ANALİZ: Vahap Coşkun, Demirtaş’ın siyasi stratejisini yorumladı

“Demirtaş, yargılanma sürecindeki Öcalan’ın tersine meydan okuyan bir tavır sergiliyor. Öte yandan muhalefetin her kesimine karşı diyalog ve uzlaşma çağrısında bulunuyor. Hülasa Demirtaş, bir taraftan Kürt kamuoyuna dirençli, ilkeli ve muktedire taviz vermez bir lider profili, diğer taraftan da Türkiye kamuoyuna geniş bir birliktelik sağlamak için mücadele eden uzlaşmacı bir lider profili sunmaya gayret ediyor.”

Serbestiyet: Selahattin Demirtaş ayrı parti kuracağı iddialarına eşi Başak Demirtaş vasıtasıyla cevap verirken, “Böyle bir yalana inananlar benim dışarıda ve içeride yürüttüğüm mücadeleyi gerçekten de anlayamamışlar demektir. HDP benim için sadece bir parti değildir. HDP’nin ilkeleri, değerleri, mücadelesi benim yaşamımdır. HDP benim ruhumdur’ dedi.

Dolayısıyla, parti kurma iddialarını dışarıda bırakarak soruyoruz:

Selahattin Demirtaş’ın son dönemlerde, aranın soğumasına izin vermeksizin yürüttüğü siyasete müdahil olma kararlılığında yegâne bağlamın ‘HDP siyasetine katkı’ olduğunu söyleyebilir miyiz? Yoksa kafasında, adım adım kuvveden fiile çıkarmaya çalıştığı başka bir siyasal kurgu mu var?

Vahap Coşkun: HDP, temelleri 1990’da HEP ile atılan bir siyasi geleneğin temsilcisi. Bu gelenek 2015’e gelinceye değin, yüzde 5-7 bandında bir desteğe sahipti. 7 Haziran seçimlerinde, oylarını ikiye katlayarak, yüzde 13’ün üzerine çıktı ve bu başarıya imza atarken partinin başında Demirtaş vardı. Elbette HDP’nin oy artışında rol oynayan birçok faktör vardı ama Demirtaş’ın liderliğinde bunun gerçekleşmesi, Demirtaş’ı özelde Kürt genelde Türkiye siyaseti için önemli bir aktör konumuna getirdi.

Demirtaş’ın 7 Haziran’dan sonra önüne çıkan fırsatı ne ölçüde kullanabildiği tartışmalıdır. Benim kanaatim, yıldızının parladığı ânı iyi değerlendiremediği yönündedir. Lakin bu, Demirtaş’ın HDP ve Kürt siyaseti için taşıdığı önemi azaltmadı. Nitekim çözüm sürecinin bitmesinden sonra Demirtaş’ın cezaevine konulmasıyla HDP’de doğan lider boşluğu, Demirtaş’ın HDP için taşıdığı değerin daha iyi anlaşılmasını sağladı.

Demirtaş, dört yıla yakın bir süredir cezaevinde. Bu sürede hem geçmişe dair bir siyasi muhasebe yaptığı hem de geleceğe dair bir siyaset tasavvuru üzerinde düşündüğü söylenebilir. Gündeme yoğun müdahalelerine ve bunların içeriğine baktığımda Demirtaş’ın iki hat üzerinde ilerlediğini söyleyebilirim:

Biri, iktidara ve onun aparatlarına karşı net bir duruştur. Öcalan’dan çok farklı bir yol izliyor burada Demirtaş. Öcalan’ın, yargılanması esnasında -özellikle Kürtler arasında birçok kesimin eleştirisine uğrayan- alttan alma tavrı yerine Demirtaş daha keskin, açık, kimi zaman alaycı kimi zaman meydan okuyan bir tavır sergiliyor. Bu tavır, iktidardan derin rahatsızlık duyan kesimlerde Demirtaş’ın popülaritesini yükseltiyor.

Diğeri, muhalefetin her kesimine karşı diyalog ve uzlaşma çağrısında bulunmasıdır. Demirtaş, asgari müştereği üretmeye çalıştığını, ortaklıklar üzerinden işbirliği yolları aradığını ve herkesle işbirliği yapmaya hazır olduğunu göstermeye çalışıyor. Bunun için başkanlık sistemine karşı güçlendirilmiş parlamenter rejimi savunan bir yazı yazdı. Geniş tabanlı bir demokrasi ittifakı kurma önerisinde bulundu. Muhalefet liderlerinin tamamına zeytin dalı uzattı. Ve bunların hepsi kamuoyunda bir şekilde yankı buldu ve gündeme müdahale etmesini sağladı.

Hülasa Demirtaş, bir taraftan Kürt kamuoyuna dirençli, ilkeli ve muktedire taviz vermez bir lider profili, diğer taraftan da Türkiye kamuoyuna geniş bir birliktelik sağlamak için mücadele eden uzlaşmacı bir lider profili sunmaya gayret ediyor. Demirtaş’ın, kendisinin de ifade ettiği üzere, HDP dışında bir düşüncesi yok; bana göre, onun bu çift hat üzerinden işleyen siyasetinin gayesi de, HDP’yi daha merkeze çekmek, merkezde HDP’nin ve kendisinin daha fazla yer almasını sağlamaktır. Elbette gayeye giden yolda Demirtaş’ın bazı avantajları ve dezavantajları var; fakat bu, bahsi diğer.

Önceki İçerik“Gelinen aşama itibarıyla”
Sonraki İçerikDünyada koronavirüste ölü sayısı 1 milyonu geçti