Ortaöğretim başarı puanı, pandemi ve adalet

Öğrenciyi iyi yetiştiren ve dolayısıyla yüksek başarı göstermesini sağlayan özel okulları bir yana bırakacak olursak, pek çok okul, öğrencinin gerçek notunu değil, onu sınavda haksız biçimde öne geçirecek notlar vererek, bu kuralı “müşterilerine” haksız avantaj oluşturma fırsatı olarak kullanıyor.

Katsayının kaldırılması bir devrimdi. Üniversiteye girişte yoksulların çocuklarının önünü kesen ve daha fazla soru yapsalar bile daha az puan almalarına sebep olarak onlara üniversitenin yolunu kapatan haksız, adaletsiz bir duvardı o, yıkıldı.

O duvarı kimlerin ördüğünü, kimlerin yıkmak için muhteşem bir savaş verdiğini ve kimlerin son ana kadar onu korumak için direndiğini kimse unutmuş değil. O duvar yüzünden geleceği çalınan milyonlarca çocuğun hakkını da.

Ama eğitim alanındaki tek bariyer o değil.

Yıkılması gereken başka duvarlar, adalet adına kaldırılması gereken başka “katsayılar” da var.  Bunlardan biri de çocuğunu özel okula gönderecek durumda olmayan ailelerin karşısına çıkıyor; üniversite yolunda onların çocuklarının ayağına dolanıyor.

Şöyle oluyor:

Ortaöğretim Başarı Puanı (OBP) diye bir şey var. Üniversiteye girişte öğrencinin puanını ciddi biçimde etkiliyor ve onun iyi bir bölüme girip girmemesine sebep oluyor.

Öğrencinin okul puanının hesaba katılması prensipte yanlış değil. Öğrencinin yıllar içindeki performansının alacağı nota yansıması gerektiğini düşünüp böyle bir düzenleme yapmak da öyle.

Ama sorun şu ki, uygulamada bu kural yaygın biçimde, özel okullar tarafından bol keseden verilen şişkin puanlarla istismar ediliyor. Öğrenciyi iyi yetiştiren ve dolayısıyla yüksek başarı göstermesini sağlayan özel okulları bir yana bırakacak olursak, pek çok okul, öğrencinin gerçek notunu değil, onu sınavda haksız biçimde öne geçirecek notlar vererek, bu kuralı “müşterilerine” haksız avantaj oluşturma fırsatı olarak kullanıyor.

Haksızlık döngüsü

Başarı puanı nasıl hesaplanıyor? 2020 Üniversite Sınav Kılavuzu’ndan okuyalım:

“Ortaöğretimde alınan 100 üzerinden diploma notu, 5 ile çarpılarak Ortaöğretim Başarı Puanına (OBP) dönüştürülecektir. Böylece, 50 olan en düşük diploma notu için OBP 250 olacak, en yüksek 100 olan diploma notu için de OBP 500 olacaktır.”

Başarı puanının etkisinin bu ölçüde geniş olması, notun manipülasyonunu da beraberinde getiriyor. Çünkü bulunan OBP’nin  %12’si üniversiteye girişte puana ekleniyor.

“Özel okulların başarı puanları genellikle 90-100 arasında seyrederken, devlet okullarınınki 50’den 100’e kadar her not olabiliyor” diyor, tecrübeli bir eğitimci dostum. “Sadece 5 puanlık bir fazladan not bile, o öğrenciyi on binlerce başka çocuğun önüne geçiriyor” diyor ve bunu şöyle örnekliyor:

“A öğrencisinin ortaöğretim başarı puanı 80 olsun, B öğrencisininki ise 70. Bu iki öğrenci de üniversite sınavında 500 puan alsınlar. Sıra yerleştirmeye gelince A öğrencisi 80 x 0,60 = 48’den 548 puan alırken B öğrencisi 70 x 0,60 = 42’den 542 puan alıyor. Bu sistemde 1 puan öğrenciyi 1.000 kişinin önüne geçirebiliyor veya arkasına atabiliyor.”

Bu adaletsiz düzenleme, 2012’de YÖK Kanunu değiştirilerek yapıldı. Belki amaç özel okullara giden çocukları haksız biçimde diğer çocukların önüne geçirmek değildi. Ama işleyiş bunu getirdi.

Yüksek başarı notu -ister sanal olsun ister gerçek- not hesabında daha yüksek avantaj demekti; bu da daha yüksek başarı notu veren okula daha yüksek talep… Sonuç bir haksızlık döngüsü oldu.

Şimdi kamu okullarında da velilerin öğretmenlere bu amaçla not baskısı yapmaya başladığını söylüyor, bir öğretmen arkadaşım. “Öğrenci ödev getirmiş ya hoca, niye 90 veriyorsun?” diye kendilerine çıkıştığını anlatıyor.

Ne yapmalı?

Uzun vadeli bir iyileştirme için, kanun yapma mantığına da aykırı biçimde notun hesaplanma oranına yer veren (ve bunu oldukça dolambaçlı bir yoldan yaparak haksızlığın görünürlüğünü zorlaştıran) 2012 tarihli 45. Madde değişikliğinden başlayarak adil bir sistem kurmak gerek.

OBP’nin merkezi olarak yapılacak bir sınav veya sınavlarla ölçülmesi, öğrencinin yıllar içinde performansının, farklı zamanlarda aynı kurallarla yapılan sınavlarla değerlendirilmesi daha adil veya daha objektif olabilir.

Herkesin aynı mihenk taşına vurulması, tüm öğrencilerin aynı terazide tartılması, “ticari amaçlı” not veren okullarla gerçek notları verenleri de ayırmayı sağlar.

Bundan başka çözüm önerileri de getirilebilir.

Acil olan…

Bugün acil olan ise, pandemi ortamında çok daha sübjektif hale gelen not verme sistemini de göz önüne alarak, bu yılki sınavda OBP’yi dikkate almamak olmalı.

Kısa vadede bu yapılabilir.

Konuyla ilgili düşünen ve yazanların önerileri de hiç değilse bu yıl için OBP’nin kaldırılması veya etkisinin azaltılması yönünde.

“Covid 19 Gölgesinde OBP” başlıklı yazısında Sait Gürsoy, salgın öncesinde bazı “hırslı” okulların öğrencilerine “hormonlu” notlar verdiğini, salgın koşullarında durumun çok daha sisli olduğunu vurguluyor ve “OBP’nin verilmesinde yaşanacak kasıtlı ya da kasıtsız bir özensizlik, adayların gelecekleri üzerinde büyük etki yapabilir” uyarısında bulunuyor. “YÖK’ün, salgın koşulları çerçevesinde OBP ile ilgili salt 2021 YKS’de geçerli olacak bir düzenleme yapması yönünde kamuoyunda olumlu bir beklenti olduğunu” hatırlatıyor.[1]

Uzun vadede OBP’nin düzeltilmesinin şart olduğunu belirten Turgay Polat da “ancak bu yıl özel bir yıl ve 2021 YKS’de OBP kullanılması ciddi adaletsizlik doğurabilir” uyarısında bulunuyor. “Bu yüzden,” diyor, “ 2021 YKS’de ya etkisini azaltın ya da kullanmayın aksi halde çok ciddi bir adaletsizlik yapmış olacaksınız. Bunu hem MEB hem de YÖK hemen düzeltmelidir. Bu vebalin altından kimse kalkamaz.”[2]

“Pandemi sürecinde eşit öğrenme ortamından söz edilemez, bu durumda adil ölçümden de söz edilemez. Notların çok sağlıklı ve objektif olması da beklenemez” diyor, “Ortaöğretim Başarı Puanı Bu Yıl Uygulanmasın” başlıklı yazısında Sadık Gültekin de. Öğrencilerin notları şişiren okullara nakil olacağını ve bu yıl verilecek notların asla objektif olmayacağına işaret ediyor ve “şişirilmiş notlardan dolayı YKS’de oluşacak 6 puanlık fark, 4 TYT neti veya 2 AYT netine karşılık geliyor. Sıralamaya dayalı sınav sisteminde bu çok büyük adaletsizliğe neden olacak” tespitinden hareketle “2021-ÖSYS’de OBP’nin katkısı olmamalı” sonucuna varıyor.[3]

Henüz vakit var

Bazı çocuklar hayata birkaç sıfır yenik başlıyor. Hayat yarışına zaten birkaç puan geriden başlayan alt ve orta sınıftan ailelerin çocuklarının ayağına bir çelme de üniversite sınavında takılıyor.

Oysa bu böyle olmak zorunda değil.

“Pandemi bize fırsatlar sunabilir” diyor, Nepal’in eski başbakanlarından Madhav Kumar. Konumuz açısından bunlardan biri de çelişkiyi daha görünür kılarak soruna müdahale için ilave bir fırsat sağlaması. Pandemi sürecinde haksızlığı daha aşikar hale gelen OBP’yi bu yıl uygulamamak, gelecek yıl da objektif bir kurala bağlamak için harekete geçmek gerek.

Sınav için hazırlıklar yapıldıysa da henüz zaman var. Önümüzdeki günler, yanlıştan önceki son çıkışı ve adaleti tesis için son fırsatı ifade ediyor.

Sırtında yumurta küfesi olmadığı için, öğrencinin notu neyse onu veren okullarla, “alkış, alkış, alkış 10 puan” kuralını işleten okullar arasındaki astronomik “başarı” puanı farkı yokmuş gibi davranamayız. Davranırsak, “neyse bu sene de böyle olsun” dersek, yüzbinlerce çocuğun vebali, Turgay Polat’ın haklı olarak işaret ettiği gibi üstümüze kalacak.

Özellikle de bu kuralı değiştirebilecekken değiştirmeyenlerin…

*http://www.hurfikirler.com/ortaogretim-basari-puani-pandemi-ve-adalet/

Önceki İçerikTürkler Anadolu’ya gelirken Kürtler (1)
Sonraki İçerikCumhurbaşkanına hakarete mahkûmiyet yüzde 2300 arttı