İlkokulda beş yıl boyunca sınıftaki tek Trabzonsporlu bendim. Adettir, öğretmenler ve müfettişler bir sınıfa girdiklerinde öğrencilerle tanışma ve muhabbet açma kabilinden ilk sordukları sorulardan biri “Hangi takımı tutuyorsun?” olur. Ben “Trabzonspor” deyince önce “Ne alaka?” der gibi yüzüme bakarlardı. Arkasından “Nerelisin?” sorusu gelirdi, “Diyarbakır” cevabı şaşkınlıklarını daha da artırırdı. Çünkü Diyarbakırlı bir çocuğun Trabzonspor’u tutabileceğine ihtimal vermiyorlardı.
Ramy ibadetine düşkün bir Müslüman gibi yaşamaya çalışıyor ama bir taraftan şehir hayatının günahkarlığından uzak duramıyor. Tam bir metrobüs hali. Modern şehir hayatındasın ve dindarsın. Bu sıkışmışlık duygusu çelişkilere sürüklüyor Ramy’yi ve kendi çapında bir varoluş sancısı çekiyor karakterimiz.
Halk egemenliği, siyasi özgürlükler ve daha iyiye ulaşmak adına üretilecek her yeni politikanın bütüncül olarak ve birbirine göre ele alınamadığı “ölçüsüz” demokrasilerde rejimin adı ne olursa olsun popülizm, aşırı liberal görüşler ve mesihçi siyaset kaçınılmaz bir sonuçtur. Adı ne olursa olsun, çoğunlukçu bir baskı, “özgürlükçü” bir tahakküm ve “hakikatçi” bir zorlama siyasi alanı hareketsiz kılar.
Sosyalizm çökmüş mü? Devrim çökmüş mü? Yok canım. Ne münasebet! Olmadı böyle bir şey. Olabilemez ki. Muhkem teorisi var. Benim teorim senin teorini döver. Hem aslında senin bir teorin bile yok.
Anayasa Mahkemesi 1994 yılında Şırnak’ın Kuşkonar ve Koçağılı köylerinin savaş uçaklarıyla bombalanması ve 38 insanın öldürülmesiyle ilgili davada hak ihlaline karar verdi. AYM’deki davayı öldürülmeden bir yıl önce Tahir Elçi açmıştı. Serbestiyet, Elçi’nin ardından davayı üstlenen avukat Neşet Girasun ve en başından itibaren süreci takip eden Kerem Altıparmak’la kararı konuştu.