Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Gazze’nin Gölgesinde “Yılın Düğünü”: İsrail’de Kohenlik Krizi ve Çifte Standart Tartışması

Gazze’nin Gölgesinde “Yılın Düğünü”: İsrail’de Kohenlik Krizi ve Çifte Standart Tartışması

İsrailli şarkıcı Oşer Kohen ile model Eden Pines’in gösterişli düğünü, Yahudi evlilik hukukunu ve Başhahamlığın ünlülere ayrıcalık tanıyıp tanımadığı tartışmasını yeniden alevlendirdi. Gazze savaşının ortasındaki ihtişam ise ayrıca dikkat çekti.

İsrail’de bir düğün bazen sadece bir düğün değildir. Hele damat ülkenin en popüler genç şarkıcılarından biri, gelin ise magazin ve moda dünyasının en tanınan simalarından biri olursa… Üstelik nikâhı İsrail Sefarad Başhahamı kıyıyorsa, o pırıltılı gece bir anda din, hukuk, medya, cemiyet hayatı ve toplumsal adalet tartışmalarının kesiştiği bir memleket meselesine dönüşebiliyor. Hele aynı günlerde Gazze’den ölüm, yıkım ve açlık görüntüleri gelirken, böyle bir ihtişamın İsrail toplumunda hangi vicdanî soruları bastırdığı ayrıca düşünmeyi hak ediyor.

Bugünlerde İsrail’de tam da böyle bir olay yaşandı. Dinî otoritenin, şöhret kültürünün, medya gücünün ve toplumsal adalet tartışmalarının iç içe geçtiği bu düğün, magazin sayfalarında başlayan bir hikâyenin kısa sürede ülkenin din-devlet fay hatlarını harekete geçiren bir tartışmaya dönüşebildiğini gösterdi. Fakat bu tartışmanın daha ağır ahlâkî arka planı vardı: Ülke, bir yanda savaşın ve Gazze’deki sivil katliamlarının gölgesinde yaşarken, diğer yanda seçkinlerin parıltılı eğlenceleriyle meşguldü.

1998 doğumlu İsrailli ünlü şarkıcı, söz yazarı ve besteci Oşer Kohen ile model ve oyuncu olarak tanınan magazin figürü Eden Pines’in evliliği, ilk bakışta yılın en parlak sosyete hadiselerinden biriydi. Mizrahi (Doğu)/pop tarzındaki eserleriyle geniş bir hayran kitlesine sahip Kohen ile İsrail moda ve televizyon dünyasının tanınan isimlerinden Pines’in birlikteliği, uzun süredir İsrail magazin medyasının yakın takibindeydi.

Magazin Dünyasından “Yılın Düğünü”ne

Çiftin ilişkisi, geçen yıl eylül ayında Oşer Kohen’in Eden Pines’e yaptığı sürpriz evlilik teklifiyle magazin basınında geniş yankı bulmuştu. Bu ilişki, birkaç gün evvel, 17 Mayıs 2026’da düzenlenen gösterişli bir törenle evliliğe dönüştü.

Düğün, İsrail’in Merkez Bölgesi’nde yer alan Nes Tziyona’daki lüks Gabriel kompleksinde yapıldı. Müzik, moda, televizyon ve cemiyet dünyasından yaklaşık 1.200 davetlinin katıldığı tören, sıkı güvenlik önlemleri, özel giriş kodları, siyah resmî kıyafet zorunluluğu ve “yalnızca yetişkinler” konseptiyle adeta prestij gösterisine dönüştü. Gazze’de insanlar temel gıdaya ve güvenli bir barınağa ulaşamazken, bu ölçekte bir gösterişin İsrail kamuoyunda yalnızca magazin merakıyla değil, ahlâkî bir sorgulamayla da karşılanması beklenirdi.

Gecenin dekorasyonu da bu ihtişamı tamamlar nitelikteydi. Geleneksel Yahudi nikâh çadırı olan huppa alanı, ilerleyen saatlerde yapay karlar, kutup ayıları ve geyik figürleriyle süslenmiş bir “Narnia” atmosferine büründürüldü. Gelin Eden Pines, ünlü tasarımcı Galia Lahav imzalı dört ayrı gelinlikle dikkat çekerken; Oşer Kohen de düğün günü yayımladığı Wedding Songs adlı mini albümüyle geceyi aynı zamanda bir müzik lansmanına çevirdi. Bir yanda masalsı bir “Narnia” dekoru, diğer yanda Gazze’de gerçek bir yıkım manzarası… Bu keskin tezat, meselenin yalnızca magazin değil, aynı zamanda toplumsal vicdan meselesi olduğunu gösteriyordu.

Ne var ki İsrail’de ertesi gün manşetlere taşınan asıl mesele, düğünün yukarıda zikredilen ihtişamlı yönleri değil, nikâhın arkasındaki derin halahik, yani Yahudi hukukuna ilişkin tartışmalar oldu. Başka bir ifadeyle, magazin dünyasının “yılın düğünü” olarak sunduğu bu tören, kısa sürede İsrail’de dinî otorite, Başhahamlık kurumu, evlilik hukuku ve toplumsal eşitsizlik tartışmalarının merkezine yerleşti.

Ancak buaradan bakınca bu düğünün insanlık adına bizi asıl düşündürmesi gereken yönü bundan çok daha derin gibi: Tarihinde sürgün ve kıyım gibi büyük felaketler yaşamış bir toplum, Gazze’de masum insanlar bir dilim ekmeğe ve bir yudum suya muhtaç hale getirilmişken, kendi seçkinlerinin bu gösterişli hayatını nasıl bu kadar olağan karşılayabiliyor? Savaşın ağır insanî bedeli ile magazin dünyasının parıltılı konforu aynı anda nasıl yan yana durabiliyor? Acının ne demek olduğunu iyi bilen ve bunu tarihsel hafızasında taşıyan bir toplum, başkalarının acısı karşısında nasıl bu ölçüde duyarsızlaşabiliyor; mazlumun feryadına karşı vicdanını nasıl bu kadar kolay susturabiliyor?

Soyadın Ağır Mirası: Kohen Hukuku

Damat Oşer’in “Kohen” (Cohen) soyadı, meseleyi doğrudan Yahudi hukukunun, yani Halaha’nın, en hassas alanlarından birine taşıdı. Yahudilikte kohen, Hz. Harun’un soyundan geldiğine inanılan din adamı sınıfını ifade eder. Mabed döneminde kurban ibadetlerini yürütmek, buhur yakmak, kutsama yapmak ve mabed ritüellerini icra etmek kohenlerin temel görevleri arasındaydı.
Kohenler, Yahudilikte kutsallık ve ritüel saflık bakımından özel statüye sahip oldukları için diğer Yahudilere göre daha katı dinî kurallara tâbi tutulmuşlardır. Bu durum özellikle evlilik hukuku alanında belirgindir. Klasik Yahudi hukukuna göre bir kohenin boşanmış bir kadınla evlenmesi yasaktır. Rabbanî gelenekte bu yasaklar daha da ayrıntılandırılmış; özellikle Yahudi olmayan biriyle cinsel ilişki yaşamış bir Yahudi kadının da kohenle evlenemeyeceği görüşü kabul görmüştür.

İsrail’de zaman zaman tartışma konusu olan meselelerden biri de budur. Seküler yaşam tarzına sahip kişilerin geçmiş ilişkilerinin hahamlık makamları tarafından nasıl değerlendirileceği, ciddi hukukî ve toplumsal krizlere yol açabilmektedir. Bu nedenle modern İsrail’de kohenlik yalnızca dinî bir kimlik meselesi değil, aynı zamanda hukukî ve toplumsal sonuçları olan bir statü olarak varlığını sürdürmektedir. Zira İsrail’de Yahudi vatandaşların evlilik ve boşanma işlemleri büyük ölçüde hahamlık mahkemelerinin yetki alanındadır. Dolayısıyla bir kişinin kohen kabul edilip edilmemesi, onun kimlerle evlenebileceğini doğrudan belirleyen dinî-hukukî bir meseleye dönüşmektedir.

Bu sebeple bu hafta İsrail basınında Eden Pines’in geçmişte Yahudi olmayan biriyle ilişki yaşadığına dair bilgilerin yer alması, bu evliliğin dinî meşrûiyetini tartışmalı hale getirdi. Eğer bu iddialar doğruysa ve Oşer Kohen halahik açıdan “muhzak kohen”, yani kohenliği dinî bakımdan kabul edilmiş/doğrulanmış bir kişi sayılıyorsa, bu evlilik klasik Ortodoks yorum açısından gayri meşrû kabul edilmektedir.


Türkiye’den Bir Örnek: A. Kohen Vakası

Kohenlerin evlilik hukuku etrafında yaşanan gerilimler yalnızca İsrail’e özgü değildir. Magazin dünyasından bağımsız olmakla birlikte, Türk Musevi cemaatinde de geçmişte benzer bir kohen evliliği vakası ciddi tartışmalara yol açmıştı. Neve Şalom başta olmak üzere çeşitli sinagoglarda uzun yıllar hazanlık (müezzinlik, duâhanlık) yapan A. Kohen, dul bir kadınla evlenmesi sebebiyle cemaat içinde ağır tepkilerle karşılaşmış, herem ilan edilerek cemaatten atılmıştı.

A. Kohen’in yaşadıkları, kohen statüsünün teorik bir fıkhî kategori olmaktan öte, bireylerin evlilik tercihleri, cemaat aidiyeti ve sosyal kabul süreçleri üzerinde doğrudan etkili olabildiğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Nitekim A. Kohen, cemaatten dışlandığını ve bir tür hereme maruz bırakıldığını ifade etmiş; ardından eşi ve kızıyla birlikte Beyoğlu Müftülüğü’nde kelime-i şahadet getirerek Müslüman olmuştu. Bu olay, Cumhuriyet dönemi Türkiye Musevi cemaati tarihinde Yahudi bir din görevlisinin ailesiyle birlikte Müslüman olması bakımından da istisnaî bir örnek olarak kayıtlara geçmiştir.

Öte yandan bu örnek ile Oşer Cohen–Eden Pines evliliği etrafında İsrail’de yaşanan tartışma, meselenin daha geniş bir Yahudi hukuk geleneği içinde değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Zira her iki olayda da mesele yalnızca iki kişinin evliliğinden ibaret değildir; asıl mesele, kohenlik statüsünün modern hayat, bireysel tercih, cemaat baskısı ve dinî otoriteyle nasıl çatışabildiğidir.

Soyağacı Araştırması ve Fıkhi (Halahik) Boşluklar

Tzohar Rabbinical Organization Başkanı Haham David Stav, yaptığı basın açıklamasında Oşer Cohen–Eden Pines meselesinin dinî-hukukî zeminini açık biçimde ortaya koydu. Stav, Yahudi hukukuna göre Yahudi olmayan biriyle ilişki yaşamış bir kadının bir kohenle evlenemeyeceğini belirtti. Bununla birlikte modern İsrail’de bu tür krizlerin nasıl aşıldığına dair fiilî uygulamaya da dikkat çekti.

Buna göre hahamlık makamları, “Kohen” (Cohen) soyadını taşıyan her bireyi otomatik olarak “kesin kohen”, yani “kohenmuhzak”, kabul etmemektedir. Kişinin kohenlik statüsü, gerektiğinde soy zinciri, aile geçmişi ve cemaat kayıtları üzerinden ayrıca incelenmektedir. Zira İsrail’de bu soyadını taşıdığı halde kohenlik silsilesi tam olarak doğrulanamayan aileler de bulunmaktadır.

Stav’a göre, yapılan inceleme sonucunda damadın kohenliği kesin biçimde ispatlanamazsa hahamlık mahkemeleri evliliğe onay verebilmektedir. Ancak sınır da nettir: Soyu açık şekilde doğrulanmış gerçek bir kohen söz konusu olduğunda, hahamlık mahkemesinin bu yasağı aşmasının halahik açıdan bir yolu bulunmamaktadır.


Başhahamın Kıydığı Nikâh ve “Çifte Standart” Eleştirisi

Oşer Cohen’in evliliğini sıradan bir magazin tartışmasının ötesine taşıyan asıl unsurlardan biri de nikâhı bizzat İsrail Sefarad Başhahamı David Yosef’in kıyması oldu. Bu durum, Başhahamlığın ünlü ve nüfuzlu kişilere karşı daha esnek, sıradan vatandaşlara karşı ise daha katı davrandığı yönündeki eleştirileri yeniden gündeme getirdi. Bazı yorumlarda bu esnekliğin yalnızca toplumsal nüfuzla değil, maddî çıkar ilişkileriyle de bağlantılı olabileceği ileri sürüldü.

Sosyal medyada çok sayıda kullanıcı, sıradan insanların hahamlık bürokrasisi içinde uzun ve yıpratıcı süreçlerden geçmek zorunda kaldığını hatırlatarak bu nikâhı bir “çifte standart” örneği olarak değerlendirdi. Eleştirilerde, benzer hukukî sorunlara sahip sıradan çiftlerin Başhahamlık’tan kolaylıkla onay alamayacağı; buna karşılık ünlü ve görünür kişiler söz konusu olduğunda dinî-hukukî engellerin daha hızlı aşılabildiği vurgulandı.

Din Hizmetleri Bakanlığı’nın Savunması: “Dini Prosedür İşletildi”

Yükselen tepkiler üzerine İsrail Din Hizmetleri Bakanlığı resmî bir açıklama yaptı. Açıklamada, çiftin evliliğinin Yahudi hukukuna uygun olduğu ve dosyanın Tel Aviv Başhahamı Zavdya Kohen tarafından incelendiği belirtildi. Bakanlık ayrıca çifte “İsrail’de sadık bir Yahudi yuvası kurmaları” temennisinde bulunarak dinci ve muhafazakâr kesimlere de dolaylı bir mesaj verdi.
Dinî otoriteler ise sosyal medyada dolaşan yorumların önemli bir kısmının spekülasyona dayandığını savundu. Başhahamlık çevrelerine göre gerekli bütün dinî, yani halahik ve bürokratik prosedürler eksiksiz biçimde uygulanmış; kamuoyunda iddia edildiği gibi kişiye özel bir istisna yapılmamıştı.

Sonuç yerine

Oşer Kohen ve Eden Pines’in birkaç gün önce gerçekleşen düğünü, İsrail’de evlilik kurumunun yalnızca kişisel bir mesele olmadığını bir kez daha göstermiştir. Ülkede Yahudilerin evlenmesi, boşanması, kimin Yahudi sayılacağı ve kimin kiminle evlenebileceği gibi temel meseleler büyük ölçüde Başhahamlığın yetki alanında bulunmaktadır.

Bu nedenle söz konusu düğün, magazin sayfalarında başlayan bir ünlüler hadisesi olmaktan çıkarak kısa sürede din, hukuk ve toplumsal adalet tartışmalarının merkezine yerleşmiştir. Modern İsrail’de dinî otoritenin, şöhret kültürünün, medya gücünün ve eşit muamele talebinin nasıl iç içe geçtiğini gösteren sembolik bir olay haline gelmiştir.

Ne var ki bütün bu tartışmalar, İsrail’in sözde ateşkese rağmen Gazze’de sürdürdüğü katliam ve yıkım sürecinde cereyan etmiştir. Bir yanda magazin dünyasının parıltılı düğünleri, dinî nikâh tartışmaları ve Başhahamlık merkezli statü meseleleri konuşulurken, diğer yanda da Gazze’de sivillerin, çocukların ve ailelerin yaşadığı katliam, açlık ve insanlık tarihinin en büyük felaketlerinden biri devam etmektedir.
Bu sert tezat, İsrail toplumunun içeride din-devlet ilişkileri, kimlik ve hukuk üzerinden yaşadığı gerilimlerin, dışarıda çok daha ağır bir ahlaki ve insanî krizin gölgesinde kaldığını göstermektedir.

Oşer-Pines düğününün belki de en çarpıcı yönü, Siyonizmin İsrail toplumunda yol açtığı en ağır tahribatlardan birini, yani insanî duyarlılığın, ahlâkî muhasebenin ve başkasının acısını hissetme kabiliyetini zayıflatmasını bütün çıplaklığıyla görünür kılmasıdır.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın