Evet zorlanıyoruz. Düne kadar makul bir yerde duran, toplumsal kamplaşmanın etkisiyle olaylara nesnel bakabilme yetisini korumaya çalışan bir çok insan; sonunda rüzgara kapılıp gitti, kutuplara bölündü.
Ama asıl söyleyeceğim şu: Ben de, bu “aydın savrulması” nı, iktidarın sevmediği sesi cezalandırarak susturmaya çalışması kadar tehlikeli bulmayanlardanım.
Kamuoyu, imzacı aydınlara cezayı, hukuk adamlarından önce ahlaki olarak kesti. Savcıların devreye girerek terörü öven ve teşvik eden imzacı aydınları gözaltına alması ise bu havayı tersine çevirdi.
Bazı ilkelerin zamanı hiç geçmez, mücadelesi hiç bitmez. Bugün 1128 öğretim elemanının aykırı (ve benim de tamamen karşı olduğum) bir bildiri yüzünden devlet ve YÖK eliyle maruz bırakıldıklarına benzer şeyleri, ben de 2000 ve sonra 2005 yıllarında Ermeni soykırımına ilişkin görüşlerim nedeniyle yaşamıştım. Benim de aleyhimde epey bir cadı kazanı kaynatılmış ve gergin aylar yaşamam gerekmişti. Üniversitemin yüzde yüz akademik özgürlüğün yanında yer alması sayesinde ve keza AK Parti liderliğinin demokratik bir tavır alıp özgür düşünceye destek vermesinin de etkisiyle, nihayet aşılabilmişti o karabasan. Fakat üstüne bir de 2007 başında Hrant öldürülmüş ve ben neredeyse bir buçuk yıl Amerika’da yarı-sürgün kalmıştım.
Devlet eliyle gerçekleştirilen bu cadı avının mazur görülebilecek hiçbir tarafı yoktur. Ne Cumhurbaşkanı’nın açıklaması, ne de ardından devlet organlarının yaptıkları kabul edilebilir. Bunun karşısında durmak ve yanlışlığını net bir şekilde ortaya koymak gerekir.