Bir tuvalet kağıdına yenileceksin Avustralya!

Avustralya’da halk herhangi bir sorun çıktığında önce tuvalet kâğıdı depoluyor. Melbourne pandeminin başından beri dördüncü kez tam kapanmaya girdi. Bu sefer bir haftayla atlatmayı umuyoruz. Sebep ise üç günde 30’a çıkan Covid-19 vaka sayısı... Hükümet acil olarak karar aldı, tam kapanmaya gittiğini açıkladı ve halk koşa koşa marketlere gidip, soluğu tuvalet kağıdı raflarının önünde aldı. Ama 23 yıldır her 26 Mayıs’ı Aborjinlere yaptıkları için Ulusal Özür Günü ilan etmiş bir millete bir kaç tuvalet kağıdını çok görmemek lazım.

Coğrafya kader mi keder mi bilemem. Birbirlerinden çok farklı oldukları kesin. Hassasiyetleri, korkuları, tepki verdikleri olaylar… Mesela Avustralya’da kriz anında marketlerde önce tuvalet kâğıdı tükeniyor. Türkiye’de kriz anında önce nefesler tutuluyor… Birinin “Hedef Türkiye” demesini bekliyorlar.

Muhakkak ki her ülkenin sorunları var. İrili, ufaklı…

Coğrafyaya göre değişiyor, kıtaya göre daha da farklılık gösteriyor.

Yaşadığım Avustralya ve bu aralar yaşadığım yerden çok daha yakından takip ettiğim Türkiye… İkisi de pandemi ile mücadele ediyor. İkisinde de hükümet halka kendisini inandırmakta zorlanıyor.

Ancak burada durum ilginç… Mesela Avustralya’da halk hala herhangi bir sorun çıktığında önce tuvalet kâğıdı depoluyor. Melbourne pandeminin başından beri dördüncü kez tam kapanmaya girdi. Bu sefer bir haftayla atlatmayı umuyoruz. Sebep ise üç günde 30’a çıkan Covid-19 vaka sayısı… Hükümet acil olarak karar aldı, tam kapanmaya gittiğini açıkladı ve halk koşa koşa marketlere gidip, soluğu tuvalet kağıdı raflarının önünde aldı.

Bu gözler market arabasına 5 tane 20’lik paket sıkıştırmaya çalışanları gördü. 100 milyon aşı anlaşması yaptım de; ekonomiyi ve ev halkını korumak için yüz milyarlarca dolar harca ama yine de tuvalet kâğıdı reyonu boş!

Anlamadığım, geçmiş Covid-19 krizlerinde yine önce tuvalet kâğıdı reyonları boşalmıştı. Alınan onca tuvalet kağıdının bu süreçte bitmiş olması imkânsız. Rica ediyorum, ne yapıyorsunuz bunca tuvalet kağıdıyla?

Hükümet, yüz milyonlarca aşı alırken halkın derdi farklı. Zaten kafalar o kadar karışık ki, koronavirüsten ölen olmadığı için aşı olmak konusunda pek de bir aciliyet hissedilmiyordu. Halk kriz anında ne yapacağını biliyor ancak –bence- onu da yanlış biliyor.

Bunu hükümetin söyledikleri ile halkın inandıkları arasında büyük fark olduğuna yoruyorum.

Benzer bir durum Türkiye’de de var.

Muhalefetin bölünmüş olduğu bir ülkede, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tüm gücü elinde toplaşmış görünüyor. İstediği yere cami yapıyor, istediği uluslararası anlaşmadan çekiliyor, istediğini istediği makama atıyor, istemediklerini de hapse…

Sonra normalde ciddiye alınmaması gereken bir organize suç örgütü lideri, kendi deyimiyle, “bir kamera ve bir tripod” ile savaş açıyor kurulan bu güçlü cumhurbaşkanlığı sistemine. İnanılmaz suçlamalar ve daha da inanılmaz olan savunmalar sonrasında, cumhur kime inanıyor?

Avustralya’da geçenlerde yayınlanan bir ankete göre en inandırıcı bulunan grup -tuvalet kâğıdı krizine rağmen- doktorlar ve hemşireler (yüzde 97). Pandemi döneminde doğru karar!

Bilim insanlarına güven yüzde 92. Polise güven yüzde 80 ve hakimlere güven yüzde 76.

Gazeteciler ortada. Yüzde 50 onlara güveniyor. İlginç üzücü.

Sonra da geliyoruz, halkın çoğunun güvenmediklerine.

Dini liderlere güvenenler yüzde 27, siyasetçilere güvenenler yüzde 23…

Sosyal medya influencerlarına güvenenlerin yüzdesi ise 3. Hayır, sayfayı yukarı kaydırmayı pek sevmiyorlar.

Avustralya Instagram, Tiktok veya Youtube’dakilere ve oradan gelen bilgilere de hiç güvenmiyor.

Türkiye’de ise olayların kendisi, gazetecilerin haberleri ve değerlendirmeler artık sosyal medya üzerinden yapılıyor.

Gerçek bir alem olduğu için sanal alem daha mantıklı.

Suç örgütü lideri Sedat Peker’in videolarının yarattığı siyasi kaosun ürettiği Beştepelogları takip ediyorum haftalardır, her gün, saat saat… Favori Beştepeloglarım var, ancak sevmediklerimi de takip etmem gerekiyor. Bilgi her yerden akıyor. Her ufak ses, hareket, söylenti, çıtırtı veya meteorolojik gelişme, tüm kartların yeniden karılmasına neden olabilir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçen Çarşamba beklenen konuşmasını gerçekleştirdi. Avustralya’ya geleli neredeyse iki yıl olacak. Güney yarımkürede ilk defa canlı dinledim.

Bir de aynı akşam Kanlı Ay tutulmasını izledik.  Belki de rastlantıydı.

Ama ya değilse…

Cuma günü de Taksim Camii açıldı. Açılış Gezi Parkı Protestolarının 8. yılına denk geldi. Bunun büyük olay olduğu, olabileceği zamanlar hatırlıyorum. Artık devlet büyüklerimizin kararları sorgulanmıyor. Halk pandemi ve güldür güldür akan gündem yorgunu.

Devletin kestiği parmak acımaz!

Cumhurbaşkanının haftalardır beklediği konuşmayı yaptığı gün, yani 26 Mayıs, Avustralya’da Özür Günü. Nesiller boyunca ailelerinden ve kültürlerinden koparılan Aborijinlere bir özür. Kişisel hikayeler çok acı…1910’dan 1970’e kadar süren bu program kapsamında bazı bölgelerde yaşayan yerli çocukların üçte biri ailelerinden koparılmış.

Zorla alınmış! Nesiller boyunca süren bu programda ailelerine, kültürlerine, dillerine ve özellikle de topraklarına bu kadar bağlı halkların (Devasa Avustralya kıtasında yüzlerde Aborijin halkı var) çocuklarıyla olan bağı koparılmaya çalışılmış. ‘Çalınan nesiller’ adı verilen bu insanlar hala yollarını bulmaya çalışıyor.

Programın başarılı olmamasının bir nedeni 65 bin yıllık bir kültürü 60 yılda yok etmenin zorluğu. Ancak zarar vermediler zinhar diyemeyiz. Avustralya’nın kadim halkları birinci dünya ülkesinde üçüncü dünya koşullarında yaşıyor. Kendi topraklarında, ikinci sınıf vatandaş gibi.

Devlet özür diledi, evet. Devlet hata yapar. Devleti de ihtiyaçları, hırsları, açlıkları, kompleksleri, eksiklikleri, fazlalıkları, karakterleri, karaktersizlikleri olan insanlar yönetiyor.

Özrü kabul edenler var. Etmeyenler var. “Özür içten olmalı” diyorlar. Zaten anayasal olarak da halen tanınmıyorlar.

Aborijinler anayasal tanınma talep ediyor. Hükümet ise bunu yapmaya hazır değil.

Kanada’da benzer bir uygulama yaşanmış tarihte. Kanada’nın yerli halkını asimile etme çabaları kapsamında on binlerce yerli çocuk ailelerinden alınıp yatılı okullara gönderilmiş. O yatılı okullardan birinin bahçesinde 215 çocuğun cesedinin bulunduğu ortaya çıktı dün. Başbakan Justin Trudo da yayınladığı mesajda “Ülke tarihimizin karanlık ve utanç verici bir kısmını” hatırlattığını söyledi…

Yüzleşmek önemli. Örtmek değil, üzülmek, utanmak ve özür dilemek…

“Devlete hizmet ettiğimizi sanıyorduk!” açıklamalarıyla gelen itiraflar…

Suç örgütü liderinden dinlenen açıklamalar, deşifreler, sonu gelmeyen iddialar…

Geçmişinde utanacak bir şey göremeyen bir ülkede halk, Youtube’da reisin sayfasında utanılacak şeyler arıyor.

Önceki İçerikANALİZ | Tek millet-iki devlet ya da hayaller-hayatlar
Sonraki İçerik“Tuğla Kıbrıs’ta çekilirse Türkiye’deki bütün yapı yıkılabilir”