AK Parti sadece ‘doğru dürüst’ bir anayasa yapma sorumluluğu ile karşı karşıya değil. Bu anayasanın bir toplumsal sözleşme işlevi görebilmesini sağlayacak ortamı da sağlamak, en azından bunu engellemek isteyenlerin tuzağına düşmemek zorunda.
Üzerimize yağan bombalar, belki de Allah’ın sözlerini hâlâ duyabilen ve insanlığa hâlâ bir şeyler fısıldayabilecek son insanları da susturmak içindir. Masumlara kendi kalplerinden öte bir sığınak yoktur. Hâlâ Tanrı’yı hatırlayabilenler, neoliberal iktisadın ‘loser’larıdır.
Şimdilerde maalesef, Türkiye’deki çözüm sürecinde bir kesinti yaşanıyor. Kimileri bunu mutlak ve değişmeyecek bir hal sanıyor. Bundan olsa gerek sonuna kadar gitmekten, artık masaya oturmamaktan, müzakerenin lafının dahi edilmemesi gerektiğinden, idamın geri getirilmesinden falan bahsediyorlar. Taraflardan daha cengâver bir tutum içindeler. Hazin bir durum.
Şimdi hükümete düşen zaman geçtikçe kendi kendinin kurdu olan, hendeğini kazan PKK’nın kendi kendini yenmesine fırsat vermek, bu arada adım atmayarak PKK’nın Türkiye’de silahla ilişkisi hakkındaki nihai kararını vermesini beklemek, beklerken de güvenlikten taviz vermemek, silahlı gruplara karşı mücadeleyi sürdürmek, bunu yaparken de Kürtlerin kalbine dokunmaya, PKK’nın savaşı için bulamadığı gerekçeleri ona vermemek, Kürtleri incitecek kıracak dilden uzak durmaya devam etmek olmalı.