Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Yanlış bir ikilem: Alkışlamalı mı? tutuklamalı mı?

Yanlış bir ikilem: Alkışlamalı mı? tutuklamalı mı?

Benim anlayışıma göre bir toplum hem mizahı eleştirebilecek olgunluğa hem de mizahçıyı tutuklatmayacak özgüvene sahip olmalıdır. İnandığım kitap da bence böyle bir Müslüman toplum öngörüyor: “Âyetlerimiz hakkında ileri geri konuşanları gördüğünde, onlar başka bir söze geçinceye kadar onlardan uzak dur...” 6-Enam 68

Deniz Göktaş’ın stand-up gösterisinden sonra gözaltına alınması sosyal medyada yoğun tartışmalara neden oldu. Bir grup dini değerleri aşağıladığı gerekçesiyle Göktaş’ı yoğun bir şekilde eleştirirken, diğer bir grup da ifade özgürlüğüne atıf yaparak Göktaş’ı savunuyor.
Bu yazıda Göktaş olayından hareketle ofansif mizah üzerinde durmak istiyorum. Ancak işin o kısmına geçmeden önce, sosyal medyadaki tartışmanın yanlış bir ikilem üzerinde yürüdüğüne dikkat çekmek isterim. Bir grup mizahı tamamen eleştirilmez görüyor ve kutsallaştırıyor. Mesela (burada biraz bağlamından koparıyor haksızlık yapıyor olabilirim kendiniz 1 dk videoyu dinleyin) Emrah Safa Gürkan Göktaş’ı savunurken “Mizahçıya tepki gösteremezsin” diyor. Dücane Cundioğlu “Kendisine minnettarız, müteşekkiriz” diyerek Göktaş’ı göklere çıkarıyor. Diğer taraftan, başka bir grup ise Göktaş’ın gözaltı görüntülerini büyük bir zafer olarak okuyup bundan mutlu oluyor.

Ben iki kanadın da hatalı olduğu kanaatindeyim. Birincisi, mizah bal gibi eleştirilebilir ve tepki de çekebilir. Kutsal mizah diye bir şey yoktur. Tepki de, eleştiri de ifade özgürlüğü kapsamındadır (elbette tepkinin şiddet içermediği varsayımıyla). İkincisi, bir mizahı eleştirirken ya da onu beğenmezken, hatta ona tepki gösterirken bile hâlâ ifade özgürlüğüne sahip çıkmak ve tutuklamaya karşı olmak mümkün. Bu benim pozisyonum.

Ve bu pozisyonum belli bir ideolojiyi ya da dini öncelemiyor. Kürtler, kadınlar, Türkler, erkekler, Aleviler, Vedalar, Tevrat, Kur’an, Türk bayrağı, Alman bayrağı ya da insanların kutsalı/kimliğini aşağılayan her türlü mizaha karşıyım. Sadece dinle değil, tüm kutsallarla ya da kimliklerle mizah yapmak bence yanlıştır. Bu görüşümü bu yazıda detaylı bir şekilde açmaya çalışacağım.

Ve yine ideoloji ve kimlik bakmaksızın da herhangi bir sözün devlet tarafından cezalandırılmasını doğru bulmuyorum. Tepkiler sivil ve entelektüel olmalıdır. Ama yine bunu sadece karşı ideolojiler için değil, hepsi için istiyorum. Herhangi bir kişi, ideoloji ya da kimlik mizah konusu olduğunda aynı tavır sergilenmelidir. Türkiye’de bu konuda çok büyük ikiyüzlülük var ne yazık ki. Kuran mizah malzemesi yapılabilir diyenler, kendi kimlikleri ya da değerleri mizah konusu olduğunda aynı tavrı göstermiyor.

Bu yazıda ofansif mizahı neden yanlış bulduğumu açıklamaya ve savunmaya çalışacağım. Ama ona geçmeden önce ifade özgürlüğü kısmına da değineyim. Daha önce İlker Canikligil gözaltına alındığı zaman zaten detaylı analizimi yazdığım için burada tekrar etmeyeceğim. Şu linkten yazıya ulaşabilirsiniz: (https://serbestiyet.com/gunun-yazilari/canikligil-olayi-ustunden-ifade-ozgurlugunu-dusunmek-202577/).
Özetle, John Stuart Mill’in Özgürlük Üzerine eserinde savunduğu temel yaklaşıma katılıyorum. İfade özgürlüğü toplumsal gelişim için elzemdir. Mill’e göre, bir görüş ister haklı olsun ister yanlış, susturulmamalıdır. Aksine, kamusal alanda açıkça tartışılmalıdır. Eğer savunulan fikir haklıysa, toplum gerçeğe ulaşır.

Yanlışsa, bu durum toplumun kendi doğrularını yeniden gözden geçirip derinleştirmesi için bir fırsat yaratır. Fikirlerin devlet eliyle cezalandırılması veya yasaklanması, bu düşüncelerin yeraltına itilmesine ve sağlıklı bir eleştiri süzgecinden geçememesine neden olur. Oysa yanlış veya rahatsız edici fikirlerin görünür olması, toplumun bu düşünceleri irdelemesine, karşı argümanlar üretmesine ve fikir sahiplerine karşı doğal bir sosyal yaptırım uygulayabilmesine imkân tanır. Ben mesela dini inançlarıma saygısız bir kişinin programını izlemem. Ama bu yaptırımı yapabilmem için o kişinin görüşlerini bilmem gerekir. Bırakın ırkçılar ırkçılıklarını, vicdansızlar vicdansızlıklarını sergilesinler. Kamunun aklı ve vicdanı gereken cevabı üretecektir. Bugüne kadar bana iftira atanlara (mesela doktoramın sahte olduğu söylentisini yayanlar) ya da küfredenlere asla dava açmadım, açmayı yanlış buldum. Bundan da zararlı çıkmadım…

Gelelim yazımızın ikinci kısmına. Her şeyin mizahı olur mu? Benim cevabım hayır!

Bu noktada konuyu Göktaş örneğinin ötesine taşımak gerekir. Zira mesele tekil bir komedyen ya da tekil bir gösteri değildir. Alevilerle ya da Kürt kadınlarla ilgili aşağılayıcı bir fıkra anlatabilir miyim? Bir dini metni ya da bir bayrağı küçümseyen bir şaka yapabilir miyim? İnsanların inançlarını, etnik kimliklerini, cinsiyetlerini, engellilik durumlarını veya tarihsel acılarını sırf kahkaha üretmek için malzeme haline getirebilir miyim? Bunlar mizah konusu olabilir mi?

Bu tarz mizaha genelde ofansif mizah deniyor. Ofansif mizah ölüm, kitlesel trajediler, ciddi hastalıklar, dini inançlar, ırk, cinsiyet, fiziksel engeller veya toplumsal kimlikler gibi normal şartlarda ciddiyetle ve hassasiyetle yaklaşılan konuları doğrudan şaka malzemesi haline getirir.
Mizahı eleştirmek elbette ne yeni ne de muhafazakârlara özgü bir durum. Mizah felsefesinin güçlü bir damarında, özellikle alay etme ve küçümseme içeren mizah ahlaken sorunlu görülmüştür. Antik Çağ’dan modern döneme kadar birçok düşünür gülmenin masum bir refleks olmadığına dikkat çekmiştir.

Bazen başkasının kusurundan, düşüşünden veya aşağılanmasından duyulan hazzı içerdiğini söylemişlerdir.
Platon bunun erken örneklerinden biridir. Philebos diyaloğunda gülmeyi basitçe neşeli ve masum bir haz olarak görmez. Komik olanın çoğu zaman başkasındaki bir eksiklikle, özellikle de kişinin kendisini olduğundan daha iyi sanmasıyla ilişkili olduğunu düşünür. Bu yüzden başkasına gülmek, Platon’a göre, içinde kötücül bir haz barındırabilir. Devlet’te de kontrolsüz gülmeyi ve özellikle ahlaki karakteri bozabilecek komedi biçimlerini ideal toplum açısından tehlikeli görür. Platon’un yaklaşımını bugün olduğu gibi kabul etmek zorunda değiliz. Nitekim ben de devlet sansürünü doğru bulmuyorum. Ama Platon’un fark ettiği önemli bir nokta var kanaatimce. Gülme her zaman masum değildir. Bazen gülme, başkasını aşağıya iterek kendini yukarıda hissetme biçimidir.

Benzer bir çizgi Thomas Hobbes’ta da görülür. Hobbes’a göre kahkaha çoğu zaman “ani bir ihtişam” duygusundan doğar. Bir başkasının zayıflığı, kusuru veya düşüşü karşısında kendimizi bir an için üstün hissederiz. Bu yaklaşım mizah felsefesinde “üstünlük teorisi” diye bilinir. Elbette bütün mizahı bu teoriyle açıklamak mümkün değildir. Kelime oyunları, absürt mizah, ironi, özeleştiriye dayanan mizah (benim favorimdir. Kişiyi geliştirir) ya da gündelik hayatın tuhaflıklarından doğan mizah (benim ikinci favorim) böyle indirgemeci bir çerçeveye sığmaz. Fakat ofansif mizah söz konusu olduğunda Hobbes’un tespiti son derece önemlidir. Çünkü bu tür mizah çoğu zaman gerçekten de bir üstünlük duygusu üretir. “Biz” normaliz, “onlar” gülünç. “Biz” akıllıyız, “onlar” ilkel. “Biz” moderniz, “onlar” yobaz. “Biz” elitiz, “onlar” aşağı… Bu üstünlük duygusu ise hem bireysel hem de toplumsal boyutta zararlıdır.

Çağdaş mizah felsefesinde de benzer eleştiriler vardır. Ronald de Sousa, “When Is It Wrong to Laugh?” (“Gülmek ne zaman yanlıştır?”) başlıklı makalesinde özellikle ırkçı ve cinsiyetçi şakaları analiz eder. Ona göre bir şakayı komik bulmamız çoğu zaman yalnızca nötr bir estetik tepki değildir. Bazı şakalara gülebilmek için, o şakanın dayandığı stereotipi en azından o anda kabul ederiz. Mesela bir şaka kadınların akılsızlığı, bir etnik grubun kurnazlığı ya da bir dini grubun ilkelliği varsayımı üzerine kurulmuşsa, o şakanın işlemesi için bu varsayımın mizahi evren içinde kabul edilmesi gerekir. Dolayısıyla ofansif bir şakaya gülmek her zaman bilinçli bir nefret beyanı değildir. Ama çoğu zaman o şakanın taşıdığı aşağılayıcı bakışa geçici de olsa ortak olmak gerekir. Bu ise erdemli bir hareket değildir. Hatta kişinin karakterini bile uzun vadede bozabilir.

Berys Gaut’un sanat felsefesinde savunduğu “etisizm” de burada kanaatimce önemli bir perspektif sunar. Gaut’a göre bir sanat eserinin ahlaki kusurları, onun estetik değerinden tamamen bağımsız değildir. Bir eser bizden ahlaken sorunlu bir tepki talep ediyorsa, bu durum onun sanatsal ya da estetik başarısını da zedeler. Bu yaklaşımı mizaha da uygulayabiliriz. Bir şaka bizden bir halkla, trajik bir olayla, kutsal bir değerle veya aşağılanmış bir kimlikle alay etmemizi istiyorsa, bizden hak edilmemiş ve ahlaken kusurlu bir tepki talep ediyor demektir. Ahlaki duyarlılığı olan bir insan bu talebe karşı direnmelidir. Bu durumda şaka yalnızca rahatsız edici olmaz. Komik olma iddiasında da başarısız olur. Kişi sanatçı olma iddiasında da başarısızdır. Dolayısı ile bu davranış sanat ya da mizah kılıfı ile savunulamaz.

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Bir eylemin ahlaksız olması devletin orada müdahil olması gerektiği anlamına gelmez. Kibir bence çok ciddi erdemsiz bir tutumdur ama cezayı gerektirmez.

Yine elbette ki burada yaptığım şey genel bir mizah eleştirisi değil. Mizahın sadece bir türünü, insan onuruna saldıran, insanların derinliğiyle oynayan türünü yanlış buluyorum. Bu mizah cesur olmakla övülür, ben ise genelde bunu zalimce buluyorum. Gülmek için kalp kırmak benim defterimde yazmaz…

Bitirirken çizgimi yeniden ifade edeyim. Kutsal mizah yoktur. Ofansif mizah eleştirilebilir, protesto edilebilir, boykot edilebilir, entelektüel olarak eleştirilebilir, hatta entelektüel olarak mahkûm edilebilir. Bana göre de edilmelidir. Bir kişinin kutsalına, derinliğine ya da kimliğine laf ettiğinizde o kişinin tepki vermesine şaşırmamak gerekir. Mesela bir Müslüman olarak benim için en kıymetli şey Allah’tır. Eleştirenlerle ya da varlığını inkâr edenlerle entelektüel zeminde oturup konuşabilirim. Ama alay edenlerle, aşağılayanlarla işim olmaz. İzlemem, değer vermem ve boykot da ederim. Ancak bu mizahı yapanların devlet tarafından cezalandırılmasını da doğru bulmuyorum. Tepki sivil olmalıdır.
Benim anlayışıma göre bir toplum hem mizahı eleştirebilecek olgunluğa hem de mizahçıyı tutuklatmayacak özgüvene sahip olmalıdır. İnandığım kitap da bence böyle bir Müslüman toplum öngörüyor: “Âyetlerimiz hakkında ileri geri konuşanları gördüğünde, onlar başka bir söze geçinceye kadar onlardan uzak dur…” 6-Enam 68

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın