Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Üst kattaki “solcu akademisyen” komşu nasıl MİT ajanı çıkmıştı?

Üst kattaki “solcu akademisyen” komşu nasıl MİT ajanı çıkmıştı?

Gazeteci Şükran Soner’in hayatını kaybetmesi, 1960’ların sonunda başlayan sıra dışı bir komşuluk hikâyesini yeniden gündeme getirdi. Doğan Avcıoğlu ve Devrim çevresiyle yakın ilişkide olan Soner ile eşi Ahmet Güryüz Ketenci’nin “solcu akademisyen” sandıkları üst kat komşuları Mahir Kaynak, gerçekte Baas tipi bir Kemalist rejim için darbe planlayan 9 Mart cuntasını içeriden izleyen bir MİT görevlisiydi. Gerçeğin ortaya çıkmasının ardından yolları ayrılan Soner ile Kaynak, yaklaşık 40 yıl sonra televizyonda ilk kez karşı karşıya geldi: “Biz sizi dost biliyorduk.”
4

Gazeteci Şükran Soner’in 1 Eylül’de 80 yaşında hayatını kaybetmesi, Türkiye’nin 12 Mart dönemine uzanan sıra dışı bir komşuluk hikâyesini yeniden hatırlattı.

1960’ların sonunda Cumhuriyet gazetesi muhabiri Şükran Soner ile avukat Ahmet Güryüz Ketenci’nin üst katında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde akademisyen olan Mahir Kaynak ve ailesi oturuyordu.

İki aile yakındı. Birbirlerinin evlerine girip çıkıyor, birlikte yemek yiyor, çocuklarıyla görüşüyorlardı.

Mahir Kaynak, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde öğretim üyesiydi.

Soner ile Ketenci’nin gözünde Mahir Kaynak, sol görüşleriyle bilinen, siyasi tartışmalarda zaman zaman oldukça sert konuşan bir akademisyendi. Kaynak’ın başka bir kimliği olduğundan şüphelenmiyorlardı.

Oysa üst kat komşuları aynı zamanda MİT görevlisiydi.

Soner ve Ketenci, Doğan Avcıoğlu ve Devrim çevresindeydi

Bu komşuluğu siyasi açıdan daha ilginç hale getiren ise Soner ile Ketenci’nin içinde bulunduğu çevreydi.

Şükran Soner ve Ahmet Güryüz Ketenci, 1960’ların sonunda Doğan Avcıoğlu’nun çıkardığı Devrim gazetesi çevresindeki isimlerle yakın ilişki içindeydi.

Avcıoğlu, dönemin sol-Kemalist düşüncesinin en etkili isimlerinden biriydi. Parlamenter sistem içinde Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu hızlı dönüşümün gerçekleştirilemeyeceğini düşünüyor; asker ve sivil aydınlardan oluşacak öncü bir kadronun müdahalesiyle yeni bir düzen kurulmasını savunuyordu.

1969’da yayımlanmaya başlayan Devrim gazetesi de bu görüşlerin önemli merkezlerinden biri haline geldi.

Bu siyasi çizgi, 1971’e doğru Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki bazı subayların müdahale arayışlarıyla kesişti.

9 Mart’ta nasıl bir rejim kurulacaktı?

Daha sonra “9 Mart cuntası”nın askeri kanadının başında 27 Mayıs Milli Birlik Komitesi’nin en kritik isimlerinden emekli Orgeneral Cemal Madanoğlu vardı.

Cuntanın ideologu ise Doğan Avcıoğlu idi.

Avcıoğlu ve çevresinin öngördüğü müdahale, hükümeti devirip kısa süre sonra yeniden seçim yapılmasını amaçlayan klasik bir askerî darbe değildi.

9 Mart 1971 için yapılan hazırlıkların başarıya ulaşması halinde parlamenter düzenin askıya alınması, asker-sivil bir öncü kadronun iktidara gelmesi ve Türkiye’nin ekonomik ve siyasi yapısının yukarıdan radikal biçimde değiştirilmesi düşünülüyordu.

Tasarlanan model; güçlü devletçilik, milliyetçilik, antiemperyalizm ve hızlı kalkınmacılık unsurlarıyla dönemin Mısır’ındaki Nasır yönetimini ve Suriye ile Irak’taki Baas rejimlerini andıran otoriter bir düzene yakındı.

Ve Soner ailesinin üst katındaki Mahir Kaynak, tam da bu çevrenin içine girmişti.

Üst kattaki komşunun kod adı: “Fakülteli”

Mahir Kaynak’ın MİT içindeki kod adı “Fakülteli” idi.

Görevi, askerî müdahale arayışındaki çevrelere girerek içeriden bilgi toplamaktı.

Kaynak, zamanla Cemal Madanoğlu, Doğan Avcıoğlu ve çevresindeki isimlerin bulunduğu toplantılara katılmaya başladı. Toplantılarda konuşulanları ve darbe hazırlıklarına ilişkin edindiği bilgileri MİT’e aktarıyordu.

Böylece tuhaf bir durum ortaya çıkmıştı.

Kaynak bir taraftan 9 Mart hazırlıklarını MİT adına takip ediyor, diğer taraftan aynı siyasi çevreyle ilişkileri bulunan Şükran Soner ve Ahmet Güryüz Ketenci’yle aynı apartmanda aile dostu olarak yaşıyordu.

Soner’in yıllar sonra anlattıkları, iki ilişki arasındaki sınırın günlük hayatta ne kadar görünmez olduğunu ortaya koyacaktı.

Kaynak’a yasaklı kitaplarını bile emanet ettiler

Soner ve Ketenci’nin üst kat komşularına güveni sıradan bir komşuluk ilişkisinin çok ötesindeydi.

12 Mart döneminde evlerinde bulunmasından çekindikleri bazı kitapları dahi Kaynak’a emanet etmişlerdi:

“Hatta o derecede ki 12 Mart yönetiminin sakıncalı saydığı bazı kitaplarımızı onun aracılığıyla annesinin evinde sakladık.”

Kaynak da daha sonra kitapları aldığını kabul edecek, ancak bunları MİT’e bildirmediğini söyleyecekti.

Fakat iki aile arasındaki ilişkinin çok daha çarpıcı bir sonucu vardı.

Düğün yemeğine çağırdıkları isimler davada karşılarına çıktı

Şükran Soner ile Ahmet Güryüz Ketenci evlendikten yaklaşık dokuz ay sonra bir düğün yemeği düzenledi.

Soner’in anlatımına göre bu yemeğin düzenlenmesini öneren isimlerden biri de Mahir Kaynak’tı.

Soner yemeğe İlhan Selçuk, Raif Ertem, Ali Sirmen ve Cengiz Ballıkaya’yı çağırdı.

Yıllar sonra bu buluşmadaki bazı isimlerin Madanoğlu Davası kapsamında karşısına çıkması Soner için yaşadıklarının en sarsıcı taraflarından biri oldu:

“Düğün yemeğine çağırdığım insanların, başta İlhan Selçuk olmak üzere, gizli örgüt toplantısından yargılanmalarına sebep oldum.”

Soner’in anlattığına göre Kaynak’ın kendi evinde yaptığı bazı buluşmalarda da benzer bir düzen vardı. Kaynak erkek konuklarını Sonerlerin hazırladığı yemeklerle ağırlıyor, Şükran Soner’den ise eşi ve çocuklarıyla birlikte başka yere geçmesini istiyordu.

Soner o sırada bunları komşuluk ve dostluk ilişkilerinin doğal bir parçası olarak görüyordu.

Herkesi kucakla, öp, sırtlarını sıvazla”

9 Mart çevresi bir süre sonra toplantılarından bilgi sızdığından şüphelenmeye başlamıştı.

Sovyet basın ataşesi Doğan Avcıoğlu’nu ziyaret etmiş, dinlenmekten çekindiği için konuşmak yerine cebinden çıkardığı bir kâğıda, “İçinizde ajan var, bilgilerinizi istihbarata veriyor” diye yazmıştı.

Şüphe üzerine toplantıya gelenlerin aranmasına karar verildi. Ancak Cemal Madanoğlu, aramayı yapması için güvendiği Mahir Kaynak’ı seçti.

Kaynak yıllar sonra o günü şöyle anlatacaktı:

“Arama işini bana verdi ve ‘Herkesi kucakla ve öp, sırtlarını sıvazla, ceketlerini çıkarttır’ dedi.”

Kaynak, Madanoğlu’nun yeğeni Hıfzı Kaçar dahil toplantıya gelenleri tek tek aradığını anlatıyordu:

“Öyle yaptım. Yeğeni Hıfzı Kaçar da dahil gelenleri aradım.”

Fakat toplantıya MİT adına giren ve üzerinde kayıt cihazı taşıyan kişi Kaynak’ın kendisiydi.

Kaynak, üzerindeki bol hırkanın cihazı gizlediğini ve arama sırasında çok zor anlar yaşadığını söylüyordu. Evde sabit bir dinleme cihazı bulunup bulunmadığını anlamak için de odalar kontrol edilmişti.

Kaynak’ın anlattığına göre tehlike bununla da bitmedi. Başka bir gün Madanoğlu ile yalnız kaldıklarında Madanoğlu önüne bir kâğıt koydu. Kâğıtta Kaynak’ın MİT’le irtibat kurduğu telefon numarası ile görüştüğü kişilerden birinin adı vardı.

Kaynak sordu:

“Bu ne Paşam?”

Madanoğlu cevap verdi:

“Bu adam bizi takip eden kişi, o da telefon numarası. İktisat Fakültesi’nden mezunmuş. Okuldan onunla ilgili bilgileri topla.”

Böylece Madanoğlu, MİT bağlantısına kadar yaklaştığı soruşturmayı yine MİT’in kendi içlerindeki elemanına vermişti. Kaynak, istenen araştırmayı yaptığını ve sonucu Madanoğlu’na götürdüğünü anlatıyordu:

“İstediği bilgileri ona verdim. Olanlar teşkilatın bilgisi içinde idi.”

Kaynak’a o kadar güveniyorlardı ki 24 Ekim 1969’daki gizli toplantılardan biri Kaynak’ın annesinin evinde yapılmıştı.

9 Mart planı gerçekleşmedi, üç gün sonra 12 Mart geldi

9 Mart 1971’e doğru ordunun içindeki müdahale hazırlıkları kritik bir noktaya ulaştı.

Ancak hazırlıkların MİT ve Genelkurmay tarafından öğrenilmesi, ordunun üst kademesindeki dengelerin değişmesi ve Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç’ın müdahaleye karşı tutumu sonucunda 9 Mart planı hayata geçirilemedi.

Üç gün sonra ise Türkiye başka bir askerî müdahaleyle karşılaştı.

12 Mart 1971’de Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri Komutanı Celal Eyiceoğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur’un imzaladığı muhtıra verildi.

Süleyman Demirel hükümeti istifa etti.

9 Mart çevresindeki asker ve sivillere yönelik tasfiyeler ve soruşturmalar da başladı.

Madanoğlu Davası’nda siviller sanık sandalyesine oturdu

9 Mart hazırlıklarına ilişkin soruşturma daha sonra kamuoyunda Madanoğlu Davası adıyla bilinen yargılamaya dönüştü.

Dava 9 Ocak 1973’te başladı.

9 Mart hazırlıklarıyla ilişkilendirilen muvazzaf üst düzey komutanlar yargılama dışında kalırken, emekli Orgeneral Cemal Madanoğlu ile aralarında aydınların da bulunduğu siviller yargılandı.

Şükran Soner’in eşi Ahmet Güryüz Ketenci de sanıklar arasındaydı.

Dava Eylül 1974’te beraatlerle sonuçlandı.

Mahir Kaynak’ın MİT mensubu olduğu ortaya çıktı

Davanın Şükran Soner açısından çok daha kişisel bir sonucu oldu.

Yıllardır aile dostu olarak gördükleri Mahir Kaynak’ın MİT mensubu olduğu ortaya çıktı.

Soner’in yıllarca “solcu akademisyen” olarak bildiği komşusu, aslında içinde bulundukları siyasi çevreleri devlet adına takip ediyordu.

Kaynak’ın gerçek kimliğinin öğrenilmesinin ardından iki eski komşunun ilişkisi kesildi.

Soner ailesi yaşananların ardından evden de taşındı.

Soner’in hayatındaki sonuç bununla sınırlı kalmadı.

Eşi Madanoğlu Davası’nda yargılanırken kendisi de Cumhuriyet gazetesindeki işini kaybetti:

“Ben de eşim Madanoğlu davasında yargılanıyor diye işten atıldım.”

40 yıl sonra ilk kez karşı karşıya geldiler

Şükran Soner ile Mahir Kaynak bu olaylardan sonra yaklaşık 40 yıl boyunca bir araya gelmedi.

11 Mart 2010’da Habertürk TV’de Balçiçek Pamir’in sunduğu “Karşıt Görüş” programı iki eski komşuyu aynı masaya oturttu.

Soner’in Kaynak’a söylediği ilk sözlerden biri, aralarındaki meselenin neden yalnızca siyasi olmadığını anlatıyordu:

“Biz sizi dost biliyorduk.”

Kaynak ise yaptıklarını bir dostluk ihaneti olarak değil, istihbarat görevinin gereği olarak savundu.

Kendisinin “ajan provokatör” olmadığını özellikle vurguladı. Provokatörün, böyle bir niyeti olmayan insanları bir eyleme sürükleyip ardından ihbar eden kişi olduğunu söyleyen Kaynak, Madanoğlu, Avcıoğlu, İlhan Selçuk ve İlhami Soysal gibi isimlerin kendi yönlendirmesiyle hareket etmiş olamayacağını savundu:

“Ben MİT görevlisi olarak işimi yaptım. Ama bu işi aile ilişkilerine karıştırmadım.”

Sonerlerin kendisine teslim ettiği kitapları MİT’e bildirmediğini de özellikle söyledi.

Kaynak aynı programda 9 Mart ile 12 Mart arasındaki ilişkiye dair de dikkat çekici bir değerlendirme yaptı. 12 Martçılar ile 9 Martçıların daha sonra uzlaştıklarını, bunun 12 Mart sonrasında kurulan hükümette de görüldüğünü savundu. 9 Mart hazırlıklarının izlenmesinde önemli rol oynayan MİT Müsteşarı Fuat Doğu’nun ise tasfiye edilerek büyükelçiliğe gönderildiğini söyledi.

Şükran Soner’in Mahir Kaynak’la ilgili hafızasında daha da tuhaf bir olay vardı.

Elrom’un öldürüldüğünü haber açıklanmadan biliyordu

İsrail’in İstanbul Başkonsolosu Efraim Elrom, 17 Mayıs 1971’de THKP-C militanları tarafından kaçırıldı ve daha sonra öldürüldü.

Soner’in anlattığına göre Elrom’un öldürüldüğü gün Mahir Kaynak onların evindeydi.

Kaynak bir anda mutfaktaki Soner’e:

“Televizyonu aç da Elrom’un ölüm haberini dinleyelim.”

dedi.

Soner’in dikkatini yıllar sonra çeken ayrıntı, ölüm haberinin o sırada henüz kamuoyuna açıklanmamış olmasıydı. Kaynak’ın bunu nasıl bildiği sorusu, Soner’in geçmişteki komşuluk ilişkisini MİT görevi ortaya çıktıktan sonra yeniden düşünmesine neden olan ayrıntılardan biri oldu. “

Mahir Kaynak 14 Şubat 2015’te hayatını kaybetti. Şükran Soner ise 1 Eylül’de 80 yaşında yaşamını yitirdi.

Geriye, Türkiye’nin 9 Mart ve 12 Mart tarihini alışılmış darbe anlatılarından çok farklı bir yerden gösteren bu hikâye kaldı:

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın