“O halde biz neyi tartışıyoruz?”

Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Serap Yazıcı yerel mahkemenin Anayasa Mahkemesi kararını dinlememesiyle yaşanan kriz hakkında Anayasa’nın net olduğunu söylüyor: “O halde biz neyi tartışıyoruz. Anayasa Mahkemesinin kararlarına devlet aygıtının bütün unsurları uymakla yükümlü. Bu kuralı getiren, Anayasa. Hukuk sistemimizde anayasanın üzerinde başka bir hukuk kuralı yok. Haliyle tartışılacak bir konu yok.”

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin CHP İstanbul milletvekili Enis Berberoğlu ile ilgili verdiği hak ihlali kararını tanımadı. Ardından Anayasa Mahkemesi üyesi Engin Yıldırım’ın attığı tivitle tartışma AYM ile hükümet arasındaki bir tartışmaya döndü. Hukukçulara göre yaşanan bir anayasal kriz. 

Bu anayasal krizle ilgili akıllara takılan soruları Türkiye’nin önde gelen anayasa hukukçularından Prof. Dr. Serap Yazıcı’ya sorduk. En son Şehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde görev yapan Prof. Yazıcı, AK Parti’nin 2007’de yeni Anayasa hazırlattığı komisyonun üyelerinden biriydi.

Mahkeme, kendi görev alanının Anayasa Mahkemesi’nce ihlâl edildiğini söylerken neye dayanıyor? Gerekçesi tam olarak ne ve haklı tarafları var mı?

Serap Yazıcı: Anayasa Mahkemesinin kuruluş ve çalışma usullerini düzenleyen 6216 sayılı Kanunun 50. maddesinin ilk fıkrasında şu hüküm yer alıyor: “Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlâl edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlâlin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez.” Anayasa Mahkemesi de Enis Berberoğlu’nun başvurusu üzerine hak ihlâli olduğuna hükmetmiş. Bu sonuca nasıl ulaştığını da kararın gerekçelerinde uzun uzun açıklamış. Kısacası Yüksek Mahkemenin yerindelik denetimi yaptığına dair hiçbir emare yok. 

50. maddenin 2. fıkrasında ise şu hüküm yer alıyor: “Tespit edilen ihlâl bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlâli ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. (…) Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlâl kararında açıkladığı ihlâli ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.” Görüldüğü gibi Anayasa Mahkemesi 50. maddenin ilk fıkrasına göre ihlâl kararı veriyor; aynı maddenin 2. fıkrası gereğince dosyayı gereğini yerine getirmek üzere ilgili yargı merciine gönderiyor. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin derece mahkemesinin alanına tecavüz etmesi söz konusu değil. 

Televizyonlarda hukukçu kimliğiyle konuşan bazı kişiler, Anayasa Mahkemesi’nin kendisini mahkeme yerine koyarak karar verdiğini, hatta ‘beraat’ kararı verdiğini, buna hakkının olmadığını öne sürüyorlar. Bazı hukukçular da ortada böyle bir şeyin olmadığını, AYM’nin sadece “Bu kişinin dokunulmazlığı vardır ve dokunulmazlığı TBMM tarafından kaldırılmadığı için yapılan yargılama geçersizdir. Ancak kaldırdıktan sonra yargılayabilirsiniz” dediğini söylüyor. Gerçekte olan ne? AYM mahkemeye tam olarak ne demiş oluyor?

Yazıcı: Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu hakkında verdiği ve gerekçelerini 09.10.2020 tarihinde yayınladığı kararı, hukuken fevkalade doğru bir karar. Kararı dikkatle okuduğumuzda Anayasa Mahkemesinin kendisini derece mahkemesinin yerine koyarak beraat kararı verdiği şeklinde bir sonuç ortaya çıkmıyor. Bu yorumu yapanlar, Anayasa Mahkemesi kararını hukukî olarak değerlendirmeyip siyasi bakımdan arzu ettikleri sonucun doğmaması nedeniyle karara tepkilerini sergiliyorlar. Her yargı kararına duygusal veya siyasi hoşnutsuzluk beslemek mümkündür. Ancak bu hoşnutsuzluklar, sözü geçen kararların hukuken doğru olmadıkları anlamına gelmez. 

Anayasa Mahkemesi, Enis Berberoğlu başvurusunu değerlendirirken çok titiz bir hukukî analiz yaparak başvurucunun Anayasanın 83. maddesi gereğince dokunulmazlık güvencesinin sürdüğünü, bu güvence TBMM kararıyla kaldırılmadıkça başvurucunun yargılanamayacağını söylüyor. Yüksek Mahkemenin bu yorumu, Anayasanın 83. maddesinin yarattığı kaçınılmaz bir sonuç. 

Tartışılmakta olan sorunun kaynağında 20.05.2016 tarihli ve 6718 sayılı Kanunla Anayasaya geçici 20. madde olarak eklenen hüküm yer alıyor. Bu hüküm, aralarında Enis Berberoğlu’nun da yer aldığı bazı milletvekillerinin dokunulmazlık güvencelerini topluca ortadan kaldırmıştı. Aslında geçici 20. madde, Anayasanın 83. maddesine aykırı olarak kabul edilmiş bir düzenlemeydi. 

Burada haklı olarak şu soruyu sorabilirsiniz: Anayasaya aykırı bir anayasa değişikliği olur mu? Bu çok karmaşık bir hukukî mesele. Şu kadarını belirtelim: Usulüne uygun bir biçimde kabul edilen bir anayasa değişikliği, teorik olarak anayasaya aykırılık sorunu yaratmaz. Bu, genel bir kural. Ne var ki geçici 20. maddeyle yapılan, Anayasanın 83. maddesinin içerdiği dokunulmazlık güvencesini isimlerini zikretmeksizin bazı milletvekilleri yönünden kaldırmak. Böyle bir anayasa değişikliği olmaz. Belirli şahısları hedef alarak onlar yönünden belirli sonuçlara ulaşmak için anayasa değişikliği yapmak, bu yetkiyi kötüye kullanmaktır. 

Böyle olmakla beraber, geçici 20. madde yürürlüğe girmiş ve sonuçlarını yaratmıştır. Enis Berberoğlu dâhil bu hüküm kapsamındaki kişiler, hükmün içerdiği fiilleri yönünden dokunulmazlıklarını kaybetmişlerdir. 

Ne var ki Enis Berberoğlu, 24 Haziran 2018 genel seçimlerinde yeniden milletvekili seçilmiştir. Böylece Anayasanın 83. maddesinin 4. fıkrası uyarınca dokunulmazlık güvencesi geri gelmiştir. Bu fıkra hükmü şöyledir: “Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yeniden dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.” Anayasa Mahkemesi de kararında bunu söylüyor. Mahkemenin isabetle belirttiği gibi, dokunulmazlık güvencesi olan bir kişinin yargılanmasına olanak yoktur. Böylece milletvekilliğinin düşürülmesi işlemi de Anayasaya aykırıdır. Bu nedenle Prof. Ali D. Ulusoy’un T24’te yayınladığı makalesinde çok sarih olarak belirttiği gibi “Mahkemenin bu kararı üzerine TBMM Başkanlığı, AYM’nin ihlal kararını ve ceza mahkemesinin bu yargılamanın ‘durması’ yani ‘yenilenmesi’ kararını TBMM Genel Kurulunda ‘okutacak’. Böylece önceki ‘düşme’ kararı tersine bir işlem ile (‘usulde paralellik’ ilkesi) kalkacak ve Berberoğlu’nun milletvekilliği ‘canlanacak’.”

 AYM’nin bu tutumunu “yargısal aktivizm” olarak tanımlayanların haklılık payı bulunuyor mu?

Yazıcı: Hayır, bulunmuyor. Yargısal aktivizmden söz etmek için Anayasa Mahkemesinin anayasal yetkilerini aşarak yetkisi olmayan bir alanda karar vermesi; böylece başka bir devlet organının alanına tecavüz etmesi gerekirdi. Oysa Enis Berberoğlu kararında Anayasa Mahkemesi, tam aksine Anayasanın kendisine sunduğu yetki alanında kalarak başvurucunun seçilme hakkının ve başvurucuya oy veren seçmenlerin de seçilme haklarının ihlâl edildiğine hükmediyor. Anayasamızın 148. maddesine göre bireysel başvuru, Anayasa ile düzenlenen ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile garanti edilen hakların kamu gücü tarafından ihlâl edilmesi halinde işletilen bir mekanizma. Somut olayda başvurucunun Anayasanın 67. maddesiyle garanti edilen seçilme hakkı ihlâl ediliyor. Bu hak aynı zamanda AİHS’nin 1 numaralı protokolünün 3. maddesiyle düzenleniyor. Kısacası Anayasa Mahkemesi, Anayasanın öngördüğü sınırlar çerçevesinde yapılan bir başvuruyu Anayasanın kendisine sunduğu yetkiler çerçevesinde değerlendirerek hak ihlâli olduğunu tespit ediyor. Ortada yargısal aktivizm olarak nitelendirilecek bir karar yok. Anayasanın üstünlüğü ilkesini koruyan, hukuka uygun, fevkalade isabetli olarak kaleme alınmış bir karar var. 

Devlet Bahçeli tarafından gündeme getirilen AYM’nin yapısının değiştirilmesi ile ilgili tartışma hakkında neler düşünüyorsunuz? 

Yazıcı: Bir anayasa hukukçusu olarak Anayasa Mahkemesinin kuruluşundan bu yana verdiği çeşitli kararları hukukî gerekçelerle eleştirdim. Yüksek Mahkemenin isabetli bulduğum kararlarını da aynı şekilde destekledim. Ancak hiçbir zaman Yüksek Mahkemenin varlığını tehdit edecek bir üsluptan yana olmadım. Anayasa yargısı, ister ABD’de olduğu gibi genel yetkili bir mahkeme eliyle gerçekleştirilsin isterse Kıta Avrupa’sında olduğu gibi özel yetkili bir mahkeme eliyle gerçekleştirilsin, bu yargısal denetim, demokrasinin gereği olarak varlık sergiliyor. Bu nedenle demokrasiden yana tutum sergileyen bir akademisyen olarak Anayasa Mahkemesinin varlığını hiçbir tartışmaya konu etmememiz gerektiğini düşünüyorum. Gelecekte Yüksek Mahkemenin yapısını, işleyişini ve yetkilerini daha güvenceli hale getirecek anayasal reformlara ihtiyaç olduğunu savunuyorum. Yüksek Mahkemenin siyasi aktörlerin kontrolüne tâbi bir organ olması asla düşünülemez. Gerek anayasa yargısı gerekse genel olarak tüm yargı sistemi, bugün olduğundan çok daha bağımsız ve tarafsız hale getirilmelidir. 

 AYM’nin kararları mahkemeler tarafından dinlenmeyince bir yaptırım yetkisi var mı? Anayasada bu durum nasıl düzenlenmiş?

Yazıcı: Anayasamızın 153. maddesinin ilk fıkrasına göre, “Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir.” Aynı maddenin son fıkrasına göre ise, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” Görüldüğü gibi 153. maddenin ilk fıkrası, Anayasa Mahkemesi kararları yönünden hiçbir ayrım yapmaksızın bu kararların kesin olduğunu hükme bağlıyor. Böylece Mahkemenin norm denetimi yaptığı kararları da bireysel başvuruları incelediği kararları da bu hükmün kapsamında. 

Maddenin son fıkrası ise devlet organları ve idarî makamlar yönünden hiçbir ayrım yapmaksızın bu kararların bağlayıcı olduğunu düzenliyor. Bu fıkrada yargı organının adı da açıkça zikrediliyor. O halde biz neyi tartışıyoruz? Anayasa Mahkemesinin kararlarına devlet aygıtının bütün unsurları uymakla yükümlü. Bu kuralı getiren, Anayasa. Hukuk sistemimizde anayasanın üzerinde başka bir hukuk kuralı yok. Haliyle tartışılacak bir konu yok.  

Önceki İçerik14. Ağır Ceza: Başkandan sonra şimdi de AK Partili belediyenin hukuk işleri müdürü üye tartışılıyor
Sonraki İçerikBabacan: Milliyetçilik askıya ekmek koymak değildir