Bu zamana kadar üretilmiş en güzel sloganlardan biriydi benim için ve Metin Oktay’a yazılmıştı: "Tek aşkıydı Galatasaray/senin gibi cimbomluyu unutur mu bu taraftar!’’
Sanılmasın ki bu bayramlara sadece “halk” kayıtsız kalırdı; hayır, “vatandaşlar” da umursamazdı pek devlet bayramlarını. Ne zaman ki gelenek umulmadık biçimde “hortlayıp” gidişe el koydu, o zaman Cumhuriyet bayramları iktidar kaybına uğrayanlar gözünde değere bindi; sembol oldu.
Türkiye gibi sorunlu demokrasilerde dokunulmazlığın özellikle muhalefet için çok büyük değer taşıdığı da izaha ihtiyaç duymaz. Muhalefetin yapması gereken,dokunulmazlığa gözü gibi bakmasıdır. Zira onu iktidarın olası zorlamalarından koruyacak olan budur.
Darbeye kalkışan Gülen ve çözüm sürecine sadık kalmayarak örgütünü iç savaş çıkarmaya yönelten Apo, son üç yılda en etkisiz liderler kategorisine savruldu. Neticede Time da, her iki örgüt liderini silmek zorunda kaldı.
ZDF’nin olaylı yayınının gerçekleştiği 17 Mart’tan hemen sonra, Batı’nın önde gelen yayın organları, galiba bir şeylerin ters gittiğini farkettiklerinden, ânında bir “basın özgürlüğü” savunusuna geçti. Madalyonun diğer yüzünde, Türkiye’yi de “tahammülsüzlük”le suçladılar. Ama Jan Böhmermann’ın ne gibi sözler sarfettiğine hemen hiç değinmediler. Hiç olmazsa ahlâkî bir değerlendirmede bulunabilirlerdi, ama onu dahi yapmaktan kaçındılar. İki yüzlü, çifte standartlı, samimiyetsiz bir oyun oynuyorlar.