Kuşak, yol ve aşı

Türkiye’de milliyetçi, muhafazakar ve sol kesimlerde farklı temalarla da olsa yerleşik olan Batı karşıtlığı, bazı alanlardaki (eğitim, teknoloji, eğlence vs.) tercihleri nasıl etkilemiyorsa, Çin karşıtlığı da aşı konusunda aynı şekilde hasır altı edilebilir. CoronaVac’a olan gönüllü arzu bu olasılığı güçlendiriyor. Türkiye, son birkaç yılda Kuşak ve Yol’u ekonomik gerekçelerle bağrına bastığı gibi, “Çin aşısı”na da sağlık gerekçesiyle sarılabilir.

“Çin aşısı” Aralık ayında Türkiye’ye geliyor: Üstelik 10 milyon doz ve bedava. Adıyla değil ülke sıfatıyla hitap ettiğimiz CoronaVac, Türkiye’de zaten sağlık çalışanları üzerinde test ediliyordu. Yeni ilan edilen gönüllü seferberliğine 20,000 kişinin daha katıldığını Sağlık Bakanı Fahrettin Koca bizzat duyurdu. Bir ay sonra sağlık ocaklarından aşı randevu telefonları yağmaya başlayabilir. Ve netice olarak, koronavirüs krizimizin sonunu “Çin aşısı” getirebilir. Bir yıl kadar önce, Çin’in, dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de “koronavirüsün anavatanı” ve “salgının müsebbibi” olarak görüldüğü düşünülürse ironik bir sonuç. Yine de imkan dahilinde olan birçok başka senaryo ile kıyaslandığında, kötü bir sonuç sayılmaz.    

Bu yazı CoronaVac’ın güvenilirliği, başarı yüzdesi ya da olası yan etkileri üzerine değil. Çin’de acil durum planı çerçevesinde halihazırda yüz binlerce kişiye uygulanan aşı, dünyada da Brezilya, Endonezya ve Türkiye’de test edildi. İki gün önce ilan edilen gönüllü seferberliğine olan katılım ve bilim insanlarının açıklamaları “aşıya güven” noktasında ciddi bir endişe olmadığını gösteriyor. Yine de aşıda Avrasyacı hat (Çin ya da Rusya) birçokları için ilk seçenek olmazdı. Türkiye’de Astrazeneca, Moderna, Pfizer-Biontech vs. gibi Batı şirketlerinin aşıları da lisanslarını aldıktan sonra isteğe bağlı ve ücretli olarak dağıtılabilecek. Ancak kahir ekseriyet için tek yol, bedava ve çok sayıda gelecek olan “Çin aşısı” gibi görünüyor.

“ÇİN AŞISI”

Alışık olmadığımız, tuhaf ve yabancı bulduğumuz şeyler, bizden çok uzakta durup başka cisimlerin arkasında kalmaya, onların suretlerine karışmaya mahkumdur. Türkiye’nin Doğu Asya’ya bu tarz ufuktan bakmaları, bir ilaç ile ülke ismini yan yana getirmek şöyle dursun, birkaç ülkeyi bile aynı sepete atabilecek türden. Tarihte birçok çatışma yaşamış, dilleri ve siyasi kültürleri apayrı olan Japonya, Kore ve Çin’in birbirine benzetilmesi gibi. Samimi aile sohbetlerinin hep gülümseten vazgeçilmezi: “Hepsi çekik gözlü olmasına rağmen” nasıl olur da?… İşte o yüzden Çin’de üretilen birkaç koronavirüs aşısından sadece biri olan CoronaVac da ülkesinin adıyla aynı heybede.

Peki Türkiye halkı bu aşıya nasıl yaklaşacak? Çin konusundaki kültürel ve ahlaki yargılar kitlesel aşı deneyimini sekteye uğratacak mı? Türkiye’de bilindiği üzere yaygın bir Çin karşıtlığı var. Milliyetçi tarih yazımı (“Çin Seddi’ni bize karşı yaptılar”), Soğuk Savaşın ideolojik bakiyesi (anti-komünizm/ateizm) ve Uygur sorununun (bugünlerde özellikle hassas ve önemli) şekillendirdiği bir hissiyat. Üzerine bolca basmakalıp kültürel öğe de serpiştirilmiş durumda (“her şeyi yiyorlar”). İşin tuhafı Türkiye’deki Çin karşıtlığı hemen hiçbir zaman rejimin doğasına yönelmiyor. Belki de en fazla dert edilmesi gereken, yükselen Çin imajının karanlık arka odası diyebileceğimiz tek-parti rejimi Türkiye’de Çin konusunda en az rahatsızlık uyandıran unsurlardan biri. Koronavirüs kriziyle ivme kazandığını tahmin edebileceğimiz (zira henüz elimizde geniş çaplı anketler yok) bu olumsuz algı, yerini “Çin aşısı” konusunda pragmatik bir tutuma terk edecek mi?

Türkiye’de milliyetçi, muhafazakar ve sol kesimlerde farklı temalarla da olsa yerleşik olan Batı karşıtlığı, bazı alanlardaki (eğitim, teknoloji, eğlence vs.) tercihleri nasıl etkilemiyorsa, Çin karşıtlığı da aşı konusunda aynı şekilde hasır altı edilebilir. CoronaVac’a olan gönüllü arzu bu olasılığı güçlendiriyor. Türkiye, son birkaç yılda Kuşak ve Yol’u ekonomik gerekçelerle bağrına bastığı gibi, “Çin aşısı”na da sağlık gerekçesiyle sarılabilir.

Ancak koronavirüs aşısı, Çin ile bugüne kadar girdiğimiz “en yakın” temas niteliğinde. Cep telefonlarımızda ve bilgisayarlarımızda (hatta onlara indirdiğimiz uygulamalarda bile) Çin markaları görmeye alışmış olabiliriz. Ama bunlar, derimizin altına zerk edilecek bir maddenin yaşatacağı deneyim ile kıyaslanamaz. Bu, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nden geçerken, Ankara-İstanbul hızlı tren hattında yol alırken, Türkiye’deki mermer madenlerinden bahsederken anmak zorunda olmadığımız bir gizli özne ile Kuşak ve Yol’a bağlanan o soğuk hikayelerden biri olmayacak. Damarlarımızda dolaşan, bizi korkutan ve ümitlendiren, iyileştirmeye ve hasta etmeye muktedir, hayatımızı derinden etkileyecek bambaşka bir hikaye bu.

Önümüzdeki aylarda CoronaVac etrafında nasıl bir anlatı oluşacağı, elbette büyük ölçüde Türkiye’de aşı olan vatandaşların deneyimlerine bağlı olacak. Virüse karşı etkisi ve yarattığı bağışıklığın kalıcılığı aşı konusunda bir kanaat oluşturacağı gibi ister istemez Çin ile ilgili algıyı da şekillendirecek. Aşı karşıtlarının ve komplo teorisyenlerinin sosyal medyada geniş yankı uyandırabildiği bir çağda CoronaVac deneyiminin pürüzsüz olmasını beklemek mantıklı değil. Yan etkilerin gerçek ve abartılı versiyonlarının yaratabileceği korku iklimi de bu yazıda anmak istemediğimiz bir olasılık. Ancak aşının yaygın kullanımı memnuniyet yaratırsa, Türkiye’de Çin ile ilgili eski ama hakim imaj ister istemez güncellenecek: 1990’lardan kalma “ucuz emek, sahte mal” çizgisinden yapay zeka, uzay teknolojileri ve elektrikli araç gibi alanlarda liderlik pozisyonuna oynayan Çin’e doğru. Peki damarlarımızda CoronaVac akarken bu görüntünün –önceden de pek bakamadığımız- karanlık arka odasına nasıl bakacağız? Kuşak, Yol ve Aşı elimizi kolumuzu daha da bağlamışken üstelik…

Önceki İçerikParti devlet sistemi kendisini demokratikleştirebilir mi?
Sonraki İçerikTicaret Bakanı: ‘Fransa ve Türkiye birbirine boykot uygulamadı’