Pat Ryan, New York doğumlu bir Irak gazisi. Askeri akademi mezunu olan genç adam, uzun yıllar Musul gibi yerlerde istihbarat subayı olarak görev yaptı. Ordudan ayrıldıktan sonra ise İsrail ve ABD’ye silah teknolojisi satan meşhur Palantir şirketinde çalıştı. 2018 yılında önce yerel siyasette şansını denedi, dört sene sonraysa New York’un 18. seçim bölgesinden Kongre adayı oldu.

18. seçim bölgesi özellikle muhafazakar Haredi Ortodoks Yahudilerin nüfusunun yoğun olduğu ve dini liderlerinin talimatı doğrultusunda toplu bir şekilde oy verdikleri bir yer. Bölgede çoğu Ortodoks 75 bin Yahudi yaşıyor. Satmar koluna mensup Ortodoks Yahudiler, her ne kadar İsrail’e mesafeli olsa da İsrail’i eleştiren solcu Demokratların New York’taki yükselişinden rahatsız. Bu nedenle İsrail’e tepki gösteren siyasetçilere oy verme eğiliminde değiller. Daha çok Trumpçı Cumhuriyetçileri tercih ediyorlar.

Pat Ryan, bu nedenle siyasete girdiği ilk günden beri İsrail’i en çok savunan Demokratlardan biri. Netanyahu hakkında tutuklama kararı çıkartan Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne bile tepki gösteren bir siyasetçi. Cumhuriyetçilerin güçlü olduğu bir seçim bölgesini temsil etmesi de bu durumu pekiştiriyor.
Ryan bugüne değin İsrail lobisi AIPAC’ten bağış alıyor, Ortodoks Yahudi seçmeni teskin ediyor, İsrail’in çıkarı neyi gerektiriyorsa o yönde oy kullanıyordu.
Fakat bu hafta, ABD’nin başkenti DC’de büyük bir deprem oldu ve Pat Ryan kafasına tuğla düşmüşçesine “İsrail uykusundan” kalktı.
Pat Ryan önce İsrail’e 3.3 milyar dolarlık yardımın kesilmesi için oy kullandı, ardından İsrail lobisinden aldığı bağışları iade edeceğini ve bugünden sonra AIPAC’ten hiçbir bağış kabul etmeyeceğini açıkladı.
Başa baş geçeceği şimdiden belli olan 2026 araseçim kampanyasında ise İsrail karşıtı sosyalist Yahudi vekil adayı ve Zohran’ın yakın dostu Brad Lander ile kürsüye çıkma kararı aldı.
Bugüne kadar sıkı bir İsrail destekçisi olan eski bir Amerikan askerinin çok kritik bir seçim arifesinde elinin tersiyle milyonlarca doları itmesinin sırrı ise son aylarda dünyanın gündeminden düşse de Amerika’da kurulan her sandığın kaderini etkileyen Gazze soykırımında.
Pat Ryan’ın “muhteşem” dönüşümü, büyük bir hikâyenin yalnızca görünür yüzü.
İsrail’in Demokrat Parti hezimeti
Kongre’nin alt kanadı Temsilciler Meclisi, bu hafta sonucu baştan belli bir oylamaya ev sahipliği yaptı. Epstein belgelerinin açıklanmasına öncülük eden parti içindeki nadir İsrail karşıtı elitlerden olan Cumhuriyetçi vekil Thomas Massie, İsrail’e yönelik 3.3 milyar dolarlık yardımın tamamen kesilmesine yönelik bir önerge verdi. Massie, Trump ve İsrail lobisinin hedef göstermesi ve rakibi için milyonlarca dolar harcaması sonucu 2026 araseçimleri adaylık önseçimini kaybetmişti. Bu nedenle Kongre’deki son zamanlarında İsrail karşıtlığının yükselmesi için özel bir çaba harcıyor.
Massie’nin önergesi, İsrail’e her türlü yardımın kesilmesini düzenliyor. Sadece askeri değil. İsrail eliyle Filistinliler için harcanması öngörülen maddi yardımlar da kesiliyor. Daha önce birçok solcu Demokrat, silah yardımının kesilmesi veya askeri kaynakların aktartılmaması gibi önergeler verirken Massie’nin hazırladığı metin çok genel ve soyut, çekingen İsrail destekçilerinin orta yolculukla karşı çıkabileceği bir düzenleme. Fakat bu muğlaklığa rağmen, Demokratlar ciddi bir bölünme yaşadı.

3-4 sene önce sadece solcu 20-30 Demokrat vekil İsrail’e yardımların kesilmesi gerektiğini savunurken, bu sayı bu hafta 103’e çıktı. Demokrat vekil sayısının neredeyse yarısı. Kongre’deki Demokratların lideri Hakeem Jeffries, İsrail lehine oy kullanacağını açıklamasına rağmen kendi seçmenlerinin tepkisinden çekinen birçok vekil ilk kez pozisyon değiştirdi. Jeffries’in yardımcısı Catherine Clark bile Massie’nin önergesini destekledi. Kongre’nin eski sözcüsü Nancy Pelosi ise uzun yıllar İsrail’i en çok destekleyen vekillerden biri olarak sürpriz bir şekilde önerge lehine oy kullandı.
Bir zamanlar İsrail’e yardımların kesilmesi gerektiğini savunan bir avuç Demokrat Partili vekil, şimdi parti elitlerinin çoğunluğu oldu.
Elbette Demokratların yarıdan biraz azı ve Massie dışında Cumhuriyetçilerin tamamı önerge aleyhine oy kullandı. Fakat Amerikan Kongre tarihinde ilk kez bu denli “radikal” bir öneri bu denli yoğun destek aldı. Reddedilmesine rağmen ciddi bir siyasi deprem bu. Özellikle daha merkezde duran isimleri kapsayacak bir dil ve nüans ile yazılması durumunda çok daha fazla desteğin çıkacağı kesin.
İsrail, Pelosi gibi isimleri bile kaybetti.
Bu değişim elbette Demokratların gecikmeli de olsa sızlayan vicdanıyla alakalı değil.
Biden ve Demokrat Parti’nin gözetiminde başlayan Gazze soykırımı, Demokrat Parti seçmeninin İsrail desteğini yerle bir etti. Bernie Sanders ile başlayan demokratik sosyalist rüzgar, Gazze soykırımına yönelik tepkiyi de sırtlanarak Zohran gibi isimlerin New York’ta belediye başkanlığı kazanmasını sağladı. Sadece yerel seçimler değil, İsrail’i destekleyen birçok Demokrat Partili seçmenlerinin karşısına çıktıkları önseçimleri Filistin aktivisti solcu isimlere karşı kaybetti. New York’tan Colorado’ya her önseçim günü, Amerika yepyeni bir Filistin destekçisi genç solcunun zaferiyle uyandı.
Bu nedenle her bir Demokrat vekil, İsrail’i desteklemeye devam ederse bir sonraki seçimde sol kanattan dişli bir rakiplerinin çıkabileceğinin farkında. İki senede bir Kongre seçimine gidilen Amerika’da, seçmenin tepkisi geç de olsa elitleri değiştirebiliyor. Emekliliğe hazırlanan Nancy Pelosi’nin derdi elbette bir daha seçilmek değil. Pelosi de büyük ihtimalle büyük lobilere muhtaç olmayacağı 80’li yaşlarını ismini aklayarak vicdanı biraz da olsun rahat bir şekilde geçirmek için giderayak İsrail’e tepkisini gösterdi.
Pelosi’nin oyu belki sonucu değiştirmedi. Ama Kongre’nin havasını en iyi koklayan tecrübeli bir siyasetçinin çok önemli bir konuda ileri yaşta büyük bir değişim yaşaması İsrail’e tepki göstermenin artık Amerika için normal, tepki göstermemenin marjinal olduğunu kanıtladı.
Demokratların ikiye ayrıldığı bu oylamada Cumhuriyetçiler ise sadece bir fire verdi. Thomas Massie. Belki Kongre’de tek fire vardı ama Cumhuriyetçiler en büyük fireyi Beyaz Saray’dan verdi.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Cumhuriyetçi Parti’nin gençleri arasındaki en popüler yayıncı olan Joe Rogan’a konuk oldu ve İsrail’i sözleriyle bombaladı.
İsrail, Demokrat Parti’yi kaybettiği gün; Cumhuriyetçi Parti’nin geleceğini ve ulusalcı kanadını da kaybettiğini öğrenmiş oldu.
JD Vance’nin İsrail seferi

JD Vance daha önce de İsrail’i çok sert bir şekilde eleştirmişti. İsrail’in ABD’ye muhtaç olduğunu ve nankörlük etmemesi gerektiğini kamuoyu önünde söyleyen ilk üst düzey Amerikalı yetkili. Bu yüzden İsrailliler tarafından “antisemit” bile ilan edilmişti. İran Savaşı’na da en başından karşı. İran ile barış müzakerelerini yürütmesinin de sebebi bu.
Fakat Joe Rogan’a konuk olduğunda sarf ettiği sözler öncekilerden çok daha sert. Aslında büyük bir ifşa.

JD Vance açık açık Epstein’in ABD ve İsrail istihbaratıyla bağlantılı biri olduğunu söylüyor, ardından İsrail’in Amerika’nın kararlarını etkilemek için lobi ve istihbarat faaliyetleri yürüttüğünü belirtiyor. Özellikle İran ile yürütülen savaşın sonsuza kadar sürmesi için İsrail’in ABD’de para harcadığını, Trump’a yakın isimler aracılığıyla lobicilik yaptığını vurguluyor. Vance’e göre bu kişiler aynı zamanda kendisine karalama kampanyası da yapıyor. Vance ayrıca açıkça Netanyahu’nun Amerika’da hiç sevilmediğini de zikrediyor.
JD Vance’nin İsrail’i Amerikalı siyasetçileri satın almakla suçlaması, İsrail’in nüfuz kampanyası yürüttüğünü söylemesi Filistin aktivisti solcu siyasetçilerin dili kadar ağır. Bunun bizzat ABD Başkan Yardımcısı tarafından zikredilmesi ise yeni bir boyut.
İsrail’i en çok destekleyen ve istediğini yapan ABD başkanı Trump iken İsrail’e bugüne kadar en ağır eleştirileri yapan resmi yetkili Trump’ın başkan yardımcısı JD Vance.
Bu garip tezatın arkasında ilginç bir gerilim var. Özellikle Charlie Kirk suikastının ardından kanal kanal gezip cinayeti işlemediğini anlatmak zorunda kalan Netanyahu, Cumhuriyetçi Parti’nin gençleri tarafından da sevilmiyor. İsrail’e destek ileri yaşlı Cumhuriyetçilerde yüksekken, gençler ve ulusalcı seçmen arasında düşük. Üstüne üstlük, İsrail nedeniyle girilen İran Savaşı uzadıkça ve Hürmüz’ün kapalı olması ekonomiyi etkiledikçe ortalama Cumhuriyetçi seçmenin de sandıkta İsrail tepkisi kademeli bir şekilde artıyor. Epstein belgeleri hikayesi de tüm bu sürecin katmeri oldu. Örneğin Florida Valilik önseçimlerinde James Fishback İsrail karşıtlığı ile genç seçmenin neredeyse yarısını kazanmış durumda. Florida gibi İsrail’i destekleyen Cumhuriyetçilerin yoğun olduğu bir eyalette seçim kazanması zor. Fakat anketlere göre partinin geleceği İsrail karşıtı ulusalcı yeni sağ figürlere kaydı bile.
Trump İran ile savaşı araseçimleri kaybetmemek, Kongre’de hezimet yaşamamak için bitirmeye çalışıyor. Bu nedenle de partisinin İsrail karşıdı kanadını kısıtlamıyor. JD Vance çıkıp İsrail’i sert bir şekilde eleştirebiliyor. Trump, İsrail’e kendisinden daha sert kişileri göstererek sıkıntısız bir şekilde Lübnan ve Suriye’den çekilmesini ikaz ediyor. Kendisinden sonra İsrail karşıtlığının artacağının sinyallerini veriyor ve İsrail’i barış masasına zorluyor. Türkiye’ye F-35 satışı üzerinden ABD’nin İsrail ile yaşadığı ve Netanyahu’nun ziyaretini iptal etmesine sebep olduğu söylenen gerilim de bunun bir başka cephesi.
İsrail ise Ortadoğu’da sonsuz bir kaos çıkararak her kurulan sandıkta azalan ABD desteğini katılaştırmak, her daim varoluş mücadelesi verdiği toksik bir bağımlılık ilişkisi kurmanın derdinde.
Bu denklemi bozacak olan şey ise 2028 seçimleri. 2026 araseçimlerini kimin kazanacağı meçhul. Fakat Kongre’nin çok daha fazla İsrail karşıtı vekil ile dolacağı net. 2028 başkanlık seçimlerindeki adayların belirleneceği önseçim ise 2027’de başlayacak. Trump’ın yeniden seçilme derdi yok, ama JD Vance 2028’de kazanmak isteyen siyasetçiler için İsrail’in bir yük olduğunun farkında. Anketleri yakından takip ediyor.
Bu nedenle kendisini hem İran Savaşı’ndan hem de İsrail’den uzaklaştırmanın derdinde. Yoksul bir işçi sınıfı Demokrat ailenin çocuğu olan JD Vance, İsrail karşıtlığını milliyetçilik ve muhafazakarlık ile harmanlarsa ve gündelik ekonomik sorunları gören bir kampanya yaparsa Demokrat tabandan bile oy alabilir. Demokratların bunun önüne geçmesi içinse işçi sınıfına hitap eden, fakat merkez seçmeni ürkütmeyen, yine Filistin konusunda vicdanlı olan bir adayla seçmen karşısına çıkmaları, ikinci bir Kamala Harris veya Biden vakası yaşamamaları lazım.
Bu denklemde 2028 aslında her iki partinin de İsrail karşıtlığını yarıştırdığı bir seçime dönebilir.
Bu yüzden de Amerika’da sağ veya sol fark etmez herhangi bir koltuğa talip olanların ilk işi İsrail’i eleştirmek.
Tövbe kapısı hep açık
2028 seçimlerinde aday olmayı düşünen eski Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Rahm Emanuel’in en sıkı İsrail destekçisi Demokrat olmasına rağmen ilk iş olarak İsrail’e gidip İsraillileri azarlaması ve “Somaliland uğruna ABD’yi kaybettiniz” demesinin sebebi de bu. Tövbe kapısı siyasi geleceğini karartmak istemeyen herkes için açık. Gazze meselesi Amerika’da artık siyasetçilere sorulan ilk ve en önemli soru.
Gazze dünya gündeminden düştü. Kimse Gazze’yi konuşmuyor. Fakat Gazze soykırımı dünyada büyük bir değişimin kapılarını araladı.
Yok edilmek istendikleri bir soykırıma direnen Gazzelilerin mücadelesi, belki aynı dili, aynı dini, aynı kültürü, aynı coğrafyayı paylaştıkları insanların değil ama binlerce kilometre uzaklıktaki Amerikalıların zincirlerini çözdü.
Hastane masraflarını bile üstlenmeyen bir devletin neden halkın neredeyse tamamının karşı olduğu bir soykırımı finanse ettiğini sorgulamasına vesile oldu.
Müslümanlarla solcuların el ele verip New York’tan Colorado’ya sosyalist belediye başkanlarının, Marksist Kongre üyelerinin seçilmesini sağladı.
Amerikan soluna yeni bir ruh kattı. Küreselleşmeye direnen Amerikan ulusalcılığını millileştirdi.
Siyaseti İsrail’in etkisi ve parasından kurtardı.
Bu yüzden İsrail’i destekleyen iş insanları panikle televizyon kanallarını, gazetelerini satın alıyor. Halkın görüşünü değiştirmek için ellerinden geleni yapmaya hazırlanıyorlar. Fakat bu pek işe yaramıyor. Kurulan her sandıkta halk Gazze pusulasına bakarak oy veriyor, İsrail’i destekleyen siyasetçilerin üstünü çiziyor.
Paranın ve lobilerin gücü sınırlı. Halkın tepkisi elitleri etkilemeye, etkilemediği elitleri ezip geçmeye başladı bile.
İşte Amerika tam o sınırın bir adım gerisinde.
Tarihi bir kırılma anına tanık oluyoruz.
Ortadoğu’nun kaderi belirsiz. Trump’ın barış planları muğlak.
Fakat Gazze, artık sadece Ortadoğu’nun meselesi değil.
Gazze, artık Amerikan halkının en büyük haysiyet mücadelelerinden biri.
Sandığa giden çoğu Amerikalı seçmen için en önemli pusula.
İsrail, sadece korkunç bir soykırım ile elini kana bulamadı.
Aynı zamanda Gazze davasını, New York sokaklarına, Kongre kürsülerine, Beyaz Saray’a taşıdı.
Günü kazanmak isterken geleceğini yaktı.
Gazze davası ise küllerinden doğdu.
Ne tuhaf ki, Ortadoğu’da değil; Manhattan sokaklarında, Joe Rogan’ın podcast stüdyosunda, Tucker Carlson’ın mikrofonlarında, Thomas Massie’nin Kentucky’deki çiftliğinde, sosyalist Amerikalıların protestolarında, Zohran’nın belediye binasında.
Bu sefer İsrail’in işi kolay değil sanırım.
İyi ki de değil.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.