O mezarlık: Yüz yıl önce 25 bin Yahudinin yaşadığı, 25’ten fazla sinagogun bulunduğu bir yerleşim alanının tepesi

Hasköy’deki şehrin en büyük Yahudi mezarlığında ilk belediyenin, 6. Daire-i Belediye’nin kurucusu, İstanbul’un Yahudi cemaatinin en tanınmış önderinin, Kont Abraham-Salomon dö Kamondo’nun anıtmezarı da bulunuyor. Burada inşaatlar yapılırken aile mezarlarının bir bölümü yok oldu. Belediye, kendi kurucusunun da bulunduğu Hasköy Yahudi Mezarlığı’nın bir bölümünü çöp toplama merkezi yaptı… Ancak bu da yetmedi. Arkasından buraya bir kurban kesim merkezi projesi hazırlattı. Anıtmezar yıllarca süren çalışmalarla güç bela kurtarıldı, belediye vazgeçirildi. Bütün bunlar tesadüf olabilir mi?

11-12 yaşındaki çocukların mezar taşlarını kırdığı söyleniyor. Ben bildim bileli Hasköy Yahudi Mezarlığı burada yaşayan çocukların oyun alanı. Taşların üzerinde koşarlar, zıplarlar. Ama kendi ağırlıklarının beş-on katı taşları yerinden oynattıklarına, ya da balyozlarla mezarlığa saldırdıklarına inanmam kolay değil.  Tahribatın sanki sıradan bir vaka gibi geçiştirilmesi kabul edilemez.

Hasköy semtinde plansız programsız bir kentsel dönüşüm yaşanıyor. Buradaki küçük üreticiler kazınıyor, yapılar yıkılıyor. Semtin dokusu kazınıyor. Yoksullar yaşam alanlarını terk ediyorlar, ya da değişime ayak uyduruyorlar. Tersanenin rezidanslar ve oteller ile yeni bir soylulaştırıcı odak haline getirilmesiyle birlikte semtte göç ve değişim hızlanıyor.

Hasköy’deki mezarlık şehrin en büyük Yahudi mezarlığı. Yüz yıl önce 25 bin Yahudinin yaşadığı, 25’ten fazla sinagogun bulunduğu bir yerleşim alanının tepesi. Semtle birlikte oluşan bu tarihi mezarlığın tapusunun olmadığı anlaşıldı. Şehirdeki birçok mezarlık kayıt altına alınmışken, bu kadar uzun bir tarihi geçmişe sahip olan mezarlığın tapu kayıtlarında sahipsiz kalmış olması nasıl açıklanabilir?

Geçmişte de neredeyse açılmamış mezar yoktu, Sütlüce’ye bakan yamacında. E-5 tarafından ikiye bölünen mezarlığın bu tarafında en son gömü 1973’te yapılmış. Bu nedenle sanki biraz unutulmuş gibi. Konuştuğumuz çocuklar mezarlarda kıymetli şeylerin bulunma ihtimalinden söz ediyorlardı.

Burada ilk belediyenin, 6. Daire-i Belediye’nin kurucusu, şehrin Yahudi cemaatinin en tanınmış önderinin, Kont Abraham-Salomon dö Kamondo’nun anıtmezarı da bulunuyor.

Burada inşaatlar yapılırken aile mezarlarının bir bölümü yok oldu. Belediye, kendi kurucusunun da bulunduğu Hasköy Yahudi Mezarlığı’nın bir bölümünü çöp toplama merkezi yaptı… Ancak bu da yetmedi.  Arkasından buraya bir kurban kesim merkezi projesi hazırlattı. Anıtmezar yıllarca süren çalışmalarla güç bela kurtarıldı, belediye vazgeçirildi. Bütün bunlar tesadüf olabilir mi?

Aile mezarlarını ziyarete gelenler bir daha onları bulamadı. Bir baktılar ki, kamyonlarla taşınan mezarlığın molozları ve insan kemikleriyle sahilde dolgu yapılıyor! İlk belediyenin kurucularından olan Abraham Salomon dö Kamondo’nun, karısının, çocuğunun mezar taşlarını da mı çocuklar parçaladı?

Mezarlığa saldırı toplumun geniş kesimleri, siyasi partiler ve iktidar sözcüleri tarafından tepkiyle karşılandı. Olumlu bir yaklaşım. 

Ancak aynı zamanda bir de inkâr var. Sorunlar örtbas ediliyor. Yöneticiler ne kadar duyarlı olurlarsa olsunlar, asıl süreklilik taşıyan şey kamu eliyle gerçekleşen tahribat oluyor ve bu fasılalarla günümüzde de devam ediyor.

Geçmişle yüzleşilmedikçe kötülükler tekrarlanıyor.

Belediye kendi kurucusunun anıtmezarının olduğu yere çöp toplama merkezi yaptı

Kamondo’ları bana ilk babam tanıtmıştı. Uzun bir süre üzerinde “Parigi 1873” yazılı taşı yapının içinde zarar görmesin diye ters bir biçimde yatırarak, altına oluklu mukavvalar sererek saklamıştım.

O günlerde (Radikal 2’deki) bir yazımda bu kişiden bir “hayırsever” diye söz etmiştim.

Birkaç gün sonra arkadaşlarım beni uyardılar. Bak Akit seni ön sayfadan vermiş. Gerçekten baktım ki ön sayfadaki köşe yazısının başlığı benimle ilgiliydi. Yazı benim yazdıklarıma cevaptı ve başlığında “Kamondo bir ‘hayırsever’ değil, VAMPİRDİ diyordu!”      

2. Abdülhamit zamanında bu şehrin en tanınmış, sevilmiş şahsiyetlerinden biri bugün nasıl bir nefret objesine dönüştü?     

Acaba kendisinin, karısının, çocuğunun mezarının başına gelenleri tahmin edebilseydi, şehrine gömülmeyi ister miydi?                                                         

10 sene boyunca didindik, uğraştık. Önce “Hemşehrimiz Kamondolar” başlığı altında Osmanlı Bankası Müzesi’nde bir konferanslar dizisi, sergi, geziler, anma etkinlikleri. Sonra restorasyon projesi… Sonunda, Hasköy tepesindeki Yahudi mezarlığında bulunan Kont Abraham Salomon dö Kamondo’nın anıtmezarının onarılmasını sağladık. Çok zor bir işti. Sürekli, her aşamasında engellenmeye çalışıldı.

Abraham-Salomon dö Kamondo mezarının başına gelecekleri tahmin edebilir miydi?

İstanbul Hasköy’de, bir zamanlar kente hayat veren Haliç’e hâkim bir noktada, çevre yolu tarafından oyulan tepenin üzerindeki bu neogotik yapıyı görmeden geçmek mümkün değildir. Yakın bir tarihe kadar harap durumdaki bu yapı 1873 yılında buraya gömülen Abraham dö Kamondo’nun ve ailesinin anıt mezarıdır. Bu anıt mezar, en son gömülerin 1973’lerde yapıldığı bir maşatlık (mezar alanı) içinde yer alır. Yakın zamanlara kadar sağlam vaziyette olan bu anıt mezar yakın tarihlerde çevrenin ve zamanın yıpratıcı etkilerine sahne oldu.

Bu mezarlık alanını ve anıt mezarı korumak için İstanbul’da geniş bir kurumsal katılımla bir gönüllü girişim oluşturuldu, etkinlikler düzenlendi ve bu girişime kent yönetimleri de destek verdiler. Bu nedenle, başlatılan girişim mimari unsurlar içerse de, yalnızca bir mezarlık alanının korunması girişimi değildi; ilk modern belediyenin kurucularından olan tarihi bir şahsiyetin, aynı zamanda banker, sanat koleksiyoncusu, bağışçı, Paris’teki Kamondo Müzesi’nin “sahibi”, Orsay’deki empresyonist kolleksiyonların bağışçısı İstanbullu hayırsever bir ailenin yeniden hatırlanması, kentin belleğine yeniden kazandırılması ve İstanbul’un bir “ahde vefa” etkinliğiydi. Bu girişim her şeyden önce kentte güncel çok kültürlülüğü korumayı ve konuyu kentlilik perspektifine taşımayı amaçladı.

Kamondo ailesi İspanya’da engizisyondan kaçarak önce Venedik’e, sonra İstanbul’a yerleşmiş, 20. yüzyılda son fertleri Auschwitz’de can vermiş İstanbullu bir aile.

Kont Abraham-Salomon dö Kamondo İstanbul’da Kırım Savaşı sırasında başlayan kent yönetimi reformu içinde yer almış, Şirket-i Hayriye, Dersaadet Tramvay Şirketi gibi

önemli altyapı yatırımlarına öncülük etmiş, yeni eğitim kurumlarının oluşumunda rol oynamış bir ‘sosyal girişimci’dir. İtalyan Birliği’nin kurulmasına verdiği destek nedeniyle kont unvanı alması, Osmanlı, Avusturya imparatorluklarının şeref nişanlarına sahip olması yönetimler tarafından da çok takdir edildiğini gösteriyor.

Kazınan şey bir semt, bir mezarlık değil, şehrin belleği

Abraham-Salomon dö Kamondo Paris’e yerleştikten kısa bir süre sonra, 1873’te vefat etti, vasiyeti gereği cenazesi karısının ve çocuğunun yattığı bu anıt mezara gömülmek üzere, çok sevdiği İstanbul’a getirildi. 

14 Nisan 1873 Pazartesi günü büyük bir törenle Hasköy mezarlığında önceden inşa ettirdiği anıtmezarda toprağa verildiğinde kent olağanüstü günlerinden birini yaşadı. Abraham-Salomon dö Kamondo’nun cenaze töreninin olduğu gün kent merkezindeki esnaf işyerlerini kapattı. Borsa ve finans kuruluşları faaliyetlerini tatil etti.

Saray bandosu ile birlikte askeri tören yapıldı ve biri piyade diğeri bahriyeli iki müfrezenin takip ettiği kortejde resmi kurumların yöneticileri, Avrupa ülkelerinin elçileri, dini misyon temsilcileri, büyük bir halk kalabalığı cenaze arabasının peşinde uzun bir kortej oluşturdu.

Kont Abraham-Salomon dö Kamondo bir paşa, bir bürokrat, bir devlet büyüğü değil. 19. yüzyılda (İstanbul, Paris, Londra gibi) kentlerde modernleşmenin eşiğinde yaşanan önemli gelişmelerde payı olan bir sosyal girişimci. İstanbul’da Tanzimat Reformu sonrasında gerçekleşen dönüşümün içinde yalnızca Osmanlı yönetici elitinin değil, sivil girişimcilerin de yer alması bir ölçüde kentin modernleşmesi hakkında da fikir veriyor. İstanbul’un modernleşmesinde Abraham-Salomon dö Kamondo gibi kendi cemaatleri ile

sınırlı kalmayan girişimcilerin rollerinin, hayırseverliklerinin büyük bir payının olduğu muhakkak.

Abraham dö Kamondo’nun anıtmezarı Hasköy tepesinde perişan bir vaziyetteydi. Mezarlığın büyük bir bölümü yola gitmiş durumdaydı ve yanındaki arazi belediyenin temizlik hizmetleri müdürlüğünün çöp kamyonları için park yeri olarak kullanılıyordu. Abraham-Salomon dö Kamondo buraya yüz elli yıl önce gömüldü ama anıtmezar ve mezarlık alanı sanki binlerce yıl öncesinden kalmış bir harabe, bir arkeolojik kalıntı gibiydi.

Hasköy’de bugün yol ortasında kalan binanın Esgher adlı tarihi bir sinagog olduğu biliniyor. Ama bu yapı önce nargile kafe olarak kiraya verildi, sonra da Millet Kıraathanesi’ne dönüştürüldü. Üzerindeki kocaman tabelalarda proje hakkında bilgi var, ama bir zamanlar sinagog olduğuna dair en ufak bir işaret yok. Kasımpaşa’da, Tersane-i Amire’nin bitişiğindeki Kuzey Deniz Saha Komutanlığı olarak kullanılan büyük binanın ‘Kamondo Sarayı’ olduğu söyleniyor. Paris’teki evleri ise bir müze olarak kullanılıyor ve 18. yüzyıla ait çok değerli eserler barındırıyor. Bugün Orsay Müzesi’nde sergilenen ve Avrupa’nın en önemli kültür varlıklarından kabul edilen; Cezanne, Monet, Manet, Toulouse Lautrec, Van Gogh gibi önemli empresyonistlerin tablolarından oluşan zengin koleksiyonun, Louvre Müzesi’ne, Isaac dö Kamondo tarafından bağışlandığı biliniyor. Bu koleksiyondaki eserleri, bugün dünyada tanımayan yok. Bugün ilk belediyenin kuruluşunda, toplu taşıma sisteminin oluşturulmasında, eğitimde rol alan tarihi kişiyi ve ailesini İstanbul’da tanıyan da yok… Kısacası bir toplumsal belleğin tümüyle, mutlak bir biçimde yitimi söz konusu.

Eğer içinde bulunduğumuz kentin ve kamu düzeninin bir ‘cemaat düzeni’ olmadığını kabul edersek, farklı görüşlerden, inanışlardan sivil toplum bireylerinin de hepimiz kadar İstanbullu olduklarını yeniden hatırlamamız gerekecek. Hatta belki bundan da fazlası: Bizim bugün hatırlamak için uğraştığımız eşit vatandaşlık koşullarını oluşturan kurumlar, kent hizmetlerini sağlayan belediyeler, ortak kamu hizmetleri gibi modern kurumların ‘cemaatler ötesi’ bir deneyimin taşıyıcıları olduklarını, olabileceklerini de yeniden hatırlamamız gerekecek.