Biat hep vardı. Satılmışlık hep vardı. Sırf çıkar uğruna saf değiştirip demokratlıktan zıddına geçmek hep vardı. Troller hep vardı. Bu satırları dün yazıyordum, yani 3 Haziran günü. Akşam farkına vardım ki Nâzım Hikmet’in 57. ölüm yıldönümüymüş. Tamamen tesadüf, zira hiç Nâzım’ı anma arayışından gelmemiştim buralara. Zaten törensel anmalara çok düşkün değilim. Gelin görün ki 79 yıl önce yazdıklarında, sanki yer yer bugünün medya ve siyasi kültür yozlaşmasını anlatıyor.
Eh, özel bir cins trol diyelim. Biyolojik tasnifin en alt ve dar katmanı olarak tür (species) demedim; onun bir çentik üzerinde, biraz daha geniş bir kategori olarak cins (genus) dedim. Nisbeten terbiyeli, teorik bir trol. 1970’lerin ikinci yarısında; 12 Eylül 1980 darbesinden önceki beş altı yılda. Üzerinden 40 yıl geçmiş. Hatırlamaya ve yüzleşmeye değer buluyorum.
Militer polislik, farklılıkların ortak bir zeminde biraradalığıyla bireylerin demokratik bir halk oluşunu engeller. Herkesin ancak birbirine benzemesi halinde yaşama şansı bulduğu ve hukuk karşısında korunaklı olduğu mesajı yayar. Bu tür idarelerde danışma, değerlendirme ve problemlere yaratıcı çözümler getirme yoktur
Ülkemizde de göze görünmeyen büyük bir yaradır çaresizlik içinde sokakta yaşayanlar. Üstelik pandemiyle birlikte işini ve kıt da olsa gelirini kaybeden sayısız insan oldu. Duyarsızlığımız, eşitsizliğimiz yüzünden umutsuzluğa kapılanlar hiç de az değil.
“Göstericilerin hakkından gelin, yoksa ahmak görünürsünüz” yaklaşımı, Başkan Trump’a ait. Eyalet valileriyle bir telekonferans görüşmesinde, “Göstericileri 10 yıl hapse atın” diyen de Trump. Savcı da kendisi, hakim de kendisi... Otoriter liderlerin, otoriter iktidarların tipik yaklaşımı budur zaten. “Üç beş tanesini asacaksın?” deyişi çok evrensel olduğu kadar yerli ve milli bir deyiştir.