Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Ortadoğu savaşının göbeğinde…

Ortadoğu savaşının göbeğinde…

Erdoğan’ın İsrail ve Filistin politikası nedeniyle İsrail’le yeni bir sürtüşmenin yaşanması kuvvetle muhtemel. Öcalan’la yürütülen PKK’nın dönüşüm sürecinin önemi, mevcut koşullarda bir kez daha ortaya çıkıyor.

Yaşanan bir Ortadoğu savaşı. Daha ötesi, büyük bir siyasi eksen savaşı…

Netanyahu, Gazze’yi insansız hâle getirdi; çoluk çocuk katletti, Hamas’ın ve Hizbullah’ın belini kırdı. Suriye’yi, Lübnan’ı bombaladı. Tehdit olarak gördüğü İran’a saldırıyor.

ABD’yle birlikte ilk bakışta sonuçsuz bir savaşa girdiler. İran’ı yerle bir ediyorlar. Nükleer tesislerini yok etmek, rejimini değiştirmek, bölgedeki etkisini iyice geriletmek istiyorlar.

Rejim değiştirmek bu yolla mümkün değil; hiç bir zaman da olmadı.

Ama dengeleri değiştirmek mümkün. ABD ve İsrail, Ortadoğu dengelerini değiştirip asli güç hâline geldiklerini tescil etmenin peşinde.

Bu politikayı tek başlarına da yürütmüyorlar.

ABD ve Avrupa’nın üç önemli ülkesi; Almanya, İngiltere ve Fransa (dolaylı olarak) arkalarından geliyor. Bir dönem Almanya Başbakanı Merz’in açık açık söylediği “Pis işlerimizi İsrail görüyor.” sözünü unutmamak gerekir.

Dünya öyle bir hâle geldi ki uluslararası hukuk, gelenekler, kurumlar, dengeler çöpe atıldı. Devlet şiddeti ve keyfiliğin önü alabildiğine açık. Bölgede isteyen ülke, istediği ülkeye saldırabiliyor. Savaş teknolojisi, uzak ülkeler arasındaki çatışmaları mümkün kılıyor. Bir füze ve drone cehennemi yaşanıyor.

Bu işin bir yanı.

Ama bir de vahim diğer yanı var. Güvensizliği artıran, milliyetçiliği ve güçlü iktidarları besleyen, güven arayışını onlara yönelten, faydayı her şeyin önüne koyan bir tablo bu.

İşin diğer tarafı ise hem dünya hem bölge siyaseti hem de Türkiye bakımından son derece önemli.

Bu bakımdan şu anda görünen en önemli sonuç, şüphesiz ki İran’ın 1979’dan itibaren Ortadoğu üzerinde kurduğu kısmi hegemonyanın kırılması oldu.

İran’ın; Hizbullah gibi, her biri neredeyse devlet kadar güçlü örgütlerle, Suriye’de Esad rejiminin varlığıyla, Rusya’nın desteğiyle ve Irak’taki gücüyle izlediği Şii egemenlik siyaseti — yani Ortadoğu ve Körfez’i bir ahtapot gibi kuşatma hâlinin sona ermesinin ya da sona erdirilmeye çalışılmasının ikinci perdesini yaşıyoruz.

İlk perdede İsrail, Suriye ve Lübnan’daki Şii güç merkezlerini yerle bir etmişti. Şimdi ABD’yle birlikte İran’ın üzerinde tepiniyor.

Ortadoğu’da sınırların çizilmesi ve İsrail devletinin kurulmasıyla 1916’da ve 1948’de olanlar, başka bir çerçevede yeniden yaşanıyor. Sınırlar olmasa da güç eksenleri yeniden belirleniyor.

Bu durum Türkiye’yi ne kadar etkiler?

Bu gelişmelerin Türkiye’nin askerî savunma konsepti üzerinde etkili olması, hava savunma sistemlerine yönelik yatırımları teşvik etmesi ve askerî harcamaları artırması kaçınılmaz görünüyor.

Türkiye’nin Suriye’deki konumu ve bu ülkede İsrail’le karşı karşıya gelebilme ihtimali ise bir diğer güvenlik unsuru olarak öne çıkıyor. Türkiye bir NATO ülkesi. İsrail’in yayılması büyük ölçüde Trump’ın kontrolünde ilerliyor. Bunlar Türkiye’ye bir kalkan sağlasa da Erdoğan’ın İsrail ve Filistin politikası nedeniyle İsrail’le yeni bir sürtüşmenin yaşanması kuvvetle muhtemel.

Öcalan’la yürütülen PKK’nın dönüşüm sürecinin önemi, mevcut koşullarda bir kez daha ortaya çıkıyor. PKK gibi her an yeni müttefikler arayabilecek — örneğin İsrail’le ilişki kurabilecek — silahlı bir yapının siyasete evrilmesi, Kürt hareketinin Türkiye siyasetine entegre olması hem siyasi-demokratik bir mesele hem de Türkiye ve Suriye açısından bir güvenlik konusu hâline gelmiş durumda.

En nihayetinde devlet aygıtı, güvenlik politikaları ve dış siyasetin bu denli öne çıkması; denge ve genişleme politikalarını akıllıca izleyen Erdoğan’a iç politikada destek kazandırması da şaşırtıcı olmayacaktır.

Bölgenin hâli budur.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın