / IMK (2024). “Schuldenbremse reformieren, Transformation beschleunigen (Sebastian Dullien)” 

https://www.econstor.eu/bitstream/10419/283062/1/p-imk-report-187-2024.pdf

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın