Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Katliamlar ne kötü be birader

Katliamlar ne kötü be birader

Diziden, filmden ya da bilgisayar oyunundan etkilenen çocukları bu içerikleri yasaklayarak ancak kızdırırsınız. Ve öfkeli bir ergenden daha tehlikeli hiçbir şey yok bu hayatta gördünüz işte.
2

‘’Nezaketten, haklılardan yanayızdır hepimiz

Sevinmemiz çapkıncadır, ağlatır bizi küpeşteler

Yaşamak deriz -Oh dear- ne kadar tekdüze

Katliamlar ne kötü be birader’’

İsmet Özel’in 1982 yılında yazdığı ‘Dişlerimiz Arasındaki Ceset’ şiirinden bu dörtlük. O zamanlarda islamcı entelektüeller, şairler vardı. Artık pek yok. Henüz iktidarı tatmamış müslümanların entelektüelleri vardı inanır mısınız? Söz söylerlerdi, şiir yazarlardı, ağır konuşurlardı; sekülerlerin, kemalistlerin zoruna giderdi. İktidardakiler çok ciddiye almasalar da islamcıları mecburen muhatap kabul edip tartışmalara girerlerdi. Şimdi bu kadar üniversite, bu kadar okul, bu kadar zenginlik var müslümanlarda ama hiç ‘söz’leri kalmamış gibi…

1982 civarları nasıldı dünya diye düşününce de;

Savaşlar, çatışmalar, Filistin, İsrail, Lübnan, Afganistan, SSCB, İran, Irak, Orta Amerika her yer karışık. Türkiye’de sağ sol çatışmaları darbeyle bıçak gibi kesilmiş, PKK’nın pimi çekilmiş, şartlar olgunlaşmış ‘Kürt sorunu’ için hazır. Aman çok sıkıcı yakın tarihsel meseleler.

Bu arada Facebook 2004, YouTube 2005, Instagram 2010 yılından beri hayatımızda. Sanki hep hayatımızdalardı gibi geliyor durup düşünmeyince.

İsmet Özel’in ‘şair’ken yazdığı bu şiirde de harika bir şekilde ifade ettiği gibi bu sosyal medyalar yokken de insanlar duyar kasarlardı. Bu durum biraz düşünen insanları tiksindirecek boyuttaydı o zamanlarda da. İsmet Özel de tiksinmiş şiirini yazmış belli. Herkes aslında çok duyarlıymış gibi katliamları kınarken şimdi olduğu gibi öneriler ve istekler, sorunların kökenini görmemek veyahut yasak istekleri olarak tezahür ediyordu.

Aslına bakarsanız, dürüstçe şapkamızı önümüze koyup (şapka kanunu vardı bi de ne komikti) biraz samimi bir şekilde aynaya bakarsak, biz çok yakınımızda olmadığı ya da yakınlarımız zarar görmediği müddetçe savaşlara, çatışmalara, katliamlara çok çok üzülecek insanlar değiliz aslında bununla bi yüzleşmek lazım. ‘Biz’ derken Türkiye’deki insanları kastetmiyorum sadece, bütün insanlık adına konuşuyorum (heyt).

Üzülüyormuş ve kınıyormuşuz gibi yapmadan edemiyoruz. Hepimiz birimize, birimiz hepimize insan olmayı öğretiyoruz.

Tam itiraf edelim mi? Bizi korkutacak kadar yakınımızda değilse tehlike çok da umurumuzda değildir. Yakın değilse sorun yoktur. Uzaksa kınar geçeriz. Bak nasıl kınadık? ‘Ben zaten o zaman kınamıştım’da deriz. Ya hu biraz abartıyorum tabii, üzülürüz tabii de biraz üzülürüz ama sonra geçer. Dürüst olalım; geçer. Hayatımıza devam ederiz.

Hatta bakın şiirdeki mısrayı şöyle bir diyaloğa çevirebilirim:

  • abi çocuk girmiş okula silahlarla işte arkadaşlarını falan öldürmüş hep, 9 çocuk galiba…
  • yaa sorma, ondan önceki gün de bir çocuk yapmıştı di mi urfa’da… çok kötü bu katliamlar falan be birader…
  • aynen abi, şu karidesi uzatır mısın?
  • birader bu diziler kötü örnek oluyor çocuklara.
  • bi de bu veletlerin oynadıkları bilgisayar oyunlarını falan yasaklamak lazım.
  • aynen bi de okullara x-ray şeyinden koymak lazım, silahla okula girmek ne ya hu?
  • evet evet…

‘Karides’in yerine ‘hurma’ da koyabilirsiniz. Biçim değişse de mana değişmeyecek.

İnsanlar çoğunlukla ilk tepki olarak, sorunların kökenlerini hiç düşünmeden en basit açıklamaları kabul ederek yasal düzenlemeler ve çoklukla da yasaklar istiyorlar devletten. Komplo teorileri de gırla tabii. Meymenetsiz gazeteci kılığındaki komplo teorisyenlerinden tiksinen bir ben değilimdir inşallah. Biraz çaresizlik biraz ümitsizlik.

Yukarıdaki fotoğraftaki çocuklar 15-17 yaş aralığındalardır muhtemelen. Bu çocukların şiddete meyli olmadığı belli değil mi? Şimdi harikalar, daha da harika müzisyenler olacaklar.  Katliamları duyduğumda bu çocuklar geldi aklıma.

Bazı çocuklar dizilerden, filmlerden ve bilgisayar oyunlarından kötü etkilenebilirler. Ama bazıları da hiç etkilenmezler. Hangileri etkileniyor, hangileri etkilenmiyor sizce? Bazı çocuklar şiddete ve isyana ve hatta katliama teşvik ediliyor olabilirler. Ama bunlar hangi çocuklar? Yoksul ve eğitimsiz ailelerin çocukları için devletlerin ve hükümetlerin ne yapması gerekir? Hatta meseleyi bu çocuklara da getirmeden evvel bireysel silahlanma hakkında konuşmak gerekmez mi? Bir devlet görevlisinin evinde kendi çocuğunun ulaşabileceği 5 tane tabanca nasıl olabilir?

Bakın matematiksel bir kesinlikle söylüyorum ki, hem de direkt milli eğitim bakanına söylüyorum ki mesela; çocuklara okulda temel sanat eğitimi vermezseniz, birkaç iyi film seyrettirmezseniz çocuklar iyi ve kötü film ayrımı yapamazlar. Kötü ve berbat dizileri seyrederler. Neye sanat denir, ne sanat değildir bilemezlerse, ayırt edemezlerse iyi ve güzel şeyler talep edemezler ve önlerine ne konursa onunla tatmin olmaya bakarlar. Çocuklara temel felsefe eğitimi vermezseniz düşünmeyi bilemezler. Temel bilim eğitimi vermezsek, ha onu zaten vermek istemezsiniz belki de…

Mafya kültürü diye bir şey yoktur. Yoksul ve eğitimsiz aileler ve çocukları vardır. Mafya dizisi diye de bir şey yoktur; çaresiz ve yoksul ve eğitimsiz televizyon seyircisi vardır.

Diziden, filmden ya da bilgisayar oyunundan etkilenen çocukları bu içerikleri yasaklayarak ancak kızdırırsınız. Ve öfkeli bir ergenden daha tehlikeli hiçbir şey yok bu hayatta gördünüz işte.

Temel sanat ve felsefe eğitimi ya hu, azıcık sanat ve felsefe eğitimi; ilkokulda azıcık, ortaokulda azıcık, lisede azıcık. Bu kadarcık sanat eğitimi, azıcık temel felsefe eğitimi yetecek bu çocukların iyiyi, kötüyü, güzeli ve berbatı ayırmasına. Bu kadarcık eğitim bu kötü dizilerin ratingini bitirecek, yapımcılar bu işleri yapmayacak. Kalite yükselecek falan.

Narin katliamında olduğu gibi hep beraber muhalefetiyle iktidarıyla tek yürek olduk. ‘Yasaklayın, yasaklayın’ diye bağırıyor bütün Türkiye, Red Kit’teki ‘Asalım, asalım’ diyen kalabalık gibi.

Bir de ‘Bunlar hep maneviyat eksikliğinden’ tayfa var. Ne komik görünüyorsunuz a dostlar. Maneviyat eksikliği meselesini halledebilmek için kaç yirmi (20) sene daha lazım size? Kaç okul daha? Kaç çocuk daha? Kaç milyar usd daha?

Maneviyat eksikliğinin fazlası da var mı mesela? Maneviyat fazlalığından mı oluyor mesela Netanyahu ya da Trump ya da ben çoğaltamıyorum siz düşünün diğer dindar dünya liderlerini? Maneviyat fazlalığından mı mesela manastırlardaki, yatılı okullardaki zulümler? Bu maneviyat dozunu kim biliyor? Raconu kim kesecek?

Sanattan, felsefeden dünyayı tek başına kurtarmasını beklemekle dünyayı berbat bir yere çevirmesinden korkmak arasında hiçbir fark yok. Filmler, diziler, müzikler, resimler, kitaplar, heykeller, rap şarkıları, bilgisayar oyunları tek başlarına hiçbir şeyi değiştiremezler. Çok güzel şeyler hissettirebilirler ve düşündürtebilirler. Çok berbat şeylere de teşvik edebilirler. İlham verdikleri ve bazen motive ettikleri de olur; depresyona, hüzne ve şiddete teşvik ettikleri de… Ama bize ne oluyorsa, eninde sonunda bunu kendimize ve çocuklarımıza biz yapmıyor muyuz? Bu ‘kendimizi’ nasıl eğiteceğiz? Bu çocukları nasıl eğiteceğiz? Çocukların öfkesi ve şiddete eğilimleri dizilerden, filmlerden, rap şarkılarından veya oyunlardan değil de yoksulluktan, sanatsızlıktan, ayrımcılığa maruz kalmaktan, haksızlığa ve adaletsizliğe uğramaktan, eğlencesizlikten, sporsuzluktan ve kötü eğitimden kaynaklanıyor olabilir mi?

Ve en çok da iktidardaki müslümanların düşünmesi ve cevap vermesi gereken soru;

Hani adalet?

Nerede maneviyat?

Hangi huzur?

Şiirle başladım şiirle bitireceğim.

‘’…Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir…’’

Mehmet Akif Ersoy (1873-1936)

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın