GÜNÜN YAZILARI

Mardiros Minakyan… Osmanlı kadınları yasaklanan tiyatro kapılarını nasıl açtılar?

Performans sadece kadınlar için olduğunda tiyatronun etrafını erkekler kuşatıyordu. Saatlerce güneşin altında bekleyen erkekler, aşık oldukları kadınları en azından uzaktan görmek istiyorlardı. Gençler, tiyatronun çevresinde aşıkların bakışlarının karşılaşmasını affetmeyen uyanık polise çok dikkat ederlerdi.

Peki, “Adam”lar nerede?

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, İstanbul için özel bir “Deprem Yasası” çıkarmayı hedeflediklerini açıkladı. Kafamdaki bu soruya cevap bulmak için Sayın Özhaseki’nin konuşmasını tekrar tekrar dinledim. İstanbul’da depremde yıkılacak binaların sayısı hakkında istatistik bilgiler verdi. Peki depremde yıkılacak olan evler ya da işyerleri hangileri? Korkarım ki depremsellikle ilgili istatistik bilgiler, fay hatları tartışmaları afetler karşısında izleyicileri hareket geçirmek şöyle dursun, pasifleştiriyor. Oysa fay kırılması felaket dediğimiz olayın yalnızca cisimleştiği an. Olayın cisimleştiği andan, yani felaketten önce ona uzanan bir dolu gelişme yaşanıyor. Aklıma öğrencilik zamanlarımda, “alternatif konut üretimi” gibi temalar altında çalışmalar yapan, benim de öğrencilik projelerimi etkileyen Mehmet Adam geldi. Ve onun 1989 yılında Bayındırlık Bakanlığı’na sunduğu afetlere karşı dirençli yerleşimler oluşturmak için iletişim programı ve pilot şehircilik deneyimi önerisi…

Bir ömür “Her şey çok güzel olacak” ile geçmez!

CHP’de genel başkanlık düğümünün, Ekrem İmamoğlu’nun yaptığı son açıklamayla çözüldüğünü söylemek mümkün. İmamoğlu, eğer 2024’te İBB Başkanı sıfatını muhafaza ederse, muhalefetin kanadın en kuvvetli ismi haline gelir. İmamoğlu’nun hedef çıtasını artık daha yüksek bir noktaya koyduğu, CHP Genel Başkanlığına değil Cumhurbaşkanlığına, söylenebilir. Peki, İmamoğlu’nun diğerlerinden ayırt eden bir fikri var mı? Hayır, yok. Onu gördüğünde seçmenin kafasında beliren bir düşünceden söz edilebilir mi? Hayır, edilemez. İmamoğlu, her toplantıda halkın üzerine onların hoşuna gideceğini tahmin ettiği mesajları boca ediyor. Fakat toplantı bitiğinde insanların aklında nerdeyse tek bir söz kalmıyor.

KİTAP | Taner Akçam’dan “Yüzyıllık Apartheid”

Tarihçi Taner Akçam’ın üst başlığı “Yüzyıllık Apartheid”, alt başlığı “1918-1923 Türkiyesi: Bağımsızlık ve Apartheid Rejiminin İnşası”* olan son kitabı, geçtiğimiz Temmuz ayında ARAS Yayınları’ndan çıktı. Kitapta Cumhuriyet’in temel karakterinin ‘Apartheid rejimi’ olduğu ileri sürülüyor. Daha Kurtuluş Savaşı’nın ilk döneminden (1918’den) başlayıp, günümüze değin ele aldığı yasalar, kurumlar, kurallar, kararnameler ve uygulamalar yoluyla böyle bir rejimin inşa edildiği belirtiliyor. Akçam Türkiye’de halen yürürlükte olduğunu belirttiği Apartheid rejiminde hiyerarşik olarak üç kesim bulunduğunu söylüyor. Hiyerarşinin en üstünde “Sünni Müslüman Türkler, orta kesimde Aleviler ve Türk olmayan diğer Müslümanlar ve Son ve en alt tabakada Hıristiyan ve Yahudiler. Akçam, bu hiyerarşiyi Hindistan’dan mülhem Türk usulü “kast sistemi” olarak tanımlıyor.
- Advertisement -

Sümela Manastırı için Atatürk’ün verdiği izin

Ağustos 1923’de Lozan Mübadelesi nedeniyle manastırdan göç eden son papazlar yolda başına bir şey gelmemesi ya da bir gün geri gelme ümidiyle Sümela’yı asırlar boyu bir hac merkezine çeviren üç kutsal emaneti, manastır yolu üzerindeki Aziz Barbara Şapeli’ne gömmüşlerdi. 1931 yılında o gömülü kutsal emanetlerin çıkarılması için Yunanistan Başbakanı Venizelos Türkiye'den izin istedi. İznin altında doğduğu şehir, Yunanistan'ın eline geçmiş, 8 yıl önce Yunan ordularıyla savaşmış Atatürk'ün imzası vardı.

En Son Çıkanlar