Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Günahkârlar kalesi

Günahkârlar kalesi

Türkiye futbolunun en büyük marifeti, oyunu ortadan kaldırıp yerine skoru koymasıdır. Hasbelkader bu maç 1-1 bitseydi, hatta mutlu bir kaza sonucu Galatasaray 2-1 kazansaydı, milyonlarca insan bu futbol sefaletini tarihî başarı diye kutlayacaktı. Çünkü onlara yıllardır böyle öğretildi. Skor varsa oyun vardır! Tabelayı göster, aklı sustur, alkışları topla.

Kenarda Okan Buruk neyin dansını yapıyor? Takımı oyunda değil, toplar F-16 gibi gökyüzünde uçuşuyor. Sanki futbol sahası çimlerin üzerine değil, hava sahasına inşa edilmiş. Kaleci topu Osimhen’e nişanlıyor, Osimhen ofsayta koşuyor, Barcelona futbol oynuyor, Okan Buruk ise kenarda kendisine büyük bir haksızlık yapılmış gibi tepiniyor. İnsan merak ediyor: Bu oyunun tam olarak neresine itiraz ediyor? Kendi hazırlamadığı kısmına mı?

Sevgili Muharrem Erbey’in ‘’Günahkârlar Kalesi ‘’adında bir nehir roman dizisi var. Okumanızı tavsiye ederim. Barcelona karşısında 4-1 kaybedilen maçın günahkârlar listesini çıkarmak gerekirse, listenin başına Okan Buruk’u yazmak için edebiyat eleştirmeni olmaya gerek yok.

Adam Şampiyonlar Ligi’ne katılmış ama belli ki Barcelona’nın da bu turnuvaya davet edildiğinden habersiz. Sanki rakip maç sabahı Mars’tan gelmiş, futbolu da beraberinde getirmiş!

İnsan hiç değilse zahmet edip rakibinin nasıl oynadığına bakar. Barcelona’nın ne yaptığı, neyi amaçladığı, hangi alanı nasıl kullandığı devlet sırrı değil. Ama ortada bir hazırlık emaresi yok. Oyun planı diye sofraya sürülen şey, kaleciden Osimhen’e gönderilen uçan balonlar. Madem bütün taktik mühendisliğiniz bundan ibaret, bari Osimhen’e ofsayttan nasıl sakınılacağını çalıştırsaydınız. Adamın ofsayta düşmesini saymaktan yoruldum. Barcelona savunması da herhâlde hayatında bu kadar kolay bir mesai yapmamıştır.
Fakat asıl mesele Okan Buruk değil. Onu mümkün kılan futbol kültürü.

Türkiye futbolunun en büyük marifeti, oyunu ortadan kaldırıp yerine skoru koymasıdır. Hasbelkader bu maç 1-1 bitseydi, hatta mutlu bir kaza sonucu Galatasaray 2-1 kazansaydı, milyonlarca insan bu futbol sefaletini tarihî başarı diye kutlayacaktı. Çünkü onlara yıllardır böyle öğretildi. Skor varsa oyun vardır! Rakibin karşısında futbol bakımından aşağılanmış olmanın hiçbir önemi yok. Tabelayı göster, aklı sustur, alkışları topla.

Oysa Barcelona’nın yaptığı iş, tabelanın çok ötesinde.
Barcelona’nın oyununda belirleyici olan, topun ve oyuncunun o anda bulunduğu yer değil; biraz sonra oluşacak ikinci hareket ve ikinci pozisyondur. Oyuncu mevcut pozisyona değil, henüz doğmakta olan pozisyonun ihtiyacına göre davranıyor. Top daha gelmeden bir sonraki ilişkinin koşulları hazırlanıyor. Pozisyon rolü, rol hareketi, hareket yeni pozisyonu üretiyor.

Mevkici ve bölgeci futbolun zavallılığı da burada ortaya çıkıyor. Adam kendi bölgesini beklerken oyun çoktan başka bir ilişki üretmiş oluyor. Barcelona’da ise pozisyonun talep ettiği rol, oyuncunun oyun dinamiğine dönüşmüş. Bu nedenle kararsızlık yok, tereddüt yok. Herkes neyin ardından neyin geleceğini biliyor.

Dikkat edin, Barcelona paslaşırken hiçbir oyuncu olduğu yerde topun kendisine gelmesini beklemiyor. Topun hareket yönünde mutlaka yeni bir hamle var. Pas, iki oyuncu arasındaki posta hizmeti olmaktan çıkmış; üçüncü hareketin kurucu unsuruna dönüşmüş. Al-ver futbolunun yerini al-ver-git ilişkisi almış. Ayağa pası futbolun son mertebesi sananlar için kötü haber: Devir değişiyor beyler!
Bir başka ayrıntı daha var. Uzun zamandır söylüyorum: Top kazanıldığında ilk iş genişlemek değil, önce daralmak, sonra doğru genişlemektir. Barcelona bunu taktik tahtasından çıkarıp oyuncu bedenine yerleştirmiş. Takım önce birbirine yaklaşarak bağlantılarını kuruyor, ardından alanı genişletiyor. Çünkü genişlik, birbirinden uzaklaşmak değil, birbirine bağlı kalarak alanı yönetmektir.

Bu futbolun temel felsefesini de tersinden okumak gerekiyor: Gol yemekten korkma, gol atamamaktan kork! Bütün enerji, bütün hareket ve bütün organizasyon gol üretmenin hizmetinde. Savunma bile bu hücum fikrinin bir parçası.

Spiker ise şaşkın: “Çok etkili geldiler, paslarla geldiler!”
Ne yapacaklardı sevgili kardeşim, paraşütle mi geleceklerdi? Memlekette pasla hücum eden takım görmek öylesine büyük bir hadise olmuş ki spiker neredeyse doğaüstü bir olayı anlatıyor. Topu tank mermisi gibi rakip sahaya fırlatmayı futbol sanan bir kültürde, pasın da bir ulaşım aracı olduğunu keşfetmek elbette heyecan verici!
Barcelona’nın gösterdiği şey, futbolun yeni bir düşünme biçimine doğru ilerlediğidir. Oyun artık mevcut pozisyonun değil, oluşmakta olan pozisyonun bilgisiyle yönetiliyor. Gelecekteki hareketi bugünkü hareketin içine yerleştiremeyen takımların bu oyunda işi giderek zorlaşacak.

Peki Galatasaray ne yaptı?

Topu gökyüzüne gönderdi, Osimhen’i peşinden koşturdu, sonra da kenarda Okan Buruk’un itirazlarını izledi.
İşin en komik tarafı da bu. Barcelona’nın ne oynayacağı aylar öncesinden belli. Rakibin oyun aklı ortada, hareket düzeni ortada, saha içi ilişkileri ortada. Sen hiçbir özgün karşılık üretme, takımını futbolun altmış yıl gerisine götür, ardından kenarda mağdur edilmiş bir sanatçı gibi depin!
Okan Buruk’un itiraz ettiği şey hakem kararları olabilir. Ama Barcelona’nın oynadığı futbola itiraz edecek bir oyun hazırlamadığı kesin.

Günahkârlar Kalesi’nin kapısında işte bu yazıyor: Hazırlıksızlığın gürültüsü, hazırlığın yerini tutmaz.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın