“Hakkımdaki ‘tuhaf biçimde ikna edici olmadığım’ yönündeki temel eleştiriniz, birkaç kadeh içkinin ardından hakkımdaki samimi fikirlerini açıkladıkları söylenen anonim ekonomistlere dayanıyor. Gerçekleri ortaya çıkarmak için kendilerine içki ısmarlanan kişilerin hiçbiri isimleriyle belirtilmiyor. Ben de size, ‘Birkaç kadehten sonra çoğu insan bana derginizin artık abone olmaya değmediğini söylüyor’ diye bir mektup göndersem bunu yayımlar mıydınız?”
İçki masasında ülke meselelerini konuşmanın karşılıklı suçlamalara dönüştüğü bu polemik, geniş halk kitlelerine ulaşmaya çalışan solcuların birbirini yıprattığı bir parti kurultayında sarf edilmedi.
Dünyanın en çok atıf alan ekonomistlerinden Nobel ödüllü Daron Acemoğlu, kendisi hakkında karalama kampanyası başlatan The Economist’e yine derginin kendi sayfalarından bu sert çıkışla yanıt verdi.
The Economist, düzenli olarak akademisyenleri konu edinen hakemli bir akademik dergi değil. Liberal dünya görüşünü savunan, liberalizmi kendi yorumuyla bir ideoloji olarak yaptığı her haber ve söyleşide vurgulayan ve en önemlisi, bu ideolojisi doğrultusunda seçimlerde, dünyada yaşanan çeşitli olaylarda taraf açıklayan aktivist bir dergi.
Özellikle son 4-5 senedir, Trump’ın yeniden seçilmesi, teknopat Silikon Vadisi iş insanlarının güç kazanması, İsrail’e yönelik tepkilerin artması ve en önemlisi solun yükselmesi karşısında katı ideolojisinden taviz vermediği için içerik kalitesi giderek düşüyor.
Daron Acemoğlu ise The Economist, son senelerde uğruna bayraktarlığını yaptığı ne kadar saçmalık varsa ondan uzaklaşan bir ekonomist.
The Economist de, Daron Acemoğlu da liberal.
Dünyanın ve özellikle de Batılı bir derginin bağrımızdan çıkan bir akademisyeni hedef göstermesiyle Türkiye’nin yakından takip ettiği bu polemik bu yüzden aslında bir iç savaş.
Bu iç savaş sadece liberalizmin değil, Batılı elitlerin de kaderini belirleyecek denli önemli.
Zira Daron Acemoğlu, sadece Economist’e haddini bildirmekle kalmadı; “Hangi Liberal Demokrasi?” kitabıyla liberalizme son bir çıkış kapısı daha sundu.
Daron Hoca’nın reçetesi: Biraz vicdan, biraz izan
1967 yılında İstanbul’da doğan Daron Acemoğlu dünyanın en ünlü ekonomistlerinden. Kadıköy’deki Aramyan Uncuyan Ermeni İlkokulu’ndan sonra Galatasaray Lisesi’ni kazandı. Lisans ve yüksek lisansını York Üniversitesi’nde yaptı ve bir daha Türkiye’ye temelli dönmedi. Doktorasını London School of Economics’te tamamladı. 25 yaşında doktor oldu.
1998’den beri ise MİT Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapıyor. Belki halihazırda zirvesinde olduğu kariyerinin dönüm noktası değil ama resmen “taç giydiği” an, 2024 Nobel Ekonomi Ödülü’nü kazanmasıydı.
Yazdığı kitaplar ve makalelerle dünyanın en çok atıf alan ve saygı duyulan ekonomistlerinden biri.
Ekonomi ve siyaset bilimini buluşturduğu eserleriyle meşhur. Kapsayıcı ve güçlü kurumların ve sivil toplumun ekonomik gelişimi doğurduğunu, iyi bir ekonominin iyi bir demokrasiye ihtiyaç duyduğunu savunuyor. Bugüne kadar Acemoğlu külliyatı birçok farklı açıdan bol bol eleştirilmişti.
Sol çevreler, özellikle Trump’ın başkan seçilmesiyle, Amerika’nın övülen güçlü kurumlarının performansını sorgulamış; Batı’da yaşanan her antidemokratik gelişmede oklar Acemoğlu’na çevrilmişti.
Bazıları ise Acemoğlu’nun kapsayıcı ve demokratik kurumların olmadığı Çin gibi alternatif büyüme modellerini yeterince ele almadığını vurguluyordu.
Daron Acemoğlu, eğer pek huzurunu kaçırmak istemeseydi Nobel Ödülü’nü aldıktan sonra birçok Batılı akademisyen gibi zaman durmuşçasına aynı argümanları sıralayıp imza günleri düzenleyip Economist’in hedefine girmeden hayatına devam edebilirdi.
Her sene “merkez siyaset çözüm”, “yükselen sol da tehlikeli” gibi tipik argümanlarla geleneksel New York Times söyleşilerini verir; 90’ların iyimser Fukuyama liberalleri gibi belirli kalıpları farklı olaylarla bezeyerek tekrarlayabilirdi.

Fakat Daron Acemoğlu’nun hayata ve dünyaya dair bir derdi olsa gerek ki bunu elinin tersiyle itti. Son zamanlarda özellikle sosyal liberalizm veya sosyal demokrasiye yakın bir pozisyondayken yapay zekâ lobisine ve klasik liberalizme karşı ciddi argümanlar üretmeye başladı; yükselen sol ve aşırı sağ karşısında merkez siyasetin renksizliğine ciddi bir alternatif sundu.
Acemoğlu son kitabında krize giren liberalizme sunduğu en güncel çare ise: “işçi sınıfı liberalizmi”.
Daron Hoca’ya göre liberalizm, ortak refah, özgürlük gibi temel vaatlerini son zamanlarda karşılamıyor. Özellikle kültür savaşlarını önceleyen eğitimli üniversite mezunlarının liderliğini yaptığı liberalizm, işçi sınıfını aşırı sağa terk etmiş durumda. Ekonomik sorunlar yerine kültürel tartışmalarla uğraşan liberaller, toplumu ikna ederek değil, dizayn etmeye çalışarak “endoktrinasyon” politikaları uyguluyor ve bu yüzden de liberallerin savunduğu değerlere ters tepki doğuyor.
Daron Acemoğlu’nun bu krize bulduğu çözümlerden biri, özellikle merkez ve liberal partilerin yönetimlerinde işçi sınıfından gelen kesimlere yer ayırmak. Üniversite mezunu “uzmanların” tekelini kırmak ve işçi sınıfına ses vermek. Liberalizmin bireysellik yerine topluluk çıkarlarını ve ortak refahı temel alan bir hikaye benimsemesini; özellikle eğitim alanında daha kapsayıcı vatandaşlık temalarının işlenmesini sağlamak. Geçmişteki haksızlıklara ve ihlallere odaklanan bir anlatının kültürel tartışmalara yol açması karşısında Daron Hoca, olması gereken ideal topluma odaklanan daha kapsayıcı bir söylem öneriyor. Burada özellikle doğrudan açık tehlike yaratmadıkça nefret söylemleri veya ayrımcı ifadelerin yasaklanmaması gerektiğini söylese de ifade özgürlüğünün sınırını çizme konusunda çok somut önerileri yok. Irksal ayrımcılığın temel alındığı müfredatlar üzerine çıkan toplumsal tartışmaları kısaca eleştiriyor ve özellikle bu tür kültürel meselelerin ince detaylarını hızlıca geçiyor.
Fakat kitabın en can alıcı noktası; işçi dostu yapay zekâ önerisi. Daron Acemoğlu, devletin yapay zekâyı işçi dostu olması adına regüle etmesi ve yönlendirmesi gerektiğini söylüyor. Sermaye ve yapay zekâ şirketlerinin çıkarları işçilerin yerini alabilecek bir yapay zekâ projesi iken, Acemoğlu mevcut işçilerin bilgi seti ve kabiliyetini artırabilecek yapay zekâ projelerini savunuyor. Bir öğretmenin yerini alabilecek bir yapay zekâ yerine, öğretmenin sınıfta daha iyi eğitim verebilmesini sağlayacak yardımcı bir yapay zekâ projesi bunun somut bir örneği. Veya bir elektrik teknisyeninin daha verimli çalışmasını sağlayacak teknolojiler. Devletin doğrudan yapay zekâ sektörüne ciddi düzenlemeler getirmesi ve yönlendirmesini söylemesi, yapay zekâyla ilgili tek bir yasanın bile Kongre’den geçmemesini savunan teknopatlar için çok radikal.
Acemoğlu ayrıca İsrail lobisi AIPAC’in adını vermese de şirketlerin veya lobilerin büyük paralarla siyasetçilere bağış yapmasını da eleştiriyor ve bunun yasaklanması gerektiğini savunuyor. Yine çocukların sosyal medyaya erişimine de kısıtlama getirilmesi savunduğu fikirler arasında. Bütün bunlar Economist’in Acemoğlu’na kafayı takması için yeterli görülecek kadar “radikal”.
Bu noktada Acemoğlu hem liberalizmin yeni bir versiyonunu hem de tipik ana akım sol fikirleri de dünyanın en ünlü ekonomisti olarak meşru gösterecek ve daha da popüler hale getirecek akademik bir altyapı sunuyor.
Yapay zekâ iyimserliğini, Elon Musk’ın girişimlerini ve şirketlerin toplumu yönlendirmesini savunan Economist’in de bu kitabın yayınlandığı günlerde Acemoğlu’nun karalaması da bu açıdan şaşırtıcı değil.
The Economist, Acemoğlu’nun bu kitapla yaratabileceği etkiyi önden kırmak için harekete geçmek zorunda kalan son bir çırpınışın serzenişi.
Daron Hoca ne yapabilir?
Daron Hoca’nın formülize ettiği fikirler yeni değil. Roosevelt’in başkanken uyguladığı veya John Rawls’ın kitaplarında detaylıca yazdığı sosyal liberalizmin bir başka türü. İskandinav tipi refah devletlerinde uygulanan politikalarla neredeyse aynı. Devletin güçsüzü koruduğu bir serbest piyasa, eğitim ve sağlık alanında aktif bir sosyal devlet ve en önemlisi fırsat eşitliği. Fakat Acemoğlu, bu fikirleri Amerika’nın mevcut siyasi coğrafyasıyla uyumlu hale getiriyor ve bugünün gelişmeleriyle güncelliyor.
2028’de başkan adayı olmak isteyen Demokrat Partili bir siyasetçinin aynı anda sol ve merkez seçmeni kapsaması için bir ideolojik altyapı araması durumunda bu kitabı okuması yeterli. Sosyalizm kelimesinden korkan tipik bir Amerikalı’ya “işçi sınıfı liberalizmi” kavramı sol fikirlere alışması için bir vesile olabilir.
Amerikalı sosyalistler özellikle 2026 ara seçimlerinden sonra Kongre’deki sayılarını artırarak güçlerine güç katıyor. Gazze soykırımına verilen tepki Amerikan soluna enerji ve duygu kattı. Zohran’ın zaferi bunun en büyük örneği. New York’u artık bir sosyalist Müslüman yönetiyor. Fakat Acemoğlu’nun fikirleri ve teorisi, sadece büyük şehirlerdeki gençleri değil, çok daha geniş kitleleri sol fikirlere alıştırabilecek bir altyapı sunuyor.
Acemoğlu, sola mesafeli kitlelere sol fikirleri anlatmak için yeni bir çerçeve oluşturuyor. Bu sol perspektiften liberalizmi kurtarmak için bir ayak oyunu gibi görülebilir, fakat The Economist’in bu çabayı ilk andan itibaren boğmaya çalışması bunun pek de böyle olmadığı gösteriyor.
Acemoğlu’nun solun yapay zekâ sektörünün regüle edilmesi, büyük paraların siyasette harcanmasının yasaklanması gibi fikirleri açıkça zikretmesi sol fikirlerin “radikal” olarak resmedilmesini de yavaşlatıyor. Dünyanın en ünlü liberal ekonomisti Nobel ödülünden sonra kendisinin solunda duran fikirleri de ana akıma taşıyor aslında.
Elbette Daron Acemoğlu sosyalizmi savunmuyor, fakat sosyalizmin eleştirdiği yaralara dikkat çekiyor, sosyalistlerin bulduğu bazı çözüm önerilerini makul bulduğunu söyleyerek meşruiyet tartışmalarında çekingen bir şekilde de olsa omuz uzatıyor.
Economist de İsrail’i, klasik liberalizmi, yapay zekâ lobisini, şirketlerin siyaset üzerindeki etkisini savunan bir dergi olarak; Acemoğlu’nun özellikle bu tür eğilimleri gösterebilecek merkez figürlerin üzerindeki etkisini kırmak istiyor.
Bu yüzden de anonim ekonomistlerden oluşan derleme bir amatör yazıyla Acemoğlu’nu karikatürize eden ve sonunu “yapay zekâya karşı kötümser” diyerek bitiren bir “ikna edici olmayan akademisyen” yazısı yazıyor.
Mesele giderek sola kayan bir kamusal alanda, liberalizmi de bu engellenemez reformdan kurtarmak, çekip almak.
Fakat Economist’in Daron Hoca gibi kendisini güncelleme ve farklı koşullara uyum sağlama yetenekleri olmadığı için bunu başarma şansı pek yok.
Tam da bu yüzden gerçek bir fikir tartışması değil, nobran bir mahalle kavgası başlattı ve rezil oldu bile.
Gidene “kal” denir mi?
Amerika’da sosyalizme destek artıyor. Demokratik Sosyalist Parti’nin üyesi sayısı 120 bini geçti. Belki Kongre bir karara varmıyor, fakat META şirketi kendisine açılan dava sonucu çocukların sosyal medyaya erişimini ABD çapında kısıtlamayı uzlaşarak kabul etti. Davacı eyaletlere Amerikan tarihinin en büyük tazminatlarından birini ödeyecek, ciddi anlamda çocukların sosyal medyaya erişimini kısıtlayacak adımlar atacak. Bu tarz davalarla şirketler sıkıştırılıyor ve büyük meblağlar ödemek yerine kendi ürünlerinin kullanımını etkileyen uzlaşı metinlerine imza atmak zorunda kalıyor. Cumhuriyetçi ve Demokrat seçmenler büyük veri merkezlerinin mahallelerinde inşa edilmesine büyük oranla karşı. Veri merkezlerinin gürültü yapmasına, su ve elektrik faturalarını yükseltmesine tepkililer.
Halkın teknoloji şirketlerine yönelik öfkeleri siyasallaşmaya ve bu öfkeyi sırtlanan yeni siyasetçileri beslemeye başladı.
Sadece Gazze soykırımına tepki gösteren değil, çok daha geniş kesimler artık merkez siyasete sırtını dönmüş durumda. Cumhuriyetçi taban MAGA ve ulusalcılığa yönelirken, Demokrat seçmen sol kanada yaklaşıyor.
Konut ve sağlık krizi halkın çözüm beklediği en önemli konu başlıkları.
Daron Acemoğlu’nun bu noktada, temsilcisi olduğu bir görüşü revize edip güncelleme çabası aslında liberalizm için tek çıkış yolu.
Klasik dünyanın klasik sorunları artık yok.
Belki artık klasik liberalizmin karşı çıktığı krallar, tiranlar da yok, fakat en az onlar kadar güçlü teknopat lordlar var.
Teknopatlar, şirketler de en az bir devlet kadar baskıcı olabiliyor.
Şirketler sermaye gücüyle siyaseti satın alıp liberalizmin en temel vaatlerini geniş kitlelere ulaştırmasını engelliyor.
Klasik anlamda liberaller işte yeni dünya düzeninin bu yönünü görmezden geliyor. Sermayenin, şirketlerin, iş insanlarının günümüzün yeni tiranları olabileceğini düşünmüyor; daha doğrusu işlerine gelmiyor. Liberalizmin “serbest piyasa” kısmıyla yetiniyorlar, denetimsiz bir piyasanın tamamen serbest olamayacağını pek umursamıyorlar.
Her şeye rağmen Acemoğlu’nun savunduğu fikirler, tek başına yaşanan bu temsil ve yönetim krizini giderecek formül değil.
Fakat bu sorunları çözecek fikirlerinin daha gür duyulmasını sağlayacağı kesin.
Daron Acemoğlu’nun yaptığı ve yapmaya çalıştığı şey bu yüzden çok önemli.
Daron Hoca surda bir gedik açtı.
The Economist mi?
Lisede ismini duyduktan sonra “böyle Türk ismi olmaz, artık ismin Süleyman” diyen bir tarih öğretmenini ve öğretmene yanıt vermeyerek liseli Daron’u tek başına 12 Eylül ayazında bırakan sınıf arkadaşlarını atlatmayı başaran biri için The Economist hava cıva.
Daron Acemoğlu’nu itibarsızlaştırmak, mahallenin “hain”lerini kamuoyu önünde hırpalamak liberalizmi kurtarmayacak. Fırsat eşitliği, sosyal refahı, hakkaniyeti, adaleti temel almayan; günümüzün tiranlarına karşı ses çıkarmayan liberalizmin kazanma şansı, The Economist’in kalitesi kadar yerlerde, düşük.
Gidene kal, Economist’in bu kampanyasına da “entellektüel tartışma” denmez.
Köhnemiş bir zihnin son serzenişinin, en fazla performatif bir düşüşü denebilir.
Bu performansın başrolünde “bizim” Daron Hocamızın olması ise ayrı bir keyif.
The Economist sahneden çekilirken, kürsüye alkışlarla çıkan belli.
Daron Hocamızın yolu açık olsun.
Sanırım bu aralar bu yol biraz sola doğru kıvrılıyor.
Hayırlısı olsun.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

