Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Brezilya sandık başında: Engel mi yasaklar faşizm yoluna?

Brezilya sandık başında: Engel mi yasaklar faşizm yoluna?

Brezilya’da yarın başkanlık seçimleri var. 2022’de seçimleri kaybedip darbe yapmaya çalışan Jair Bolsonaro siyasi yasaklı.Filistin yanlısı solcu Başkan Lula’nın bu seferki rakibi ise Bolsonaro’nun oğlu Flávio.Elbette siyasi yasaklar ve mahkeme kararları yine işe yaramadı.Seçimler başabaş.
15

19 yaşındaki Elis Regina, Rio de Janeiro’ya taşınmak için hiç de iyi bir tarih seçmemişti. Genç şarkıcı çok heyecanlıydı. Önemli bir yapım şirketiyle sözleşme imzalamış, Brezilya müziğinin kalbinin attığı metropole taşınmıştı. Fakat Elis Regina’yı Rio’da karnaval değil, tanklar karşılamıştı. Regina’nın Rio’ya taşındığı 1 Nisan 1964 günü, Brezilya ordusu solcu Cumhurbaşkanı Goulart’ı devirip yönetime el koymuş, darbe yapmıştı.

Elis Regina’nın müzik kariyeri de böylece 21 yıl sürecek olan askeri diktatörlük dönemiyle aynı gün başlamıştı.

Tabii aynı gün başlayan bu iki kariyer birbirinden oldukça farklıydı. Faşist cuntacıların kariyeri, başta solcular ve liberaller olmak üzere muhalifleri kaçırıp öldürmek, işkence yapmakla doluydu. Elis Regina ise belki de cunta döneminde Brezilya’nın başına gelen en güzel şeydi. Özgün sesiyle Brezilya’nın samba, baião gibi yerel müziklerini yabancı pop ritimleriyle harmanlayarak Brezilya pop akımını başlatmış; postal altında ezilen bir halka nefes olmuştu.

“Küçük biber” lakabını alan Elis, Brezilya’nın Sezen Aksu’su olmuştu. Festivallere çıkıyor, albümleri yok satıyor, büyük konserler düzenliyordu. Brezilya tarihinde ilk kez bir albüm 1 milyon satmıştı.

Hayatın her alanında tahakküm kuran cunta yönetimi Elis’i dikkatle izliyordu. Elis herkes gibi siyasete girmiyor, askerleri eleştirmekten korkuyordu. Fakat diğer sanatçıların aksine postal sesi duyunca hizaya geçmemiş, generalleri alkışlamamıştı. Fikren ve zikren nerede olduğunu söylemese de nerede olmadığı barizdi. Askerler için bu sessizlik bile tehlikeli bir duruştu.

Elis’in 1969’da çıktığı dünya turnesi ise cunta için çok daha büyük bir riskti. Batı askeri cuntayı destekliyordu, fakat medya ve kamuoyu ülkedeki insan hakları ihlallerine tepki gösteriyordu. Elis gibi bir yıldızın Batı başkentlerinde büyük konserler vermesi herkesin ilgisini çekmişti. Elis’e Brezilya’da akıldan geçirmeye bile korkulan siyasi sorular yöneltiliyordu. Elis ise askeri cuntadan uzaklaştığı için rahattı. Kulislerde gazetecilerle rahatça konuşuyor, ilk kez kendi sesini duyurmanın zevkini yaşıyordu.

“Gorillerden özür dilerim, fakat Brezilya goriller tarafından yönetilen bir ülke.” 

Keyifli ve rahat bir kulis sohbetinde ağzından çıkan bu benzetme Elis’in hayatını değiştirmişti. Açıklama kısa sürede muhalif diaspora sayesinde yayılmıştı. Cunta yönetimi öfkeliydi. Fakat herkes tarafından sevilen bir sanatçıyı diğer muhalifler gibi kaçırıp, işkence edemezler veya öldürüp isimsiz bir mezara gömemezlerdi. Askeri cuntayı destekleyenler de Elis Regina hayranıydı.

Cuntacı faşistler, Elis Regina’yı öldüremeyeceklerini anlayınca yaşayan ölüye çevirmeye karar verdi. Askeri cunta, Brezilya’nın bağımsızlık günü için düzenlenen resmi devlet kutlamalarında Elis Regina’nın Brezilya Milli Marşı’nı okumasını istedi. Elis Regina, muhalif arkadaşları, ailesi ve sanatçı çevresinden alacağı tepkileri düşünerek teklifi reddetmek istedi. Kendisinin de içi sinmiyor, askeri cunta yönetimini meşrulaştırmak, “Elis diz çöktü” dedirtmek istemiyordu. Fakat askerler oldukça netti: Elis bu teklifi kabul etmezse hapse girecek, büyük ihtimalle kariyeri bitecek, çocuğunu da belki bir daha göremeyecekti.

Elis Regina teklifi kabul etti ve askeri cunta yönetiminin şaşalı kutlamasında milli marşı okudu. Darbeci generaller genç kadının “goril” lafının hesabını sormuştu. Halkın sevgisini kazanan genç şarkıcı milyonların önünde diz çöktürülmüştü. Artık “herkesin sevgilisi” değildi.

Elis Regina’nın kutlamalara çıkıp milli marş söylemesi, muhaliflerin öfkesini çekmişti. Bir zamanlar Elis’i hayranlıkla dinleyen sanatçılar, aydınlar divaya sırt çevirdi. En sert tepki ise solcu karikatürist Henfil’den gelmişti.

Henfil, askeri cunta ile iş birliği yapan sanatçıları “yaşayan ölüler” olarak mezarlığa gömdüğü bir karikatür çizdi, “yaşayan ölüler” korosunun başında büyük bir coşkuyla şeflik yapan Elis Regina vardı. Elis Regina, çizdiği her karikatür sürgündeki muhalifler arasında konuşulan, karikatürleri el altından Brezilya’ya sokulan Henfil’in bu aşağılamasından dolayı çok üzüldü. Konsere çıktığı için zaten çok pişmandı.

Elis Regina dışlanmış, itibarsızlaştırılmış, muhaliflerin bakıp tiksindiği bir karikatüre dönüşmüştü.

Fakat itibarını da yine müziğiyle kazanmayı tercih etmişti. Askeri cuntanın yumuşadığı, demokrasiye geçiş sürecinin konuşulduğu 1979 yılında siyasi af ilan edilmesi, muhaliflerin sürgünden ülkeye dönmesini sağlamak için Elis bir siyasi af şarkısı çıkarmıştı: “O Bêbado e a Equilibrista (Sarhoş ve İp cambazı)”

Elis şarkıda Henfil’in muhalif insan hakları aktivisti kardeşi Betinho’nun ülkeye dönmesinden, cuntanın işkence merkezlerinde öldürülen muhaliflerden bahsediyordu. Elis Regina’nın şarkısı kısa bir sürede rejim muhaliflerinin diline dolanacak bir “marşa” dönüştü.

“Ama bilirim ki böylesine sarsıcı bir acı

Boşuna çekilmiş olamaz

Umut, elinde şemsiyesiyle gergin ipte dans ediyor

Ve bu ince hattaki her adımında incinebilir”

Kariyeri boyunca Brezilya demokrasisi gibi gergin bir ipte yürüyen Elis Regina, cuntanın zoruyla söylediği milli marşın bedelini yeni bir marş söyleyerek ödemişti. Elis Regina’nın şarkısından sadece 1-2 ay sonra cunta uluslararası alanda meşruiyetini artırmak ve toplumun beklentilerini karşılamak adına af ilan etmiş; demokrasiye geçiş dönemi başlamıştı.

Elis Regina demokrasiye geçiş sürecine maalesef tanık olamadı. 1982 yılında 36 yaşında yüksek doz alkol ve uyuşturucu aldığı için krize girdi ve hayatını kaybetti. Cenazesine binlerce kişi katıldı, Brezilya en sevdiği sanatçısını erken yaşta kaybetmişti. Üç çocuğu da erken yaşta annesiz kalmıştı.

Elis Regina’ya en dokunaklı veda yazısını ise Henfil kaleme almıştı: “Biz erkekler senin uzun boylu, güzel ve çekici olmanı istedik. Biz erkekler sana tokat, yumruk attık, seni dövdük. Biz erkekler seni dizlerinin üstüne çöküp milli marşı söylettik, aşağılattık. Biz erkekler seni ‘yaşayan ölüler’ mezarlığına gömdük.” Henfil hem son kez çizdiği karikatürden dolayı pişmanlığını dile getiriyor hem de Elis Regina’nın ölümünden dolayı erkek egemen düzeni suçluyordu, Elis’i “erkekler ve erkek egemen düzen öldürmüştü”.
 

Henfil de 6 sene sonra AİDS nedeniyle hayatını kaybetti. 44 yaşındaydı. Ne Elis Regina ne Henfil 1989’da Brezilya halkının serbest seçimle 1964’ten sonra ilk kez Cumhurbaşkanını özgürce seçmesine tanık olamamış, birbirlerine düşmelerine sebep olan askeri cuntanın yıkılışını görememişti.

Halbuki Elis, ölmeden bir sene önce İşçi Partisi’ne üye olmuştu. Belki uzun süre yaşasa solcu bir sanatçı olarak siyasete girecek, Brezilya’nın bugünkü popüler lideri Lula’nın en büyük destekçilerinden biri olacaktı.

En azından Bolsonaro soyadlı birinin bir daha Cumhurbaşkanı seçilmemesi için elinden geleni yapacaktı.

Zira yarın (4 Ekim 2026), tüm hayatını, kariyerini, itibarını, büyük ihtimalle psikolojisini feda ettiği Brezilya demokrasisi, hayatının en önemli sınavlarından birine giriyor.

Brezilya, tüm ezberler yıkılırken, dünyadaki konumuna karar vereceği kritik bir seçim için sandık başında.

Brezilyalılar Elis ve binlerce “demokrasi şehidinin” mezarında ters dönüp dönmeyeceğine karar verecek.

İsrail karşıtı solcu Lula mı, yoksa askeri cunta hayranı Trumpçı ve İsrailci Bolsonaro mu?

Bu seçim, yine, son seçim

Artık dünyadaki her seçim “kritik”. Fakat Brezilya seçimleri cidden hayati. Bir nevi Kasım’daki Amerikan ara seçimlerinin de provası.

Tıpkı Macaristan seçimlerinde olduğu gibi Trump da pusulada.

Brezilya’nın eski devlet başkanı Jair Bolsonaro, 2018’de kankası Trump’ın 2016 başkan adaylığı kampanyasını, “Make America Great Again” sloganını birebir kopyalayarak sürpriz bir zafer kazanmıştı.

Trump gibi güvenlik, çeteler, ekonomi gibi konularda radikal fakat halkın anlayacağı basit çözümler sunmuş, rakiplerine karşı alışılmadık sert bir dil kullanmıştı. Özellikle solcu siyasetçilere öfkeli orta üst sınıf kitlelere seslenmişti. Bolsonaro eski bir asker. Askeri cunta dönemini açıkça öven biri. Yoksul kitlelere sosyal devlet uygulamalarıyla destek olunması, zenginlerden daha çok vergi alınmasını savunan solculara karşı “muhteşem cunta günlerine” geri dönülmesini savunuyordu. Kadın, azınlık ve LGBT hakları konusunda da oldukça tutucu.

Trump ile benzerliği ise sloganlarla sınırlı kalmadı. Trump ve Bolsonaro’nun çocukları çok yakın dost. Siyasi danışmanları ortak. Hatta muhafazakar Trumpçıların toplanıp fikri tartışmalar yaptığı CPAC konferanslarını bile Brezilya’da düzenletti. Trump’ın oğlu da konuşmacılardan biriydi.

Başkanlığı dönemindeyse Trump’ın yapamadıklarını yaptı. Siyasi ve taraflı bir yolsuzluk soruşturmasıyla 2018’de yargılanıp hapse atılan eski solcu devlet başkanı Lula’yı mahkum eden yargıç Moro’yu göreve gelir gelmez Adalet Bakanı yaptı. Siyasi rakiplerinin hapisten çıkmaması için elinden geleni yaptı. Yargı ile mücadele etti, mahkeme kararlarına uymamak için elinden geleni yaptı.

Bolsonaro’ya başkanlık yolunu açan yargıç Moro’ydu. Savcılık makamına, toplanan delillere müdahale ederek bir kısmı gerçek yolsuzluk iddialarını siyasi ve taraflı bir usulle Lula’ya bağlamış; Lula’nın hem siyasi yasak hem de hapis cezası almasını sağlamıştı. Bolsonaro 2018 seçimlerinde popüler bir rakipten kurtulmuş, çok daha rahat bir şekilde seçimleri kazanmıştı.

Bolsonaro’nun gidişi de Trump gibi oldu. Tıpkı 2020 seçimleri öncesindeki Trump gibi 2022 seçimlerinden önce solcuların hile yapacağını söyledi. Üst mahkemelerde lehine sonuç alıp siyasi yasak kalktıktan sonra, Lula’nın yeniden başkan adayı olduğunu ve sandıkları çalacağını iddia eden haberler yaydı. Hatta seçimden önce kaybetmesi durumunda sonuçları tanımamak ve bu süreçte askeri bir darbe yapmak için toplantılar bile yaptı.

Lula’nın kıl payı bir oyla, %50,9 ile kazandığı 2022 seçimlerinin ardından Bolsonaro tıpkı kankası Trump gibi görev devir teslimine katılmadı, seçim sonuçlarını tanımayı açıkça reddetti ve Florida’ya gitti. Destekçileri ise Brezilya Kongresi’ni, Yüksek Federal Mahkeme’yi ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı bastı. Darbe çağrılarıyla Lula’nın başkan olmasını protesto etti, resmi binaları yağmaladı.

Federal Mahkeme yargıcı ve eski Seçim Mahkemesi başkanı Moraes, daha öncesinde Bolsonaro’nun seçimlere yönelik müdahale girişimlerini nasıl durdurduysa bu sefer de darbe girişimini bastırmak için önemli tedbirler aldı. Yerel yöneticileri görevden uzaklaştırdı, üst düzey isimleri tutuklattı.

Bolsonaro ise ülkesine döndükten sonra hızlıca yargılanmaya başladı.

Seçim yargısı organı TSE Bolsonaro’ya 2030’a kadar seçilme yasağı verirken, Federal Mahkeme de eski devlet başkanını silahlı suç örgütü kurmak, demokratik hukuk devletini zorla ortadan kaldırmaya teşebbüs ve darbe suçlarından mahkum etti. Bolsonaro 27 yıl hapis cezası aldı. Fakat sağlık sorunları nedeniyle infazı geçici bir süreliğine ev hapsine çevrilmiş durumda.

2021’de tamamen benzer bir süreç ile Joe Biden’in başkanlık seçim sonuçlarının tasdik edildiği Kongre’yi bastıran Trump’ın aksine darbe suçlamasıyla yargılanıp hüküm giyen Bolsonaro, yargı eliyle ve siyasi yasaklarla seçimlerden diskalifiye edildi.

Fakat Jair Bolsonaro elendi, yeni sürümü yüklendi: Flávio Bolsonaro.

Bir Bolsonaro gitti, bir Bolsonaro geldi. Siyasi yasaklar yine işe yaramadı. Her zamanki gibi, her yerde olduğu gibi.

Babasının oğlu, sistemin Bolsonaro’su

Flávio, Jair Bolsonaro’nun en büyük oğlu. Babasından çok daha sakin biri. Pragmatik bir hukukçu. Özellikle Kongre’deki merkez sağcılarla işbirliği yapabilecek biri. Özel sektörle arası iyi. Daha taktiksel düşünebilen biri. El Salvador’un Trumpçı sağcı lideri Bukele gibi sert güvenlik önlemlerini savunuyor, polislere geniş yetkiler verilmesini istiyor. Ekonomide ise Lula’nın tam tersi, özelleştirme yanlısı. Amazon ormanlarının korunmasını isteyen çevrecilere ve solculara tepkili. Sıkı bir Trumpçı. Brezilya’nın Amerika’nın yakın müttefiki olmasını istiyor. İsrail destekçisi.

Bütün bunların ötesinde en büyük vaadi babasını affetmek. Jair Bolsonaro’nun affedilmesini, kendisini mahkum eden Federal Mahkeme vereceği kararlarla engelleyebilir. Fakat oğul Bolsonaro başkan seçilirse, adı son dönemlerde yolsuzluk dosyalarıyla anılan Federal Mahkeme yargıcı Moraes’ten intikam alınması için düğmeye basabilir. Mahkemenin emekli olan üyeleri yerine kendisine sadık isimler atayıp babasını kurtarmak için farklı yollar deneyebilir.

Tüm bunları yaparken de merkez sağcılarla Kongre’de iş birliğini sürdürme ve solcuların hüküm sürdüğü “derin devleti” tasfiye etme söylemiyle halkı ikna etmek en büyük amacı.

Babasının aksine daha genç, sakin, karizmatik biri olması radikal hamleleri daha yavaş ama daha oturaklı alma şansını da doğuruyor.

Bu açıdan bakınca Flávio Bolsonaro’nun başkan seçilmesi, aldığı her kararda ortalığı yıkan irrasyonel babasının başkanlığından daha tehlikeli bile olabilir. Hatta daha uzun soluklu bir hikayeyi de başlatabilir.

Zira Flávio’nun rakibi, 80 yaşındaki Lula.

Lula seçmenleri tarafından sevilen, sosyal devlet politikaları nedeniyle geniş kesimlere ulaşan popüler biri.

Fakat kendisini sevenler arasında yerini daha genç isimlere bırakmasını isteyenleri dinlemedi. Brezilya solunda aday bolluğu yok. Yine de Lula’nın da koltuğu bırakmaya pek niyeti yok. Yoksa illa başkanlığı döneminde daha genç isimleri ön plana çıkarabilirdi, veliahtını bizzat hazırlayabilirdi.

Ne var ki Trump’ın Bolsonaro’nun affedilmesi için yaptırımlar uygulaması, seçimlere müdahale etmesi, muhtemel istihbarat operasyonları düzenlemesi; Lula’nın milliyetçi argümanlarla kampanya yapmasını ve böylece belki de sönük geçebilecek kampanyasına rüzgar bulmasını sağladı.

Lula, sol milliyetçi, bağımsızlıkçı bir kampanyayla seçmene sesleniyor. Amazon ormanlarından yeraltı kaynaklarına, ülkenin bağımsızlığını korumak en büyük vaadi. Genç seçmene ulaşmak içinse hareketli bir kampanya yapıyor. Podcastlere konuk oluyor, dünya solunun yıldızı Zohran Mamdani ile videolar çekiyor, reklamlarında Bad Bunny’nin Amerikan karşıtı şarkısını kullanıyor.

Anketler ise çok az bir farkla Lula lehine. Seçim 48’e 47 gidiyor. Yarınki seçimlerde hiçbir aday %50’yi geçemezse, ikinci tur 25 Ekim’de. Bu durumda diğer adayların ve merkez sağın babasına göre daha makul biri gibi gözüken oğul Bolsonaro lehine oy kullanması dengeleri değiştirebilir.

Bu nedenle dört sene önceki seçimler gibi Brezilya’nın kaderini belirleyecek bu seçimler de kıl payı farklarla sonuçlanacak.

Brezilya demokrasisi bu seçimde de ince bir ip üstünde yürüyor.

Tıpkı Elis’in şarkısındaki gibi.

Gergin ipin üzerinde bir demokrasi cambazı

“Boşver, umut bir ip cambazıdır.. Her sanatçı bilir ki gösteri mutlaka devam etmeli.”

Elis Regina, askeri cuntayı eleştirdiği şarkısında umudun bir ip cambazı olduğunu söylemişti. Her an düşebilir, her an elden gidebilir. Fakat dikkatli adımlarla gergin ip üstünde yavaş yavaş yürürse de amacına ulaşabilir.

Genç kadın da tüm kariyerini faşist bir cunta rejiminde ilerleten bir ip cambazıydı.

Elis Regina ipten çok erken düştü. İzleyenler için pek iç açıcı bir gösteri olmadı.

Durum Brezilya demokrasisi için de pek iç açıcı değil.

Bolsonaro’yu siyasi yasaklarla durdurmaya çalışmak, sağlık sorunları yaşayan yaşı ilerlemiş birisini hapis cezasına mahkum etmek belki de hikayesi bitmiş bir siyasetçiyi yattığı yerden diriltti. Babanın bıraktığı kavgayı oğlu devraldı.

Jair Bolsonaro’yu yargılayan, siyasi yasak veren kurumların başındaki yargıç Moraes’in de pek temiz biri olmadığı iddiaları suyu bulandırdı.

Demokrasi uğruna demokratik hakları kısıtlamak, dünyanın her yerinde ters tepen bir strateji. Birçok hukukçu Trump’ın 2021 Kongre baskınından sonra yargılanmaması üzerine Brezilya örneğini alkışlamış, Bolsonaro’nun siyasi yasak almasını takdirle karşılamıştı.

Nur topu gibi bir mağduriyet ile babasının intikamını almak için kolları sıvayan daha genç bir Bolsonaro’nun aday olması bu alkışları şimdilik dindirdi. Siyasi yasakları alkışlayanlar, siyasi yasakların yarattığı atmosferde yükselen bu yeni sürüm Bolsonaro’yu endişeyle izliyor.

Halbuki Brezilyalılar Amerikalılar kadar naif de değildi aslında. Siyasetin hukuksuz mahkeme kararlarıyla nasıl dizayn edildiğini çok iyi biliyorlar. Lula’nın adaylığının engellenmesi Bolsonaro’nun yolunu açmıştı. Bolsonaro’nun adaylığının engellenmesi de yeni bir Bolsonaro’nun yolunu açabilir.

Elbette her şeye rağmen “yetmez ama Lula”. Fakat Bolsonaro’ların sandıkta kaybetmesi için Lula’dan çok daha fazlasına ihtiyaç var.

Ateşli konuşmalar, uzun metinler, iyi bir hikaye yeterli değil.

Demokratlık bir ip cambazının titizliği gerektiren bir meziyet.

Bu meziyet için kan kusulsa da ilkelerinden vazgeçmemek şart. Çareyi mahkeme salonlarında değil, halkın gözüne bakıp ikna edebilme gücünde görebilmekte bulmak şart. Yargıçların kararına değil, halkın vicdanına sonuna kadar güvenmek şart.

Belki kimse farkında değil ama ipleri kesip cambazları aşağıda bekleyen sırtlanlara yem etmek isteyenlerin eline muhteşem bir koz verildi.

Sırtlanlar sırtlanlıklarından vazgeçmez, utanmaz. Hata yaptığında, kendiyle çeliştiğinde eksilmez. Zaten tutarlılık iddiası da yoktur. Ahlaklı olma kaygısı da.

Fakat demokrasi cambazlarının en ufak bir hata yapma lüksü yok.

Küçük bir dikkatsizlikte, ufacık bir çelişkide, ayağı bir kaydı mı, iş bitti.

Gösteri sona erdi. Perde kapandı.

Umarım Lula kazanır. Son gösterisini alkışlar eşliğinde kapatır ve sahneyi gençlere bırakır.

Yine de bu hikaye keşke böyle bitmeseydi.

Gergin bir ipte yürüyen demokrasi cambazına bir şans tanınsaydı da gösterisini rahatça tamamlasaydı.

Biz de yüreğimiz ağzımızda ama bir o kadar da kendimizden emin bir şekilde izleseydik.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın