Ömer Faruk’un ‘KAOS’u (*)

Ömer Faruk, kapitalizmin insanlığı esir aldığı, iklim krizinin olanca korkutuculuğu ve yıkıcılığıyla üzerimize geldiği şartlarda bizi, her şeyi göze alıp başlangıç değerlerine dönmeye, yeniden ‘öngörülemez ve ele geçirilemez olmaya’ davet ediyor.

Ömer Faruk’un ‘Bir Yaratıcılık İmkanı Olarak KAOS’ isimli son kitabı, 2020 Kasımının son günlerinde Altıkırkbeş Yayınları’ndan çıktı.

Ömer Faruk, yayın yönetmenliğini yaptığı yıllarda Ayrıntı Yayınları’ndan çıkardığı dikkat çekici eserlerle düşünce ve kültür hayatımıza ciddi katkılarda bulunmuş bir editör. Bu çabasını son dönemde kendi yazdığı kitaplarıyla sürdürüyor.

Defne Ağacı ve Orman Kardeşliği (çocuk kitabı, Yapı Kredi Yayınları, 2012), Yarabıçak: Banka Soymuş Bir Devrimcinin Samimi İtirafları (İthaki Yayınları, 2014), Dışarıdan Düşünmek (Kolektif çalışma, editör Ömer Faruk, Chivi Yazıları, 2016), Başkası Adına Konuşmanın Haysiyetsizliği (Altıkırkbeş Yayınları, 2019), Aşk ve Ereksiyon “Aşk”ı (Altıkırkbeş Yayınları, 2019), yayımlanmış eserleri arasında bulunuyor.

Son kitabı Bir yaratıcılık İmkanı Olarak KAOS‘ta, felsefeci Prof. Dr. Nami Başer’in “Kaos ve Düzen” başlıklı bir değerlendirme yazısı yer alıyor. Bu yazı bir anlamda okuru, kökeni binlerce yıl öncesinin mitolojisine dayanan “kaos” kavramı etrafında Ömer Faruk’un sürdüreceği kapsamlı tartışmaya hazırlıyor.

Kaos’ta Ömer Faruk, önceki kitaplarında olduğu gibi düşüncelerini farklı bir biçimsellik içinde sunarak, okuru alışkanlıklarının dışına çıkarıp dikkat isteyen zor yollara çekiyor. Romanlardan, hikâyelerden, bilimsel eserlerden, makalelerden bildiğimiz ve alışkın olduğumuz, oturmuş ve evrensel hale gelmiş sunum ve akış şeklinin dışında, bizi yeni ve kaotik biçimlere götürüyor. Bu çerçevede konu, ana metin, fısıltılar, dipnotlar ve meraklısına notlar şeklinde akıyor.

Kitabına Kaos adını veren Ömer Faruk, belki de zihnini meşgul edip kuşatan bu kavramdan esinle, o atmosferi bilfiil kitabın biçimine de taşımak ister gibi, okuru başlıksız, dört ayrı mecrada akan, hangisinin asıl, tali, ek, dipnot olduğu pek de belli olmayan, dikkatli ve titiz okuma isteyen metinlerle başbaşa bırakıyor. Bunun, yazarın daha önceki kitaplarında da rastladığımız bir tercih olduğunu belirtmeliyim. 

Ömer Faruk kitabını hazırlarken, çoğu çağdaş düşüncenin dünya ölçeğinde öne çıkmış yazarlarına, edebiyatçılarına, şairlerine, felsefecilerine ve akademisyenlerine başvurmuş. Bu bakımdan eser, zengin ve yoğun kaynak kullanımıyla dikkat çekiyor. Metin ve dipnotlar arasında dolaşırken son derece yararlı bilgilere bu vesile ile ulaşma imkânı buluyoruz.

Kitabın ana sorunu olan kaos ile düzen arasındaki gerilimin insanlık tarihinin bütün evrelerindeki yansıması, büyük ölçüde imgeler etrafında değerlendiriliyor. Yazar, bunu biraz olsun somutlaştırmak için kimi zaman kitaplardan ve makalelerden ayrılıp günümüz sinemasından ilginç film sahnelerini araya sokuyor.  

Kaos, antik Yunan’daki evrenin doğumu mitolojisinden dünya sözlüklerine girmiş çok eski bir kavram (Yunanca khaos). Bu mitolojide, yaratılan ilk varlık olarak evrenin durumu, karmaşık yığın hali, uçsuz bucaksızlık, derin boşluk, karanlık uçurum ve yeraltı dünyası, tanrısallık atfedilerek Khaos olarak tanımlanmış.

İlk tanrılar Gaia (Toprak), Tartaros, Erebos (Karanlık), Eros (Sevgi) ve Nyks (Gece) ondan doğmuş. Erken dönem Yunan epik şiirinin Homeros’la birlikte ilk temsilcilerinden olan Hesiodos (MÖ 700’lerde yaşamış), Teogonia (Tanrıların Doğuşu) isimli eserinde bunu anlatıyor. 

Kaosun sonradan kazandığı “kargaşa ve düzensizlik” şeklindeki çağdaş anlamın ise, MÖ 43 – MS 17 yıllarında yaşayan Romalı ozan Ovidius’un bazı şiirlerindeki kullanım ve anlamlandırmadan kaynaklandığı ileri sürülüyor.

Ömer Faruk, şüphesiz kaosu bu anlamıyla ele alıyor; yaratıcılığın, özgürlüğün, eşitliğin, adaletin, sanatın kaynağını ve imkânını orada görüyor. Farklı bir gelecek tasavvurunu oradan hareketle inşa etme amacıyla, dünden bugüne kapsamlı sorgulamalara girişiyor.

Bu nedenle de insanın, oluşumundan itibaren kendi varlığını yeryüzünün hareket eden ve etmeyen canlılarından ayırarak başlattığı; kendini merkeze alan, diğerleri üzerinde hâkim bir konuma oturtan hikâyesine, köklü ve eleştirel bir bakış getirmeye çalışıyor.

İnsanın kendini farklı görme ve inşa etme sürecinde silsile halinde ortaya çıkan ve dünyayı nefessiz bırakacak ölçüde kuşatan aile, cemaat, hiyerarşi, dinler, mülkiyet, düzen, devlet, ideolojiler, disiplin, düzenli ordu, iktidar, seçimle gelen ve gelmeyen otoriter rejimler, diktatörlükler, savaşlar, ilhak ve işgaller, toplama kampları, polis ve işkence, organize kötülükler… bu radikal eleştiri ve sorgulamadan payına düşeni alıyor.

Ömer Faruk, kapitalizmin insanlığı esir aldığı, iklim krizinin olanca korkutuculuğu ve yıkıcılığıyla üzerimize geldiği şartlarda bizi, her şeyi göze alıp başlangıç değerlerine dönmeye, yeniden ‘öngörülemez ve ele geçirilemez olmaya’ davet ediyor. Bir Yaratıcılık İmkanı Olarak KAOS’ta okuru, kendi insanlığıyla çetin bir hesaplaşma bekliyor.

(*) Bir Yaratıcılık İmkanı Olarak KAOS, Ömer Faruk, Altıkırkbeş Yayınları, İstanbul, 252 sayfa, Kasım 2020.

Önceki İçerikKıyıdan uzakta (*)
Sonraki İçerik‘Popülist liderler Aristo’nun ethos-pathos-logos dengesini altüst etti’