On yazı boyunca raporların uygulanmamasını, yapı stokumuzu bilmememizi, risk üreten imar kararlarını, eğitim ve mesleki yetkinlik sorunlarını, şantiye şefliğini, yapı denetimini, teslimden sonra binaların sahipsiz bırakılmasını, imar aflarını, değişen deprem bilgisinin mevcut yapılara yansıtılmamasını ve yıkım nedenini ortaya koyamayan yargılamaları konuştuk. Bunlar birbirinden kopuk başlıklar değil. Bir binanın yer seçiminden projesine, yapımından kullanımına, denetiminden enkazına kadar uzanan tek bir sorumluluk zincirinin halkalarıdır.
Bu son yazıda yalnızca eksikleri sıralamak istemiyorum. Çünkü yapılan iyi işleri, harcanan emeği ve sağlanan ilerlemeyi görmezden gelmek hem haksızlık hem de yanlış olur. Daha önemlisi, başarılı örnekler bize bu ülkede risk azaltmanın mümkün olduğunu gösteriyor.
Başarabildiğimizi gösteren işler var.
İstanbul Sismik Riskin Azaltılması ve Acil Durum Hazırlık Projesi, kısa adıyla İSMEP, en önemli olumlu örneklerden biridir. Proje; afet yönetimi kapasitesinin geliştirilmesini, okul ve hastane başta olmak üzere öncelikli kamu yapılarının güçlendirilmesini veya yeniden yapılmasını, yapı ruhsatı ve imar mevzuatı uygulamalarının iyileştirilmesini birlikte ele aldı. İSMEP, bütün İstanbul’un riskini ortadan kaldırmış değildir. Fakat kamu iradesi, bilimsel önceliklendirme, yetkin uygulama ve uzun vadeli finansman bir araya geldiğinde yüzlerce kritik yapının daha güvenli hâle getirilebileceğini kanıtlamıştır (Dünya Bankası: İSMEP’in on yıllık birikimi; İPKB: güçlendirme ve yeniden yapım çalışmaları).
Yerel yönetimlerde de değerli birikimler oluştu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi 2019’da başlattığı hızlı tarama çalışmasını yurttaş başvurusuna açık bir sisteme dönüştürdü. İzmir Büyükşehir Belediyesi Bayraklı ve Bornova’da 94 bin 773 yapı için bina kimlik belgesi oluşturdu. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, İMO Kocaeli Şubesi ve üniversitelerin iş birliğiyle 1999 öncesi yapı stokunun geniş ölçekli taraması yapıldı. Bunların hiçbiri tek başına ayrıntılı deprem performans analizi değildir; zaten amaçları da bu değildir. Envanter ve hızlı tarama, ayrıntılı incelemeye nereden başlanacağını gösteren zorunlu ilk adımdır (İBB Bina Tespiti; İzmir yapı envanteri; Kocaeli yapı envanteri çalışması).
Kayseri’de Büyükşehir Belediyesi, ODTÜ ve İMO iş birliğiyle düzenlenen deprem mühendisliği, hızlı tarama ve hasar tespit eğitimleri; yerel teknik kapasitenin nasıl geliştirilebileceğine dair bütün Türkiye’ye örnek olabilecek uygulamalar ortaya koydu. Deprem ve Afet Eğitim Merkezi girişimi de afet bilincinin yalnız uzmanlara değil, her yaştan yurttaşa ulaştırılması bakımından değerlidir (Kayseri’de deprem ve hasar tespit eğitimi; Kayseri Deprem ve Afet Eğitim Merkezi).
Hatay’da, yıkımın ve kaybın ağırlığına rağmen sivil toplum kuruluşlarının, meslek odalarının ve İMO Hatay Şubesinin ısrarlı çalışmaları da umut veriyor. Bilimsel güçlendirme, deprem ve hukuk, bilirkişilik, yapı güvenliği ve kentin yeniden kurulması üzerine düzenlenen toplantılar yalnızca mesleki faaliyet değildir; 6 Şubat’ın unutulmaması ve derslerin kayda geçirilmesi için verilen bir hafıza mücadelesidir (İMO Hatay: bilimsel güçlendirme hayat kurtarır; İMO Hatay: Deprem ve Hukuk semineri).
İMO’nun birikimi kamu politikasına dönüşmeli.
Bu dizi boyunca en fazla başvurduğumuz kaynaklardan biri İnşaat Mühendisleri Odasının çalışmaları oldu. Bunun nedeni kurumsal yakınlık değil; İMO’nun depreme karşı güvenli yapılaşma konusunda Türkiye’deki en geniş mesleki hafızalardan ve teknik birikimlerden birine sahip olmasıdır. Genel Merkezin son dönemde yapı stoku, yetkin mühendislik, şantiye şefliği, yapı denetimi, bilirkişilik, mühendislik eğitimi ve meslek içi eğitimi aynı program içinde ele alması son derece kıymetlidir. 2026–2028 Çalışma Programı, bu alanlarda somut çalışma başlıkları belirlemektedir (İMO 50. Dönem Çalışma Programı).
İMO Genel Merkezin deprem yargılamaları konusunda Yargıtay’a ulaşması, riskli yapıların belirlenmesi için açık çağrı yapması ve imar barışından yararlanan binaların zorunlu olarak incelenmesini istemesi; ayrıca bütün şubelerle birlikte yürüttüğü “Talebimiz Geleceğimiz” kampanyasıyla mesleki sorunları görünür kılması, bir meslek kuruluşunun yalnızca sorun tespit etmediğini, çözümün de takipçisi olabileceğini gösteriyor. (İMO’nun Yargıtay’a yazısı; riskli yapılar için çağrı; imar barışlı binalarda güvenlik talebi).
İMO’nun ve şubelerinin bilgi üretmesi yetmez; bu bilgi karar süreçlerine zamanında dâhil edilmeli. Meslek odalarına mevzuat yayımlandıktan veya bina yıkıldıktan sonra görüş sormak katılım değildir. İMO, envanter standardından yetkinlik sistemine, denetim modelinden yargılama protokolüne kadar bütün temel kurullarda kurumsal olarak yer almalıdır.
Dünya Bankasına özel teşekkür.
Bu noktada Dünya Bankasına özel olarak teşekkür etmeden geçemem. Dünya Bankası, 1999 sonrası yeniden yapılanma çalışmalarından İSMEP’e, okulların ve kamu binalarının dayanıklılığından belediye altyapısına, 6 Şubat sonrası iyileşme ve yeniden inşa programlarına kadar uzun yıllardır Türkiye’nin yanında oldu. Yalnızca finansman sağlamadı, afet risk yönetimi deneyimi, teknik kapasite, proje disiplini, izleme ve uluslararası bilgi birikimi de sundu. İSMEP’in başka uluslararası finansman kuruluşlarını da harekete geçiren bir modele dönüşmesinde bu ortaklığın payı büyüktür (Dünya Bankası: İSMEP).
6 Şubat’tan sonra belediye ve sağlık hizmetlerinin yeniden kurulması, kırsal konutların dayanıklı biçimde inşası, istihdamın ve yerel ekonominin desteklenmesi için sağlanan kaynaklar da bu uzun soluklu dayanışmanın devamıdır. Haziran 2026’da onaylanan ilave finansman dahi bu desteğin sürdüğünü gösteriyor (Dünya Bankasının 6 Şubat sonrası yeniden yapılanma desteği; 2026 ilave finansmanı). Bu desteği ve emeği görmekten mutluyuz; teşekkür borçluyuz.
Bununla birlikte bir ülkenin yurttaşlarının can güvenliği uluslararası kaynağa bağlı bırakılamaz. Dış destek çok değerlidir; fakat asli sorumluluk bizim siyasi irademize, kamu kurumlarımıza ve bütçe tercihlerimize aittir. İSMEP’in başarısının gerçek karşılığı, bu modelin bir istisna olmaktan çıkarılıp bütün ülkeye yayılmasıdır.
İyi örnekler dağınık kalmamalı.
Türkiye’nin plansız olduğunu söylemek doğru değil. 2022–2030 dönemini kapsayan Türkiye Afet Risk Azaltma Planı; 107 kurumun katılımıyla 17 amaç, 66 hedef ve 227 üst ölçekli eylem belirledi. İl Afet Risk Azaltma Planlarında ise binlerce eylem tanımlandı (AFAD: TARAP 2022–2030). Sorunumuz artık yalnızca plan belgesi hazırlamak değil; planın ne kadarının, hangi bütçeyle, kim tarafından ve hangi tarihte gerçekleştirildiğini topluma göstermektir.
Siyasi irade, ülkenin deprem riskini açıkça ifade etmekten kaçınmamalıdır. Riski söylemek paniğe yol açmak değil, yurttaşa gerçeği ve çözüm yolunu birlikte sunmaktır. Hangi yapı grubunun, hangi ilçenin ve hangi kamu hizmetinin öncelikli olduğu; bugün nerede bulunduğumuz ve hangi tarihte nereye ulaşacağımız ilan edilmelidir. Program, devlete inanç istememeli; yurttaşa doğrulama imkânı vermelidir.
Bir daha enkaz altında kalmamak için on bir adım
1. Siyasi irade ölçülebilir bir güvenli yapı programı açıklamalı
Programın başlangıç verisi, yıllık ve beş yıllık hedefleri, sorumlu ve koordinatör kurumları, gerekli mevzuat değişiklikleri, ayrılan bütçe ve başarı göstergeleri bulunmalıdır. “Dönüştürülecek” veya “dirençli hâle getirilecek” gibi sonuç tarihi ve ölçüsü olmayan cümleler kamu programı değildir. Bütçe ile takvim birbirine bağlanmadığı sürece vaat, uygulamayı zorlayan bir taahhüde dönüşmez.
2. Dinamik Ulusal Yapı Stoku Bilgi Sistemi kurulmalı
Her binanın tekil kimliği; konumu, yaşı, taşıyıcı sistemi, kat sayısı, kullanımı, ruhsat ve proje bilgileri, zemin verisi, denetim kayıtları, geçirdiği depremler, hasarlar, güçlendirmeler ve sonradan yapılan müdahalelerle birlikte kayda alınmalıdır. Bu, bir defalık sayım değil; belediyeler, Bakanlık, AFAD, tapu sistemi ve meslek odaları arasında ortak standartla sürekli güncellenen kurumsal hafıza olmalıdır. Malik kadar kiracı da yaşadığı binanın doğrulanmış güvenlik bilgisine erişebilmelidir.
3. Tarama ve ayrıntılı inceleme risk esasına göre önceliklendirilmeli
Milyonlarca binanın aynı anda ayrıntılı analizi mümkün değildir; bu gerçek envanter yapmamanın mazereti değil, risk esaslı sıralamanın gerekçesidir. Önce tehlikenin, maruziyetin ve kırılganlığın birlikte yüksek olduğu alanlar; ardından okul, hastane, yurt, bakımevi, itfaiye, haberleşme, ulaşım ve afet sonrası hizmet vermesi gereken yapılar incelenmelidir. Hızlı tarama kesin hüküm değil, ayrıntılı mühendislik incelemesinin öncelik kapısı olmalıdır.
4. Güçlendirme, tahliye ve dönüşüm sosyal adaletle finanse edilmeli
Riskli olduğu belirlenen yapının malikine yalnızca “binanı yık” demek çözüm değildir. Teknik ve ekonomik olarak mümkün yapılarda güçlendirme gerçek bir seçenek olmalı; yenileme gereken yapılarda uzun vadeli ve gelirle uyumlu finansman, kira ve taşınma desteği sağlanmalıdır. Malik, kiracı, esnaf, yaşlı, engelli ve düşük gelirli yurttaşlar için ayrı koruma araçları kurulmalıdır. Kentsel dönüşüm, riskli alanlardan değerli arsalara doğru ilerleyen bir gayrimenkul projesi olmaktan çıkıp can kaybını azaltan bir kamu politikasına dönüşmelidir.
5. İmar kararları yeni risk üretmemeli; yeni bir imar affına kapı kapanmalı
Yeni yerleşim ve plan değişikliklerinde fay, zemin, sıvılaşma, heyelan, taşkın, yoğunluk, ulaşım ve toplanma alanları birlikte değerlendirilmeli; parsel bazlı emsal ve kat artışları için bağımsız afet-risk etki değerlendirmesi zorunlu olmalıdır. Yeni bir imar affına kapının kapandığı açık ve kalıcı bir hukuk politikası benimsenmelidir. Mevcut yapı kayıt belgeli binalar ise belgenin hangi aykırılık için alındığına göre taranmalı; taşıyıcı sisteme müdahale bulunan yapılar öne alınmalıdır. Devlet, denetim ve yaşam hakkını koruma sorumluluğunu bir belgeyle malike devredemez (AYM, E.2023/74, K.2024/141).
6. Diploma tek başına yetki sayılmamalı; yapım zincirinin tamamı yetkinleşmeli
Mühendislik eğitiminde akreditasyon, nitelikli staj, uzmanlık alanına ve yapı riskine göre kademeli yetki, denetlenebilir mesleki deneyim, sürekli eğitim, etik sicil ve mesleki sorumluluk sigortası birlikte kurulmalıdır. Müteahhitlik yeterliği yalnızca mali güç ve iş bitirme belgesinden ibaret olmamalı; teknik kadro, geçmiş iş kalitesi ve yaptırım sicili dikkate alınmalıdır. Şantiye şefi fiilen ve yeterli süreyle sahada bulunmalı; usta ve kalfalar belgelendirilmiş eğitimden geçmelidir. Yetki, bilgi ve fiilî kontrol arttıkça sorumluluk da artmalıdır.
7. Proje, uygulama ve malzeme denetimi gerçek ve bağımsız olmalı
Denetim dosyada imza tamamlama işi değil; hatalı projeyi onaylamama, uygunsuz donatıyı düzelttirme, beton dökümünü erteleme ve gerektiğinde inşaatı durdurma gücüdür. Elektronik görevlendirme bütün yapılarda korunmalı, denetim bedeli gerçek personel ve saha maliyetine göre belirlenmeli, denetçi mühendisin ücreti, iş güvencesi ve mesleki bağımsızlığı sağlanmalıdır. Proje, uygulama ve laboratuvar kontrolleri çıkar çatışmasından arındırılmalı, kritik imalatlar değiştirilemez dijital kayıtlarla izlenmelidir. İdare, denetimi özel kuruluşa verdiğini söyleyerek kendi gözetim sorumluluğundan çekilememelidir.
8. İskânla denetim bitmemeli
Binaların taşıyıcı güvenliği kullanım süresi boyunca izlenmelidir. Yapının yaşı, maruz kaldığı deprem ve yangınlar, korozyon, kullanım değişikliği, ağır yükler ve tadilatlar periyodik kontrol aralığını belirlemelidir. Kolon, perde, kiriş ve döşemeye müdahale; duvar kaldırma, asma kat, çatı katı ve kullanım değişiklikleri bina kimliğine işlenmelidir. Bir bağımsız bölümde yapılan müdahale bütün binadakilerin yaşam hakkını etkilediği için yalnızca maliklerin özel meselesi sayılamaz.
9. Deprem sonrası veri, delil ve yargılama bir öğrenme sistemine dönüşmeli
Enkaz alanının korunmasından proje ve ruhsat dosyalarının toplanmasına, yer hareketi kayıtlarından numune alma ve muhafazaya kadar ulusal bir adli mühendislik protokolü uygulanmalıdır. Bilirkişi heyetleri somut uzmanlık alanlarına göre kurulmalı; kullandıkları veri, yöntem, hesap ve belirsizlikleri tarafların ve bilim dünyasının denetimine açmalıdır. Her yıkımın fiziksel nedeni, deprem talebi ve imar kararından, kullanım ve deprem gününe kadar uzanan sorumluluk zinciri incelenmelidir. Yargılama yalnızca ceza üretmemeli; bir sonraki binayı ayakta tutacak bilgi de üretmelidir.
10. Yıkım nedenleri açık veriyle mevzuata ve uygulamaya geri beslenmeli
Yıkılan ve ağır hasar gören yapılara ait bina özellikleri, yer hareketi, zemin, proje, denetim, müdahale ve yıkım mekanizması bilgileri kişisel veriler korunarak anonimleştirilmeli ve karşılaştırılabilir ulusal bir veri tabanında toplanmalıdır. Her büyük depremden sonra hangi mevzuatın, eğitimin, denetim usulünün veya imar kararının değişeceği kamuya açık bir teknik değerlendirmeyle belirlenmelidir. Rapor, mevzuata; mevzuat, eğitime; eğitim, uygulamaya; uygulama da yeniden denetime bağlanmadıkça kurumsal öğrenme tamamlanmaz.
11. Programın ilerlemesini toplum denetlemeli
Her yıl kaç yapının envantere alındığı, tarandığı, ayrıntılı incelendiği, güçlendirildiği, tahliye edildiği veya yenilendiği; hangi bütçenin ayrıldığı ve harcandığı ortak bir gösterge panelinde yayımlanmalıdır. Hedefler TBMM, belediye meclisleri, Sayıştay, meslek odaları, üniversiteler, bağımsız uzmanlar ve sivil toplum tarafından denetlenebilmelidir. Tamamlanmayan hedefin gerekçesi, yeni tarihi ve sorumlu kurumu açıklanmalıdır. Deprem politikası deprem sonrasındaki birkaç yıl veya seçim dönemleriyle başlayıp biten kampanya değil, hükûmetler ve yerel yönetimler değişse de devam eden bir devlet politikası olmalıdır.
Riski sıfırlayamayız; fakat can kaybını kaçınılmaz olmaktan çıkarabiliriz.
Deprem mühendisliği belirsizliklerle ve olasılıklarla çalışır. Hiçbir yönetmelik, envanter, güçlendirme veya denetim programı riski mutlak olarak sıfıra indiremez. Fakat kamu politikasının ölçüsü kusursuzluk değil, önlenebilir can kaybını ne kadar azalttığıdır. Güçlendirilen her okul, zamanında boşaltılan her riskli bina, engellenen her kolon müdahalesi, durdurulan her uygunsuz beton dökümü ve gerçek nedeni ortaya konulan her yıkım bir sonraki depremde hayat kurtarabilir.
Bu nedenle umut etmek, “Bize bir şey olmaz” demek değildir. Umut; riski bilmek, gerçeği saklamamak, öncelik belirlemek, kaynak ayırmak, uygulamak ve sonucu denetlemektir. İSMEP’te, belediyelerin envanter çalışmalarında, Kayseri’deki eğitimlerde, Hatay’daki sivil ısrarda, İMO Genel Merkezinin ve şubelerinin çalışmalarında, Dünya Bankasının desteğinde ve burada sayamadığımız pek çok iyi örnekte bu umudun karşılığını görüyoruz. Bunların artarak devam etmesini diliyor ve emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz.
Fakat iyi örneklerin varlığı, dağınık çabaların yeterli olduğu anlamına gelmez. Enkazı kaçınılmaz olmaktan çıkaracak bilgiye, kuruma, mühendislik gücüne ve deneyime sahibiz. Eksik olan, bunları bütün ülkeye yayılan; takvimi, bütçesi, sorumlusu ve toplum tarafından denetlenebilir hedefleri bulunan siyasi bir iradeye dönüştürmektir.
Bir sonraki depremi engelleyemeyiz; fakat bir daha aynı nedenlerle enkaz altında kalmayı engellemek elimizdedir. Bu yazı dizisinin bütün amacı da budur.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.