“Terörist” dedenin torunu California’da belediye başkanlığı için yarışacak

Yönetmenliğini Steven Spielberg’in yaptığı Münih filmi, 1972 Münih Olimpiyatları sırasında Filistinli Kara Eylül örgütünün kaldıkları apartmanı basıp rehin aldıktan sonra çatşmada öldürdükleri 11 İsrailli sporcunun MOSSAD tarafından alınan intikamını anlatır. Filmde Kara Eylül baskınının organizatörü olduğu iddiasıyla eşiyle birlikte öldürülenlerden biri de Yaser Arafat’ın yakınlarından El Fetih yöneticilerinden Muhammed Yusuf al-Najjar’dı. Najjar daha sonra San Diego’ya yerleşti ve burada Hispanik bir kadınla evlendi. İlk oğullarına Arafat’ın kod adı olan Ammar adını verdi. ABD’de üniversite okuyan ve annesi gibi Katolik olan Ammar Campa-Najjar Demokrat Parti’den siyasete atıldı, önceki denemelerinde rakipleri geçmişini ona karşı kullandı ama nihayet ön seçimleri kazandı ve önümüzdeki kasım California eyaletine bağlı Chula Vista kentinin belediye başkanlığı için yarışacak

1972 Münih Olimpiyatları sırasında 4 Eylül’ü 5 Eylül’e bağlayan gece İsrailli sporcuların kaldığı apartman dairesini Filistinli Kara Eylül örgütüne bağlı sekiz militan bastı.

Filistinli tutukluların serbest bırakılmasını isteyen militanlar İsrailli sporcuları saatlerce rehin tuttu. Alman polisinin müdahalesi ise kanlı bitti.

Antrenör ve sporcu 11 İsrailli, beş Kara Eylül militanı ve 1 Alman polisi çatışmada öldü.

Kısa süre sonra İsrail istihbarat örgütü MOSSAD, Kara Eylül mensubu 8 Filistinli teröristin gerçekleştirdiği 1972 tarihli Münih Katliamı’nın ardından sorumluları cezalandırmak ve intikam almak amacıyla Tanrı’nın Gazabı Operasyonu’nu başlattı. Operasyonun daha sonra filmi de çekildi: Münih.

Operasyon kapsamında katliam emrini verenler, planlanma aşamasında yer alanlar tespit edildi. MOSSAD’ın hedefi bu isimlere suikast düzenlemekti. MOSSAD’ın ilk hedeflerinden biri, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün liderlerinden biri olan ve Münih Katliamı’nın planlamasında aktif görev aldığına inanılan Muhammed Yusuf al-Najjar’dı.

1999-2001 yılları arasında İsrail Başbakanlığı görevini üstlenen Ehud Barak’ın da aralarında bulunduğu özel bir tim, 1973 yılında al-Najjar’ın Beyrut’taki dairesine baskın düzenledi, baskın sırasında İsrailli komandolar al-Najjar ve eşini yatak odalarında öldürdü.

Fas Kralı’nın da maddi desteğiyle al-Najjar’ın yetim kalan çocukları babaannelerinin yanında kalmak üzere Kahire’ye gönderildi. Çocuklardan Yaser al-Najjar, İngiltere’de eğitim aldıktan sonra ABD’nin San Diego kentine yerleşti, işletme yüksek lisansı yaptı ve Amerikan vatandaşı oldu. Hispanik bir kadınla evlenen Yaser’in Ammar Campa-Najjar adında bir oğlu oldu.

 Ammar 8 yaşındayken Amerikalı aile köklerini araştırmak için Gazze’ye taşındı. Ammar Campa-Najjar, burada bir Katolik okulunda okudu, lisedeyken de Müslümanlıktan Hıristiyanlığa geçti. Dört senelik Gazze deneyiminin ardından aile tekrar San Diego’ya döndü, kendisini Gazze için yeterince Arap, Hispanik mahallesi için yeterince Latin, ABD için yeterince Amerikalı hissedemediğini belirten Ammar Campa- Najjar zor geçen gençlik yıllarının ardından psikoloji ve felsefe lisans eğitimi alarak üniversite eğitimini tamamladı ve politikaya atılmaya karar verdi. Ammar Campa-Najjar için zor günler başlamıştı.

“Teröristin” Demokrat Torunu

Ammar Campa-Najjar, Barack Obama’nın 2012 kampanyasında görev aldıktan sonra kısa bir süre İş Bakanlığı’nda çalıştı ve Beyaz Saray’da staj yaptı. Ardından edindiği bağlantıları kullanarak önemli medya kurumlarında yazılar yazdı, İslamofobi’yi eleştirdiği önemli içeriklere imza attı. 2018 ve 2020 seçimlerinde Temsilciler Meclisi üyesi olmak amacıyla California’dan aday oldu, her ne kadar önseçimleri kazanıp Demokrat Parti adayı olmayı başarsa da genel seçimlerde Cumhuriyetçi rakiplerine karşı az bir farkla seçimi kaybetti.

Özellikle 2018 seçimleri Campa-Najjar için oldukça zor bir süreçti. Cumhuriyetçi rakibi Duncan Hunter, Campa-Najjar’ın dedesinin bir terörist olduğunu sık sık dile getirdi, Campa-Najjar’ın Müslüman Kardeşlerden destek aldığını belirtti. Campa-Najjar her ne kadar Hıristiyan olduğunu hatırlatsa ve dedesini kamuya açık bir şekilde kınasa da Fox News’in ve Cumhuriyetçilerin eleştirilerinden kaçamadı.

Campa-Najjar, seçim kampanyasında ABD solunun önemli figürlerinden biri olan Amerikalı Yahudi Bernie Sanders’in desteğini aldı, özellikle Amerikalı hahamlarla bir araya gelip dedesini kınadı, barış mesajları verdi ve babasının da kendisinin de barış ve uzlaşı yanlısı Filistinliler olduğunu vurguladı. 2018 seçimlerinde Sanders destekçisi iki Amerikalı Yahudi iş insanın sahibi olduğu Ben & Jerry’s dondurma şirketi de Campa-Najjar adına bir dondurma ürettiğini ve adını “Ammar-etto American Dream” koyduklarını açıkladı.

Campa-Najjar kampanyası sırasında dedesini öldüren timdeki eski İsrail Başbakan’ı Ehud Barak ile de biraraya geldi.

Ama ne yaptıysa da Campa-Najjar kimlik tartışmalarından ve dedesinin geçmişinden sıyrılamadı ve iki seçimi de kaybetti.

Fakat az farkla kaybettiği için ve politika önerileri, ilginç hikayesiyle medya dikkatini üzerine topladığı için de siyasi kariyerini sonlandırmadı. Trump’ın Müslüman ülkelere koyduğu seyahat yasağını, ekonomik eşitsizliği sert bir şekilde eleştirdi, Filistin ve İsrail sorununda barışçıl bir çözüm bulunması gerektiğini sık sık vurguladı.

ABD’nin ilk Hispanik-Arap Belediye Başkanı

Ammar Campa-Najjar, son olarak 2022 ara seçimlerinde ABD’nin en büyük 78. kenti olan Chula Vista’nın belediye başkanı olmak için aday oldu ve bütün partilerden adayların aynı havuzda yarıştığı önseçimde ilk iki aday arasına girerek Kasım 2022 seçimlerinde düzenlenecek ikinci tura kalmayı başardı.

Ammar Campa-Najjar bu seçimleri kazanırsa ABD’nin ilk Hispanik-Arap belediye başkanı olacak ve ileride senatörlük, Kongre üyeliği, belki de bakanlık gibi üst düzey siyasi pozisyonlara bir adım daha yaklaşacak. Chula Vista’nın %60’ı Hispanikler’den oluştuğu için Campa-Najjar seçim kampanyasında Hispanik kimliğini önplana çıkarıyor ve internet sitesinde Arap, Filistinli kökenlerine atıfta bulunmuyor. Fakat geçmişi Cumhuriyetçiler tarafından hatırlatılmaya devam ediyor ve dedesinin hikayesi tekrar tekrar önüne çıkarılıyor.

Fakat artık Ammar Campa-Najjar geçmişteki gibi bu konunun gündeme gelmesi durumunda dedesini açıkça kınayıp özür dilemiyor, bir nevi tartışmayı büyütmemek adına angaje olmayı reddediyor.

Campa-Najjar’daki bu tutum değişikliğinin en büyük dayanağı ise ünlü İsrailli araştırmacı gazeteci Ronen Bergman’ın 2018’de yayınladığı İsrail Suikastlarının Gizli Tarihi kitabı. Bergman’a göre İsrail Tanrı’nın Gazabı Operasyonu’nda Münih Katliamı ile bağlantısı olmayan bazı isimleri de suikast listesine ekledi ve Campa-Najjar’ın dedesi Mohammed Youssef al-Najjar da Bergman’a göre öldürülen masum Filistin Kurtuluş Örgütü yöneticilerinden biriydi. Campa-Najjar bu iddiaların ortaya çıkmasının ardından dedesini açıkça eleştirmeyeceğini, bugüne kadar dedesinin Münih Katliamı sorumlularından biri olduğu varsayımıyla hareket ettiğini açıkladı ve kendi ekseninde tartışmayı kapadı.

Filistinlilere göre masum bir FKÖ yöneticisi, İsrail devletine göre Münih Katliamı’nın sorumlusu bir terörist olan al-Najjar’ın torununun ABD’nin ilk Hispanik-Arap kökenli belediye başkanı olup olmayacağı Kasım 2022 seçimlerinde belli olacak. Bu zor ve belirsiz süreçte Hıristiyan olmasına rağmen İslamofobik söylemlere maruz kalan Ammar Campa-Najjar, ABD’ye olan inancını koruyor ve Gazze’den California’ya uzanan yolculuğu için Amerika’ya minnettar olduğunu vurguluyor.