Yükselen bir değer olarak ‘Çin aşısı’

Bugün itibariyle CoronaVac aşısının 3. faz sonuçları açıklanmış değil. Elimizde bu nihai veriler olmadan, aşının etkisiyle ilgili bir şey söylemek elbette zor. Ancak gidişat kötü görünmüyor. Ve sonuçların tek bir şirketten değil, farklı ülkelerden gelmesi; aşının etkilerinin her ülkede hekimlerin dahil olduğu bir süreçte incelenmesi bir avantaj olarak görülebilir.

Sinovac şirketinin ürettiği ve bizde kısaca “Çin aşısı” olarak bilinen CoronaVac ile ilgili ilk yazımda (https://serbestiyet.com/featured/kusak-yol-ve-asi-45770/) aşının Türkiye’de tıpkı “Kuşak ve Yol” inisiyatifi gibi bağra basılma ihtimalinden bahsetmiştim. Bu aşının Çin ile olan ilişkilerde yeni bir sayfa açabileceğini ve Türkiye’de Avrasyacılığın albenisini arttırmak gibi ciddi bir yan etkisi olabileceğini söylemiştim. O yazı bana “Çin aşısına üzülen akademisyen” (https://penceretv.com/yazarlar/kamil-erdogdu/cin-asisina-uzulen-akademisyen-484) payesini kazandırdı. Oysa aşının kendisi, hastalığa karşı koruyucu etkisi ve Türkiye’nin koronavirüs krizini sonlandırma ihtimali beni üzmeyip sevindiriyor.

Peki bu aşı hakkında yeni neler öğrendik? Öncelikle, Brezilya ile beraber Türkiye’nin aşı paydaşı sayabileceğimiz Endonezya’dan iyi bir haber geldi. CoronaVac aşısını gönüllüler üzerinde test eden ülke, aşının %97 etkili olduğunu ilan etti. Verilerdeki belirsizlik ve Sinovac şirketinin bu nihai sonucu destekleyememesi konuyu yakın geleceğe ertelese de, bu haberin olumlu tınısı kulaklarda yer etmiş durumda. Bir gün sonra Birleşik Arap Emirlikleri, ülkede test ettiği bir diğer Çin aşısının %86 etkili olduğunu açıkladı. Çin kamu iktisadi teşekkülü olan Sinopharm’ın ürettiği aşı Türkiye’de kullanılmayacak da olsa haber “Çin aşısı” genel şemsiyesi altına toplanan tıbbi ürünler hakkındaki algıyı olumlu etkilemiş olsa gerek.

Bugün itibariyle CoronaVac aşısının 3. faz sonuçları açıklanmış değil. Elimizde bu nihai veriler olmadan, aşının etkisiyle ilgili bir şey söylemek elbette zor. Ancak gidişat kötü görünmüyor. Ve sonuçların tek bir şirketten değil, farklı ülkelerden gelmesi; aşının etkilerinin her ülkede hekimlerin dahil olduğu bir süreçte incelenmesi bir avantaj olarak görülebilir. Aşılar Çin’de de acil durum planı çerçevesinde yaygın şekilde kullanılmasına rağmen –ki Türkiye’de buna inanılmıyor -bu ülkeden gelen rakamlara “şaibeli” gözüyle bakılması, Brezilya ve Endonezya’dan gelecek raporlara ilgiyi arttırıyor. Dünyada, aşılarla ilgili bilimsel bulguların akademik makalelerde yayınlanmasını bekleyecek takati olan hiçbir hükümet olmadığına göre, elimizdeki en iyi seçenek şimdilik bu gibi gözüküyor.

Türkiye’de geçtiğimiz haftalarda “Çin aşısı”nın imajında gözle görülür bir iyileşme oldu. Aynı süre zarfında, Çin uzay programının aydan numune getirecek yetkinliğe ulaştığı ve ülkenin saygın bir teknoloji üniversitesinde kuantum bilgisayar icat edildiği haberlerini duyduk. Ama aşının ucuz olmadığının anlaşılması bu haberlerden daha büyük bir etki yapmış olabilir. Bir diğer önemli unsur, CoronaVac aşısıyla ilgili ciddi bir dezenformasyon kampanyası yürütülmesine rağmen şu ana kadar elde kötü senaryoları haklı gösterecek bir verinin olmamasıydı. Gerçekten de “Çin aşısı” ile ilgili olağandışı bir yan etki raporlanmış değil. İlaveten, Türkiye’de tanınan ve güvenilen doktor ya da virologlar aşıyla ilgili olumsuz bir beyanda bulunmadı; en fazla “temkinli” olunması gerektiğini vurgulayıp daha fazla veri görmeleri gerektiğini söylediler. Ve son olarak, Sinovac şirketinin geçmişi kurcalandığında ortaya sağlık açısından dehşetengiz bir hikaye çıkarılamadı.

Aşının yükselen imajına en ciddi engel, Sinovac’ın Çin’de rüşvet verdiğine dair Türkçeye hemen çevrilen bir Washington Post haberiydi. Haber CoronaVac aşısıyla ya da şirketin geçmişte ürettiği tıbbi ürünlerin güvenilirliğiyle ilgili değildi, ama Türkiye’de o şekilde algılandı. Aşıyı şaibeli bir şirketten satın almama isteği son derece makul elbette. Ancak Çin bağlamını –ve dünyadaki tıp sektörünün genel durumunu- bilenler için esas korkutucu kısım Sinovac ile değil, bu sektördeki kar güdüsü ve yapısal yolsuzluk ile ilgili olabilir. O kadar ki, bugün koronavirüs aşısı için adı geçen Batılı şirketlerin çoğu rüşvet suçundan şaibeli; ABD yasalarına göre hüküm giyip tazminat ödeyenler var. Doktorlara bir ilacı tavsiye etsin diye hediye veren tıp şirketlerinin daha büyük ölçekte neler yapabileceği –ve yaptığı- hepimizin malumu. Otoriter yönelimleri olan, şeffaflık ve hesap verebilirlik gibi değerleri yönetim normu olarak benimsememiş Çin gibi ülkelerde bu daha da vahim bir tablo yaratıyor. Ne var ki, Washington Post haberi, zamanlaması ve tek bir şirketi hedef alması açısından, bize aşı güvenliğinden ziyade Amerikan-Çin siyasi rekabetini hatırlatması gereken bir haber.

Türkiye’de “Çin aşısı”na muhalefet, aşı karşıtları, Çin karşıtları ve iktidar karşıtlarından oluşan heterojen bir grup tarafından yürütülüyor. Ancak son iki-üç haftada bu grupta bazı kopmalar olduğunu gördük. Buna genellikle “Çin aşısı” olarak anılan CoronaVac’ın imajındaki gözle görülür düzelme vesile oldu. Geldiği ülkenin yükselişi tüm dünyayı meşgul ederken, “Çin aşısı” da kısa sürede yoksullara reva görülen ucuz aşı imajından, sadece elitlerin –o da gizlice –yaptırdığı, az bulunan, kaliteli aşı algısına doğru yol aldı. Oysa daha dün saygın medya kuruluşları, bu aşıyı dünyada sadece Türkiye’nin sipariş ettiği izlenimini uyandıran grafikler paylaşıyordu. Aşıyı başka hangi ülkelerin sipariş ettiği bilgisine–internet kullanan ve İngilizce bilen herkese açık bir bilgi olmasına rağmen –bir türlü ulaşılamıyordu. Çinli şirket Türkiye’nin ek siparişlerini karşılayamayacağı için herkese uygulanamayacağı artık anlaşılan aşı yarın “kıymetli eşya” statüsüne bile yükselebilir.

CoronaVac deneyimi uzun vadede Türkiye’nin Çin ile olan ilişkisini daha yakın kılacak mı? Bir yandan bu aşının Türkiye’de her gün artan ölümleri durdurma ihtimaline sevinirken, bir yandan da onun bizi bağlayabileceği siyasi kuşak ve yollar için endişelenmeme lütfen izin verin. Çin aşısı vücudumda yeterli antikoru üretecek diye ümit ederken Çin modelinin damarlarında akan “biz bize benzeriz” ideolojisinin Türkiye’deki yan etkilerinden korkmama da. Gelin “Çin aşısının” Türkiye’ye gelişini bu tedirginliği elden bırakmadan bekleyelim.

Önceki İçerikKâmil Öçman’ın ardında bir hafta daha…
Sonraki İçerikGünlük vaka sayısı 20 bini geçti, Almanya 2021’e ‘kapanmış’ girecek