Çocukluğumda, ergenliğimde radyo şiirsel güfteleriyle de sürpriz. O sürprizi flörtöz mimiklerle “Sonraki şarkıyı sen bana söylemiş ol”, “Sonrakini de ben sana…” kurgusuyla hususileştirmen, cüret edemediğin serenadını şarkılara bırakman da mümkün. Hem aşkta “ikimizin şarkısı”, “bizim şarkımız” diye bir ünite var, zorunlu müfredat o zamanlar. O yoksa ağız tadıyla düğün bile yapamazsın, ilk dansında sıradan taşralılar gibi “La Cumparsita” ile sağa sola sallanır, düğünleri kimliksiz kalan milyonlarca Jane-John Doeların arasına katılırsın.
Düşünce özgürlüğü engellendiği an kişi araçsallaşmaya müsait hale gelir ve iktidarlar kaçınılmaz olarak yozlaşmaya başlar çünkü insan araçsallaştığında yönetmek ayrıca bir çabaya gerek kalmaksızın, kendiliğinden güç kullanımına dönüşür. Neredeyse bütün yozlaşmaların ilk nedeni düşüncenin serbestçe hayat bulamaması ve insanların, düşünmeksizin sadece yaşar hale gelmeleridir. Düşünmeden yaşayan insanların düşünmedikleri her şey iktidarların zor gücünü güçlendirici bir etki yapar.
Gelecek Partisi’nin Kürt meselesinin çözümünü de merkeze alan yeni bir demokratikleşme süreci başlatma gibi bir politikası varsa, bu politika silahsızlandırmayı da kapsamak durumundadır. Silahsızlandırma, bu işin olmazsa olmazıdır. Silah, odadaki fildir. Görmezden gelinemez. Yanından geçip gidilemez. Arkasından dolaşılamaz. Silahları tamamen susturmadan, ülkede istikrar sağlanamaz. Mevcut şartlarda silahsızlandırma üzerine konuşmadan, gerçekte Kürt meselesi konuşulmuş olmaz.
Türkiye’deki bir askeri üsse tayini çıkan Amerikalı paraşütçü Ethan Melzer, Türkiye’deki gizli Amerikan birliğine saldırı düzenlenmesi için hassas askeri istihbaratı Telegram üzerinden El-Kaide militanıyla paylaşma suçu nedeniyle tutuklu olarak yargılanıyor. 41 yıl hapsi istenen Melzer satanist bir Neo-Nazi, IŞİD sempatizanı. Amacı Türkiye ve ABD’nin de yer aldığı bir dünya savaşı çıkarmak, böylece Batı medeniyetinin sonunu getirmek.
Soruyu Batılılaşmış, kentli, eğitimli, kabaca orta sınıf diyebileceğimiz kesimin benzer sorusuyla karıştırmayalım. Onların sorusu aslen sınıfsal. “Burası Türkiye!” (yani burada her şey olabilir, “bunlardan” her şey beklenir) ifadesiyle dile getirilen, bulunduğu yeri ve bu yeri paylaştığı vatandaşları beğenmeme durumunun yansıması. Kapitalizmin geç gelişmesinin ve Kemalizm’in yarattığı bu kesimi ve sorunlarını ilginç buluyorum, ama konumuz bunlar değil. “Biz niye böyleyiz?” sorusunu bunların dünya görüşü temelinde sormuyorum.