“Türkiye-İsrail ilişkilerini yıpratmaya çalışanlar…”

Hala birileri Türkiye iç politikasında olan biten her şeyi Yahudi komplosuyla, Mossad’la, dış güçlerle açıklamaya devam ede dursun, Türkiye istihbaratı ve MOSSAD İran’a karşı ortak operasyonlar yapıyor. Bu operasyonların haberini yapan iktidara yakın gazeteler, İran’ın amacının “Türkiye-İsrail ilişkilerini rayından çıkarmak...”, “Türkiye-İsrail ilişkilerini yıpratmaya çalışmak” olduğunu yazıyorlar. Muhtemelen 9 Mart’ta Türkiye’ye gelecek İsrail Cumhurbaşkanı’nın gezisine karşı çıkacaklar, Doğu Kudüs’teki Şeyh Cerrah Mahallesi’nde yerleşimcilerin evlerinden çıkardığı Filistinlileri hatırlatacak olanlar da “Türkiye-İsrail ilişkilerini rayından çıkarmak...”, “Türkiye-İsrail ilişkilerini yıpratmaya çalışmak” gibi suçlamaları duyabilir.

Geçen haftanın gözlerden kaçan heyecanlı polisiye haberini okumadan önce “CNC” nin ne olduğunu bilmek gerekiyor.

İlk karşımıza çıkan siteden okuyalım:

“CNC, İngilizce Computer Numeric Control ifadesinin baş harflerinin kısaltmasıdır. İnsan gücü gerektiren işleri kolaylaştırmak ve seri hale getirmek için tasarlanmış bir torna tezgahı türü olan CNC, “Bilgisayar Destekli Nümerik Kontrol” olarak isimlendirilir. Amacı takım tezgahlarının sayısal komutlarla ve bilgisayar yardımıyla kontrol edilmesidir. Günümüzde ise imalat yapılan hemen hemen her alanda CNC kullanılmaktadır. CNC tezgah kullanılan alanlar; Havacılık, Savunma, Otomotiv, Tüketim malları, Mobilya, Yedek parça…”

Türkiye’de CNC üretiminde önemli firmalardan biri de Çatalca’daki İstanbul Trakya Serbest Bölgesi’nde bulunan CNC İleri Teknoloji.

Firma Türkiye vatandaşlığı da olan 75 yaşındaki İsrail işadamı Yair Geller’e ait.

Artık geçen haftanın ilginç haberini Sabah gazetesinden okuyabiliriz.

Abdurrahman Şimşek imzalı bu önemli haber şöyleydi:

“İran İstihbarat Servisi, Mossad tarafından Kasım 2020’de arabası ile seyir halindeyken yapay zekâ destekli uzaktan kumandalı bir makineli tüfekle hedef alınarak öldürülen İran nükleer programının mimarı bilim adamı Muhsin Fahrizade’nin intikamı için harekete geçti. İranlı şebekenin hedefindeki isim ise Yair Geller (75) isimli İsrail asıllı işadamıydı.

Geller, havacılık-savunma sanayii, teknoloji, yazılım ve CNC tezgâhları üreten CNC İleri Teknoloji ve Mühendislik şirketinin sahibiydi. Geller’in hem Çatalca’da bulunan şirketi hem de Beşiktaş Serencebey’de eski MİT İstanbul Bölge Başkanlığı binasının yakınlarında bulunan ikameti, İranlı casusluk şebekesi tarafından adım adım izlendi ve fotoğraflandı. Ancak MİT’in karşı casusluk faaliyetlerinden sorumlu saha ajanları da İran suikast hücresini pasif takip yöntemleriyle adım adım izliyordu.

MİT’in tespitlerine göre, İran timinin Yair Geller’e yönelik keşif-istihbarat takibi bitmiş ve artık ikinci aşama olan suikast hazırlığına geçilmişti. Milli İstihbarat Teşkilatı, İsrail Gizli Servisi Mossad’la bu kritik bilgiyi paylaştı. İki istihbarat örgütünün Ankara’da gerçekleştirdiği üst düzey katılımlı gizli toplantıda, Yair Geller’e yönelik suikastın 13 yıldır gerilimli olan, ancak son dönemlerde tekrar geliştirilmeye başlanan İsrail-Türkiye ilişkilerini yıpratmak ve Muhsin Fahrizade’nin intikamını almak için planlandığı değerlendirildi.

MİT’in değerlendirme aşamalarından sonra nihai operasyon için düğmeye basıldı. Geçtiğimiz günlerde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından 9 şüphelinin gözaltına alınması için operasyon düzenlendi.”

Bu haberden kısa bir süre önce bu kez ODA TV’de Toygun Atilla imzasıyla çıkan haberi okuyalım şimdi de:

“İran İstihbaratı, Türkiye’de bir süredir İranlı muhalif avına çıkmıştı. Ali Ghahramanihajtabad’ini de bu operasyonları Türkiye’de yönetmesi için görevlendirilen isimlerden biriydi. Bağlantılar sayesinde iki isme ulaştı. Biri Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nda görevli savcı Davut Yılmaz diğeri ise By Sağlam savunma sanayi şirketinin sahibi İhsan Sağlam’dı.

Hedefteki İranlı muhalif isimlerle ilgili operasyonların organizasyonunu bu ikili yapacaktı. İlk operasyonları bundan 8 ay önce Denizli’de yaşayan bir İranlıydı. Bu kişi, kaçırılarak Van’a götürüldü, ajanlara teslim edildi. Sınır ötesine İran’a çıkartıldı.

İran İstihbaratının hedefindeki 2. isim ise Zonguldak’ta yaşayan rejim muhalifi Shahnam Golshani’ydi. İran İstihbaratı hedef ismi savcı Davut Yılmaz ve İhsan Sağlam’a bildirdi. Planlar yapılacak, kaçırma işinde rol alacak kişiler belirlenecek ve operasyon yapılacaktı. 2021’de TSK’dan Albay rütbesi ile emekli olan Kamil Taşçı’nın yöneteceği aralarında polis, astsubayların bulduğu ekip kaçırma işini gerçekleştirecekti.

İhsan Sağlam’ın iş yerinde çalışan İranlı Morteza Soltan Sanjari Zonguldak’a giderek fizibilite yapacaktı. Kaçırma ekibinde görevli ekipte kız arkadaşları ve eşleri ile aile süsü vererek Zonguldak’a gidecekti.

Plan bu şekildeydi.

30 Ocak’ta İranlı Morteza Soltan Sanjari Zonguldak yolundayken kendisine gelen bir telefon, ekibin ve kendisinin takipte olduğu yönündeydi. Operasyon iptal edilecekti.

Oysa ki,

Milli İstihbarat Teşkilatı anbean takipteydi.

Operasyon için düğmeye basıldı. İranlı Morteza Soltan Sanjari gözaltına alındı.

Eş zamanlı yapılan operasyonla 11 kişi gözaltına alındı. Ekibin en önemli isimlerinden Anadolu

Adliyesi’nde görevli savcı Davut Yılmaz ise korona tedavisinde olduğu için gözaltına alınmadı. HSK’ya durumu hakkında bilgi verildi, evi gözetim altına alındı.

Dün mahkemeye çıkartılan aralarında iş insanı İhsan Sağlam, emekli Albay Kamil Taşçı, İranlı Behram Ebrahim, Tuğba Eren, polis memuru Mustafa Çiçek’in de bulunduğu 11 kişi tutuklandı.”

Ve bu Ekim 2021’de bu kez Van’daki bir başka İran casusluk operasyonu haberini ise bu kez Anadolu Ajansı’ndan okuyalım:

“Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ile Emniyet, İranlı eski bir askeri kaçırmaya çalışan ajan şebekesine suçüstü yaptı.

Alınan bilgiye göre, Van’da ikamet eden İranlı eski asker M.A’yı İran’a kaçırmak üzere gönderilen 2’si İran ajanı 8 kişi, MİT ve Van Emniyet Müdürlüğünün 24 Eylül 2021’deki operasyonuyla yakalandı.”

Peki, bu kadar kısa bir zaman dilimi içinde Türkiye’de İran istihbaratının faaliyetlerine yönelik ard arda bu kadar çok operasyon olması bir tesadüf mü?

Daha doğrusu bu operasyonların Türkiye’nin İsrail ile yakınlaştığı ve İran ile gerildiği bir döneme gelmesi tesadüf mü?

Türkiye dış politikasındaki sık sık güncellemeleri kaçıranlar için kısa bir özet geçmek gerekirse…

İsrail Cumhurbaşkanı Herzog, 9 Mart’ta Türkiye’ye gelecek. Öncesinde Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın başkanlığındaki heyet İsrail’e giderek Kudüs’te İsrailli mevkidaşlarıyla yüzlerin güldüğü görüşmeler yaptı, Herzog tarafından kabul edildi. İsrail gazetelerinde ziyaretle ilgili İbrahim Kalın’ın müzik kariyerinden bile bahsedilen pozitif yazılar çıktı. İsrail’in Türkiye’deki Hamaslıların faaliyetlerine son verilmesi gibi önşartlardan vazgeçtiği yazıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail doğalgazının Türkiye’de kullanılabileceğini hatta gazın Avrupa’ya geçişinin de sağlanabileceğini bile söyledi.

İsrail ile ilişkiler doğalgazınızı kullanırız seviyesine doğru çıkarken, İran ile ilişkiler ise kışın ortasında İran’ın Türkiye’ye giden doğalgazı azaltmasına neden olacak kadar gerilmiş durumda.

Şubat ayının başında Türkiye’nin Irak’taki Başika üssüne “Özgür Sincar” adlı bilinmeyen bir örgüt 18 roketle saldırdı. Bu örgütün İran’a bağlı Şii Haşd El Şaabi’nin paravan bir örgütü olduğu tahmin ediliyor. Uzun süredir Türkiye ile PKK arasındaki çatışmalar Şii milislerin kontrolündeki Sincar bölgesinde yoğunlaşıyor, PKK’nın burayı yeni bir Kandil olarak kullandığı biliniyor. Haşd El Şaabi, Başika üssüne saldırılar düzenlerken İsrail Cumhurbaşkanı Herzog’un ziyaretinden önce Abu Dhabi’ye Yemende yine İran’ın desteklediği Husiler roketli saldırılar düzenlediler. O saldırılardan kısa bir süre sonra Abu Dhabi’yi önce İsrail Cumhurbaşkanı, ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan ziyaret etti.

Yani bölgemizde ittifaklar hızla değişiyor.

Türkiye, dış politikada İsrail’e ve BAE’ye yaklaşıp, İran’dan uzaklaşırken Türkiye’de ard arda İran istihbaratına yönelik operasyonlar yapılıyor.

Bu operasyonların MİT-MOSSAD işbirliği sonucu olduğuna dair de güç emareler var.

O halde son haberi de Şalom’dan okuyalım:

“İsrail´in Channel 12´sinin haberine göre, İsrail İstihbarat Teşkilatı (Mossad) son 2 yılda Türkiye´deki İsrail vatandaşlarına yönelik 12 terör saldırısının engellemesine yardım etti.”

Yani hala birileri Türkiye iç politikasında olan biten her şeyi Yahudi komplosuyla, Mossad’la, dış güçlerle açıklamaya devam ede dursun, Türkiye istihbaratı ve MOSSAD İran’a karşı ortak operasyonlar yapıyor.

Bu operasyonların haberini yapan iktidara yakın gazeteler, İran’ın amacının “Türkiye-İsrail ilişkilerini rayından çıkarmak…”, “Türkiye-İsrail ilişkilerini yıpratmaya çalışmak” olduğunu yazıyorlar.

Muhtemelen 9 Mart’ta Türkiye’ye gelecek İsrail Cumhurbaşkanı’nın gezisine karşı çıkacaklar, Doğu Kudüs’teki Şeyh Cerrah Mahallesi’nde yerleşimcilerin evlerinden çıkardığı Filistinlileri hatırlatacak olanlar da “Türkiye-İsrail ilişkilerini rayından çıkarmak…”, “Türkiye-İsrail ilişkilerini yıpratmaya çalışmak” gibi suçlamaları duyabilir.

Nitekim bu yakınlaşmayı eleştiren Saadet Partisi milletvekili Abdülkadir Karaduman, adından hiç bahsetmemesine rağmen karşısında bir anda Cübbeli Ahmet’i buldu.

Cübbeli, iktidarın bu yakınlaşma yüzünden İslami çevrelerde eleştirileceğini önceden anlayıp ön aldı, Saadet Partisi’ne “HDP ve PKK’nın arkası Siyonizm’e dayanmıyor mu, kimi kandırıyorsunuz!” diye çıkıştı.

Yani müzik değişti ve dans da değişiyor.

Her müziğe göre dans etmeye artık alışmış olanlar herhalde buna da ayak uyduracaklar. Hatta ileri gidip bu yakınlaşmayı eleştirenleri devletin ali çıkarlarını düşünmemekle, hayal perestlikle, hatta antisemitizm bile suçlayabilirler.

Ama iktidara büyük manevi ve İslami değerler atfedenler, bir siyasi iktidara ümmetin son umudu gibi kaldıramayacağı yükler yükleyenler için bu pragmatizm belki bir uyanma ve aydınlanma vesilesi olabilir.

O yüzden hem müziğin hem de dansın değiştiğinin farkına varamayanları uyaralım ki kimse yanlışlıkla kimsenin ayağına basmasın…