Münih’te “kaderleri belki de aynı” üç belediye başkanı

1963’den bu yana düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı’nın bu yılki panellerden biri “Şehirlerin Rolü: Demokratik Oyun Kurucular?”dı. Panelin konuşmacıları ise Batı tarafından giderek otoriterleşen NATO ittifakı ülkeleri olarak adlandırılan Polonya, Macaristan ve Türkiye’nin en büyük şehirlerinin muhalif partilere mensup belediye başkanlarıydı. Varşova Belediye Başkanı Trzaskowski, 2020 başkanlık seçimlerinde aday oldu ve 2 puanlık farkla seçimi popülist Duda’ya karşı kaybetti. Orban’ın partisinden Budapeşte Belediyesi’ni alan Karacsony ise 2022 Macaristan Genel seçimleri için kurulan muhalefet ittifakının başbakan adaylığı için yapılan önseçiminde merkez bir adayı desteklemek için adaylıktan çekilmişti. Panelin üçüncü konuşmacısı İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’ydu. İmamoğlu, “kaderlerinin belki de aynı olduğunu” söyleyerek sözlerine başladı.

1963 yılından beri düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı, önde gelen dünya ülkelerinden siyasetçilerin, fikir insanlarının ve ordu mensuplarının katıldığı bir diyalog platformu. Genelikle NATO ve AB ülkelerinin bir araya geldiği bu konferans, çeşitli fikir alışverişlerine, dış politika ve güvenlik tutumlarının deklare edilmesine ev sahipliği yapan prestijli bir etkinlik.

Münih Konferansı’na katılan ABD’li siyasetçiler Avrupalı mevkidaşlarıyla diyaloglarını kuvvetlendirme amacı taşırken, dışişleri bakanları ve devlet başkanları konferansı dış politika, güvenlik tutumlarını dünyaya duyurabildikleri bir platform olarak görüyor. Bu nedenle düzenlenen oturumlarda tarihi anlara şahit olmak mümkün. Örneğin; Putin dış politika vizyonunu, NATO genişlemesine karşı tutumunu 2007 tarihli, Biden başkan seçilmesi durumunda ABD’nin “geri döneceğini” 2020 tarihli ve başkan seçildikten sonra da ABD’nin “geri döndüğünü” 2021 tarihli Münih Konferanslarında dünya kamuoyuyla duyurmuş, 11 Eylül sonrasındaki konferansta Bush yönetimi Avrupalıları Irak İşgali konusunda ikna etmeye çalışmış, etkinliklerde ilginç diyaloglar yaşanmıştı.

Ukrayna krizi nedeniyle Rusya’nın katılmadığı 59. Münih Güvenlik Konferansı’nın Türkiye davetlileri arasında Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Savunma Bakanı Hulusi Akar ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu vardı. Çavuşoğlu COVİD-19 hastalığı nedeniyle konferansa katılamazken, Akar ve İmamoğlu 18-20 Şubat’ta gerçekleşen etkinliğe katılıp çeşitli temaslarda bulundu.

“Kader Ortağı” Belediye Başkanları

Ekrem İmamoğlu, “Şehirlerin Rolü: Demokratik Oyun Kurucular?” konulu bir panelde Budapeşte Belediye Başkanı Gergely Karacsony, Varşova Belediye Başkanı Rafal Trzaskowski ve German Council on Foreign Relations CEO’su siyaset bilimci Cathryn Clüver Ashbrook ile birlikte konuşmacı olarak yer aldı.

Panel Alman diplomat Christoph Heusgen, tarafından modere edilen “townhall” formatında bir etkinlikti. Format gereği, konuşmacılar hem fiziki olarak salonda bulunan hem de çevrimiçi bir şekilde etkinliği dinleyen seyircilerden soru aldı. Formatın soru sorma özelliğinden en çok faydalanan isim, Almanya’nın yeni koalisyon hükümetinde Kültür Bakanı olarak görev alan ve Türkiye’nin yakından tanıdığı Yeşiller Partili Claudia Roth oldu. Roth belediye başkanlarına moderatör aracılığıyla toplamda 3 soru yöneltti ve etkinlik boyunca büyük bir ilgiyle konuşmacıları dinledi.

Panelde, yer alan konuşmacılar Batı tarafından giderek otoriterleşen NATO ittifakı ülkeleri olarak adlandırılan Polonya, Macaristan ve Türkiye’nin en büyük şehirlerinin muhalif partilere mensup belediye başkanlarıydı. İmamoğlu dışındaki konuşmacılardan Varşova Belediye Başkanı Trzaskowski, 2020 başkanlık seçimlerinde aday olan ve 2 puanlık farkla seçimi kaybeden bir isimken, Budapeşte Belediye Başkanı Karacsony 2022 Macaristan Genel seçimleri için kurulan muhalefet ittifakının başbakan adaylığı önseçiminde merkez bir adayı desteklemek için adaylıktan çekilen popüler bir siyasetçiydi.

Üç belediye başkanına da giderek antidemokratikleşen bir ülkede nasıl demokratik bir kültürü şehirlerinde yaşatmaya çalıştıkları ve merkezi hükümetin engellerini nasıl aştıkları soruldu.

Merkezi hükümetin engellediği projeleri tabelalara astığı reklam afişleriyle deklare eden Budapeşte Belediye Başkanı Karacsony ve ülkedeki genel tartışmalara en yüksek dozda katılan Varşova Belediye Başkanı Trzaskowski, sağ popülist hükümetler tarafından şehirlerinin “günah şehri” olarak anıldığını, LGBTİ hakları konusunda asla taviz vermediklerini, ülkedeki genel seçimlerde iktidarın değişmesi durumunda yerelin gücünün artacağını belirtti.

Ekrem İmamoğlu, ise mevkidaşlarıyla “kaderlerinin belki de aynı olduğunu” söyleyerek söze başladı, 2019 İstanbul seçimlerinin iptali ve tekrar düzenlenmesinin Türkiye’nin demokrasiye olan umudunu yeşerttiğini belirtti. İstanbul Senin, İBB kreşleri, yeni metro inşaatları, iklim eylem planları gibi icraatlarından bahseden İmamoğlu, İstanbul’da 1.5 milyondan fazla Suriyeli mülteci olduğunu vurguladı ve AB’nin mültecilerle ilgili çalışmalarında İBB ve yerel yönetimleri de muhatap alması gerektiğini söyledi.

İmamoğlu, ayrıca geçtiğimiz hafta 6 muhalefet liderinin bir araya gelip demokrasi için ortak bir metne imza attıklarını belirtti ve ardından yakın gelecekte başka partilerin de bu metne imza atmasını umduğunu ekledi, fakat herhangi bir parti ismi vermedi.  Ukrayna-Rusya krizi hakkındaki görüşlerini de konuşmasının sonunda dile getiren İmamoğlu, “Bir Karadenizli olarak Karadeniz’de barış istiyorum” diyerek barış ve diyalog çağrısında bulundu.

İmamoğlu, sık sık paneldeki belediye başkanlarına “kardeşim” diye hitap etti ve şehirlerini ziyaret edeceğini belirtti. Diğer panelistlerin de İmamoğlu’na ilgisi yüksekti. Budapeşte Belediye Başkanı Karacsony, yerel seçimlerde İmamoğlu’nun kampanyasından ve “radikal sevgi” söyleminden ilham aldıklarını, İstanbul’da seçimleri muhalefetin kazanmasının Macaristan’daki yerel seçimleri muhalefet lehine etkilediğini belirtirken, moderatörlük görevini üstlenen Alman diplomat Heusgen panelin sonunda İmamoğlu’na hem mülteciler konusunda Türkiye’nin üstlendiği rol hem de İmamoğlu’nun Almanya-Türkiye ilişkilerine verdiği öneme karşılık özel olarak teşekkürlerini iletti.

İmamoğlu ayrıca, DW Türkçe’ye verdiği röportajda Türkiye’nin NATO’nun asli bir üyesi olduğunu vurguladı, Belarus muhalefetinin ve Batı ülkelerinin meşru devlet başkanı olarak kabul ettiği, sürgündeki muhalif Belaruslu Sviatlana Tsikhanouskaya ile de tanıştı. İmamoğlu, Türkiye tarafından tanınmayan Tsikhanouskaya ile fotoğrafını paylaşmazken, Belarus hükümetiyle yakınlığı koruyan nadir NATO ülkelerinden olan Türkiye’den bir siyasetçi ile yan yana gelmenin heyecanını yaşayan Tsikhanouskaya Türk bayrağı içeren tweetiyle buluşmayı sosyal medyasından duyurdu. Çocuklarının ve siyasi görüşleri nedeniyle hapiste olan kocasının canı ile tehdit edilip ülkeden kaçmak zorunda kalan, aday olduğu seçimlerde hile yapılan ve aday olması engellenen eşi yerine başkan adayı olarak muhalefeti birleştiren, Tsikhanouskaya, İmamoğlu’nu bir gün Belarus’ta ağırlamak istediğini ve yeni Belarus’un Türkiye’nin müttefiki olacağını belirtti. İmamoğlu SPD, CDU gibi Almanya partilerinin önde gelen isimleriyle ve Almanya Tarım Bakanı, Yeşiller Partisi eski genel başkanı Cem Özdemir ile de bir araya geldi.

Twitter’in Gündemi: İmamoğlu’nun Aksanı

İmamoğlu, ilginç anlara ev sahipliği yapan bu yoğun konferans tecrübesini sosyal medyaya da yansıttı ve hesabından çeşitli içerikler paylaştı. Fakat, gündeme gelen konu ne Macaristan yerel seçimlerinde İmamoğlu’nun etkisi ne de NATO vurgusu, İmamoğlu’nun 6 partinin imzaladığı parlamenter sistem öneri metnine yeni partilerin eklenmesini umduğu gibi çarpıcı sözleriydi. Sosyal medya kullanıcıları İmamoğlu’nun aksanı konusunda yoğun bir tartışma yaşadı. Bazı kullanıcılar, aksanın önemli olmadığını belirtirken, bazıları Budapeşte Belediye Başkanı gibi bir çevirmen aracılığıyla konuşması gerektiğini savundu, hatta İmamoğlu’nun aslında İngilizce bilmediğini ileri sürdü. Türkiye Twitter’i Münih Güvenlik Konferansı gibi dünya siyaseti için önemli bir etkinliği aksan, telaffuz ekseninde değerlendirerek “özgün farkını” büyük başarıyla bir kez daha sergilemiş oldu.

ABD’li Kongre üyelerinin, ünlü iş insanlarının, akademisyenlerin ağır aksanlarıyla fikirlerini ilettiği, TOEFL/IELTS sınavlarında dahi aksana değil, akıcılığa göre puan verildiği, etnik çeşitliliğin artmasıyla ortak bir İngilizce aksanının özellikle ABD’de istense bile sağlanamadığı bir düzlemde artık çok gereksiz olan bu tartışma, İmamoğlu’nun konuşmasının içeriğini ve önemini oldukça gölgeledi.

Münih’in Ardından

 2019 İstanbul seçimlerinin iptali ve tekrarının demokrasiye olan etkisini, yerel projelerini ve AB’ye yönelik sitemlerini başarılı bir şekilde ileten İmamoğlu, aynı performansı konferansın ana teması olan dış politika konusunda pek gösteremedi.

Konferansın her oturumunda oldukça geniş bir şekilde ele alınan Ukrayna krizine dair somut detay, özgün bir duruş içeren ve tipik bir barış, diyalog mesajının ötesinde bir mesaj vermedi. Halbuki Münih Güvenlik Konferansı, genç siyasetçilerin dış politika hakimiyetlerini sergilediği, detaylı bir şekilde hazırlandığı, özgün konuşmalar ve söylemler üzerinde çalıştığı bir konferanstı. Bu konferans, Kamala Harris gibi ABD’li siyasetçilerin dış politikaya hakim olduklarını bir nevi kanıtladıkları ve iç siyasetteki dinamiklere göz kırptıkları bir “Show dünyası” görevini üstleniyor. Bu nedenle bu tür konferansların katılımcıları, belirli kalıp mesajlar vermek yerine ya teorik altyapısı sağlam argümanlar ileri sürüyor ya da sahaya hakimiyetlerini göstermek için somut anekdotlarla konuşmalarını süslüyor. Kişisel anılarını, hayat hikayelerini ise genel hikayeye ve argümana bağlı bir çerçeveye oturtarak belirli bir bağlamda dinleyicilere sunuyor, böylece ilgi ve alakayı her zaman güçlü tutmaya çalışıyor.

Glasgow İklim Zirvesi, Münih Güvenlik Konferansı gibi dünyanın ilgisinin toplandığı uluslararası platformların aranan konuğu haline gelen İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun konferansların yumuşak gücünün kendisine sağladığı faydayı arttırması için bu açığı kapatması şart. Gerçi, Türkiye’nin gündemi konuşmasının içeriği, etkinlikte yaşanan ilginç anlar, karşılaşmalar değil, İmamoğlu’nun aksanı olmaya devam ederse, bunun pek de bir öneminin yok.