12 Mart Muhtırası’nı verip Süleyman Demirel Hükümeti’ni devirenler, askerî komuta kademesindeki dört komutandı. Türkiye’yi daha iyi yöneteceklerine inanıyorlardı. 200 yıllık parlamenter geleneğimizin en önemli zaafı, sivil toplumu yok saymasıdır. 12 Mart Muhtırası ile yönetime el koyanlar, kibirliydiler. Sivilleri küçümsüyorlardı. Askerî müdahaleyi yapan komuta kademesi, zaman içinde iktidarı sivillere devretmek yerine kalıcı olarak koltukta oturmanın yolunu aramaya başladı.
Türk modernleşmesinin her harcında askerî bir zihniyetin varlığı inkâr edilemez. Türk modernleşmesinin yolu askerî otoriterleşmeye çıkar. Muhafazakârlık da otoriter bir zemin üzerinde oturur. 12 Mart Muhtırası’nı veren generallerin nasıl tasfiye edildiklerinin hikâyesi de bu iddiamızı doğrular nitelikte. 12 Mart müdahalesinin diğerlerinden farkı, Meclis’i feshetmemiş olmasıdır. Yakında Cumhurbaşkanlığı seçimi vardı. Müdahaleyi yapan komuta kademesinden dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Faruk Gürler, Cumhurbaşkanı adayı olarak ortaya çıktı. Cumhurbaşkanını Meclis seçecekti. Belli bir oy sayısına ulaşmadan seçilmesi mümkün değildi. Oylama başladı. Faruk Gürler, localardan oylamayı izliyordu. Asker istediğine göre seçilmemesi söz konusu değildi. Meclis bomboştu. Bir tur, iki tur, gerekli çoğunluk sağlanamadı. Meclis’i tanklar çevirdi. Yine fayda etmedi.

Sonra neler olduğunu, cezaevinde birlikte kaldığımız o zamanki CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit (Liderler Hapishanesi-12 Eylül Günlükleri, sayfa 79) şöyle anlattı: “Gürler’e oy vermediğimizin ertesi günüydü. Kapımız çalındı. Karşımda bir subay. ‘Buyrun,’ diyerek içeriye davet ettim. Subay, ‘Efendim, Genelkurmay Başkanlığından geliyorum. Acele, sizi bekliyorlar,’ dedi. Ben de içimden, ‘Tamam, artık olan oldu. Bu iş burada bitti,’ diyerek hazırlanmam gerektiğini düşündüm. Hanımla valizimi toparladık. Ayrılırken eşim Rahşan’a, ‘Bakarsın dönmem, hakkını helal et,’ sözleriyle o günkü duygularımı dile getirdim. Helalleşip ayrıldım. Kapımız, Faruk Gürler’e oy vermememizin ertesi günü çalınmıştı ve ben Genelkurmay’a davet edilmiştim. Varın bu durumda siz düşünün, insanın aklına neler gelir. Askeri araca binerek, yanımda beni davet eden subayla birlikte Genelkurmay’a gittik.
Genelkurmay Başkanı Semih Sancar ve komutanlar oturmuşlar, beni bekliyorlardı. Komutanlar beni beklemediğim ölçüde kibar karşıladılar. Semih Sancar diğer komutanların da onayını alarak tane tane konuşmaya başladı. Sayın Ecevit, dün, meclisimiz onurlu bir davranış gösterdi. Doğrusu biz bu kadarını beklemiyorduk. Kutlarız. Ordunun herhangi bir Cumhurbaşkanı adayı yok. Siz bildiğiniz gibi hareket edebilirsiniz. Cumhurbaşkanı’nı seçme hakkı, TBMM’nindir.” Böylece meclis idareyi ele almış, 12 Mart 1971 askeri darbesinin sonu gelmişti.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.