Beyoğlu’ndaki Narmanlı Han’da dün önceki gün bir grup gazeteciyle DEM Parti İmralı Heyeti’nin üyesi ve TBMM Başkan vekili Pervin Buldan, DEM Parti sözcüsü Ayşegül Doğan ve partinin Meclis’te grupbaşkanvekili Saruhan Oluç ve kendi tarifiyle “Halkların Demokratik Sultan”ı, hala açık olan HDP’nin eşbaşkanı Sultan Özcan’la buluştuk.
Narmanlı Han, 1950’lere kadar küçük evler ve dükkanların olduğu Türkiye’nin kültür ve sosyal hayatının merkezlerinden biriydi. Tanpınar 50’lere kadar burada yaşadı. Bedir Rahmi’nin ve Aliye Berger’in atölyesi buradaydı.
Uzun bir süre metruk kaldıktan sonra şimdi bir çeşit yemek AVM’sine dönüşmüş durumda.
Bir zincir lokantanın bir katındaki buluşma, otel salonlarındaki benzer parti buluşmalarından daha sivildi.
DEM Parti, uzun süredir farklı kesimlerden insanlarla iletişime en açık parti. Benzer buluşmalarda bu çeşitlilik görülüyor.
Eylül’de kongreleri var ve muhtemelen parti adını Demokratik Cumhuriyet Partisi olarak değiştirecek. Sol örgütlerden paydaşlarla mı yol yürüyecekler yoksa daha merkezde mi konumlanacaklar merak konusu.
Ama bu toplantının gündemi bir son dakika haberiydi.
Nihayet aylardır ne zaman gelecek diye beklenen çözüm süreci yasası Meclis’e geliyor.
Bunu DEM İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan’dan duyduk.
Buldan, çerçeve yasa teklifinin görüşmeyi yaptığımız Perşembe günü Erdoğan’a sunulacağını öğrendiklerini söyledi.
Yasayı MİT, Savunma Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve AK Partili kurmayların içinde olduğu bir komisyon hazırlamış.
Öncesinde DEM Partisi’nden de teklif ve öneriler alınmış.
Anlaşılan İmralı’da Öcalan’la da yasanın çerçevesi üzerine devlet yetkilileri müzakere yürütüyorlar.
Cumhurbaşkanı bu hafta sonu AK Parti’nin kampında bu yasa taslağı üzerinde kurmaylarıyla son kez çalışacak.
Ardından hazırlanan öneri, önce DEM Parti ardından diğer siyasi partilerle paylaşılacak. Mutabık kılınan taslak Meclis Adalet Komisyonu’na gelecek. Ve en fazla 60 saat içinde buradan çıkıp Meclis’e getirilmesi bekleniyor.
İktidarın çerçeve yasa dediği bu taslağa Öcalan, “kök hücre yasası” diyor.
Çünkü bu daha sonra yasal değişiklilerin temelini oluşturacak bir kök yasa olacak.
Öcalan, görüştüğü heyete “Bir yasayla Kürt sorunu hallolmayacak ama bu kök yasa diğer yasal düzenlemelerin temeli olacak” demiş.
Pervin Buldan, Öcalan ve örgüt için her ne olursa olsun artık silahlı mücadelenin bittiği, siyasi alana geçme kararının geri döndürülmez bir stratejik karar olduğunu vurguluyor.
Öcalan’ın en çok vurguladığı bu stratejik değişim.
Buldan, Öcalan’a sürekli atıf yapmalarına tepki gösterenlerin bu stratejik kararı örgütüne ancak Öcalan’ın aldırabileceğini unutmaması gerektiğini hatırlatıyor.
Meclis’e gelecek bu kök hücre yasası PKK’lıların durumu merkezli olacak. Kendini feshetmiş silahlı bir örgütün mensupları nasıl ve hangi şartlarda ceza almadan Türkiye’ye gelebileceğini düzenleyecek.
O yüzden bu yasada TMK, TCK ya da diğer kanunlarda bir düzenleme yapılmayacak.
Kendini fesh etmiş bir örgüt için çıkarılan özel bir yasa bu.
Ama diğer düzenlemeler hiç yapılmayacak demek değil bu.
Komisyonun üzerinde hemfikir olduğu TCK, TMK, kayyımlarla ilgili belediye kanunlarındaki düzenlemeler ise Meclis’in Ekim ayında açılmasından sonra gündeme gelecek.
Bu konuda da iktidar, Öcalan ve DEM arasında bir uzlaşma ve diyalog olduğu anlaşılıyor.
Ama Anayasa değişikliği konusu henüz hiç konuşulmamış Buldan’ın anlattığına göre.
Öcalan ve DEM Parti, Kürt sorununun çözümüyle ilgili Anayasal değişikliklerin de üçüncü adım olmasını istiyor.
Meclis kapanmadan çıkarılacak bu kök hücre yasası ya da çerçeve yasadan esas olarak dağda, Avrupa’da ve hapishanedeki PKK’lılar ya da PKK’yla ilgili suçlamalara maruz olanlar yararlanacak.
Yine anlaşılan yasa PKK yöneticileri ve Öcalan’la ilgili bir düzenleme içermeyecek. PKK’nın üst düzey yöneticileri için Türkiye’ye dönüşü masada değil. Onlar muhtemelen Kürdistan Özerk Bölgesi içinde kalacaklar.
PKK’lıların yasadan nasıl yararlanacağı belirsiz. Yeni bir Habur olmayacak. İki taraf da bu konuda net.Ama DEM Parti bunun iyi planlanması gerektiğini düşünüyor.
Öcalan, yasa çıktıktan sonra kendisinin PKK’lıların dönüşüyle ilgili bir yol haritası hazırlayacağını söylemiş.
PKK’lıların dönüş öncesi yine Irak içinde Barış Merkezi adı verilen kamplarda kalması gündemde.
Ama bunun için de bölgedeki savaş halinin bitmesi gerek. Bu şartlarda, İran Kürt bölgelerindeki kampları vururken PKK’nın silahsız kalması mümkün değil.
Süreç yasasındaki gecikmenin sebebi de anlaşılan İran Savaşı.
Üç gün önce süreçte tekrar gaza basan bir konuşma yapan Erdoğan da süreçteki yavaşlamayı İran savaşına bağladı:
“Terörsüz Türkiye süreci, geride bıraktığımız 22 yıllık zaman diliminde ciddi direnç testlerinden başarıyla geçti. Sürecin önündeki en önemli engellerden biri olan Suriye’nin kuzeyindeki sorun, Suriye Cumhurbaşkanı Sayın Şara’nın kuşatıcı yaklaşımıyla büyük ölçüde çözüme kavuştu. İran krizi, sürecin sadece ülkemiz ve bölgemiz için değil, Kürt kardeşlerimiz için de hayati önemde olduğunu tescil etmiştir. Bölgemizin nasıl bir uçurumun kıyısından döndüğü daha iyi anlaşılacaktır. Gönül ister ki 50 yıllık bu sorunu süratle çözelim ve geride bırakalım. Maalesef bölgemizin içinden geçtiği dinamik jeopolitik ortam hem aynı anda pek çok krize vaziyet etmemizi hem de çok hassas olmamızı elzem kılıyor. Gelinen noktada örgütün tasfiye sürecini hızlandıracak bir yasal çerçeve üzerinde çalışıyoruz. Gerekli istişareleri yaptıktan sonra fazla da uzatmadan söz konusu düzenlemeyi, sorunların çözüm adresi olan Meclisin takdirine sunacağız. Tekrar ifade etmek isterim ki eğer yeni bir kapı ruhu aranıyorsa bunun vücut bulması gereken zemin Terörsüz Türkiye sürecidir. Siyaset kurumu, tıpkı Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarında olduğu gibi farklılıklarını bir yana koymalı, sürece destek olmalı, bu meselenin milletin gündeminden çıkması için yük almalıdır. Biz ittifak ve iktidar olarak irade ise irade, kararlılık ise kararlılık, uzlaşı ise uzlaşı, cesaret ise cesaret noktasında üzerimize düşenleri fazlasıyla yaptık, yapıyoruz. Bundan sonra da yapmaya devam edeceğiz.”
Yasa PKK’lıların eve dönüşü merkezli olacağı için hapishanelerde PKK ile bağlantılı suçlardan hapis ya da tutuklu olan mesela Demirtaş’ın durumunu etkileyip etkilemeyeceği bilinmiyor.
Onun için Ekim’deki yasa mı beklenecek yoksa sürecin toplumsal güveni için herkesin üzerinde anlaştığı, hali hazırda bir yasaya bile ihtiyaç duyulmayan, sadece AİHM kararının uygulanmasıyla mümkün olan Demirtaş’ın tahliyesine öncelik verilecek mi?
DEM’lilerin her platformda bunu talep ettiklerini, Kürt kamuoyundaki sürece güvensizliğin Demirtaş’ın serbest kalmasıyla değişebileceğini söylüyorlar.
Ayşegül Doğan, Kürt siyasetinin iki bloktan farklı bir üçüncü yol siyaseti izleyeceğini anlattı. Ama bu bir arada kalmış siyaset değil, kurucu bir siyaser olacak.
Böyle bir güçlü üçüncü yol için DEM Parti’nin ihtiyacı olan da Demirtaş’ın popülaritesi ve karizması.
Demirtaş, son makalesine bu yüzden “Az kaldı” başlığını atmadı. Kendi özgürlüğünü masaya getirmiyor.
Ama artık az kaldığı görülüyor.
Nihayet yasa geliyor. Kök hücre yasası, bundan sonra üzerine inşa edilecek yasaların temeli olacak.
Bundan bir yıl önce sürecin buraya kadar geleceğine kim inanırdı?
O lümpen espri ilk defa yerine oturuyor burada.
Kadir İnanır’dı.
Kadir İnanır, 2013’ten beri kimsenin inanmadığı zamanlarda bile kendi tabiriyle Büyük Barış’a inancını korudu.
Kadir İnanır’ın herkes gibi bir izleyicisiydim ama 2013 Akil İnsanlar Heyeti’nden sonra şahsen tanıştığım Kadir Abi’nin bu yüzden bir hayranı oldum.
Çözüm süreci, barış, Kürt sorunu kavramlarının hiç popüler olmadığı zamanlarda Kadir Abi, birlikte katıldığımız çözüm ve barış konulu toplantılarda saatlerce sabırla konuşulanları dinledikten sonra ayağa kalkıp karamsarları azarlayarak ümit dolu, kararlı konuşmalar yapardı.
Tatar Ramazan’ın ayarından herkes biraz çekinir, olmaz bu iş analizleri kesilirdi.
Bazen otellerin penceresiz konferans salonlarındaki bu bitmeyen toplantılarda canım sıkıldıkça her zaman şık ve yakışıklı Kadir Abi’ye bakıp ‘bu yıldız buraya nasıl düştü’ diye düşünürdüm.
Katılımcıların toplam şöhretinden daha büyük bir şöhreti vardı.
Havalimanında birlikte uçağa binerken her adımda yolunu kesen hayranları biz az ünlüleri fotoğrafçı olarak kullanırdı.
Siyasi bir kimliği yoktu, hiçbir beklentisi olmayacak kadar herşeye sahipti. Kürt de değildi.
Peki neden benzer yıldızlar gibi şöhretin keyfini sürmeyip, otel salonlarında vaktini harcıyordu?
Bu sorunun hala bir cevabı yok bende.
Bazı insanlar kendi hikayelerini kendileri yazarlar ve oynarlar. Namlarının yürümesi onları her türlü dünyalıktan daha fazla heyecanlandırır.
Kadir Abi de tam bir delikanlı olarak kendisine güçlü bir helal olsun denmesi için galiba herşeyi yaptı.
2013’deki Akil İnsanlık görevini en çok o ciddiye almıştı.
Hep akil bir insan olarak kaldı.
Barışı neredeyse kişisel bir meseleye çevirmişti. Onun içinde olduğu bir işin yarım kalmasına şahsen bozuluyordu. Bunu neredeyse bir ego meselesine çevirmişti.
Çok şükür ki bu işin olmakta olduğunu görerek aramızdan ayrıldı. Çok sevdiği Demirtaş’ın özgürlüğünü ise göremedi.
‘Büyük Barış’ ufukta görünüyor, bir yıldız bunun için bütün kariyerini ortaya koydu, ışığını kaybetmeyi göze aldı.
Daha azını riske atamayanlara ibretlik bir cesaret örneğiydi.
Artık o lümpen esprinin hem tam yerine oturan hem de hüzün veren bir cevabı var.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.