221 Serdar nerede?

 

Bu yılın Şubat ayının ilk günlerinde, medya ve kamuoyunun dikkatini çekmeyen bir tahliye sessiz sedasız gerçekleşti. O tahliye planlı-programlı bir tahliyeydi ve Türkiye’nin kaderini değiştirecekti.

 

Tahliye olan kişi Serdar Bayraktutan’dı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi eski müdür yardımcısıydı. Cemaat’in Türkiye’deki operasyonel karargâhının dört no’lu ismiydi. (1) İstanbul Emniyeti’nin eski müdür yardımcısı Ali Fuat Yılmazer; (2) Terörle Mücadele Şube Müdürü Yurt Atayün ve (3) İstihbarat Şube Müdürü Erol Demirhan’dan sonra gelen isimdi. Yılmazer ve Demirhan karargâhın teorisyenleri, Bayraktutan ve Atayün ise pratisyenleriydi.

 

Bu ekip Türkiye’yi sarsan pek çok operasyona imza atmış, ama isimlerini asıl Ergenekon ve Balyoz operasyonları ile duyurmuştu. Bayraktutan’ın emniyet camiası içindeki lakabı 221 Serdar’dı. Balyoz, Ergenekon operasyonlarında çok sayıda ismi itirafçılaştırmasıyla nam salmıştı. O yüzden kendisine bu isim verilmişti.

 

Hedef, İmralı’ya giden heyetti

 

Bayraktutan’ı ben de yakından tanıyordum. Çünkü Öcalan’ın avukatlarına yönelik “KCK Önderlik Komitesi Operasyonu”nu da gerçekleştiren aynı ekibin (Yılmazer, Demirhan, Atayün) içindeydi.

 

Bayraktutan iki şeyin peşindeydi. İmralı’ya giden heyet kimlerden oluşuyordu, heyette kimler vardı, talimatları kimden alıyorlardı? Daha o zaman devlet içinde kedi-köpek olduklarını bilmiyordum. Kendisine “Bana bunları niye soruyorsunuz ki? Bunu ancak siz bilebilirsiniz. Ben heyeti ancak basından izleyebiliyorum” yanıtını verdim.

 

Bayraktutan bu cevabım üzerine çileden çıkıyor, boğazındaki damarları şişiriyor, heyetin İmralı’da görüşmeler yapmasının vatana ihanet olduğunu, hesabının sorulacağını söylüyordu. Bir ara kendisine “Siz heyet de heyet diyorsunuz da; başbakanın bu konuda bir bilgisi var mı?” şeklinde bir soru sordum. Daha da sinirlendi. “Ona mı soracağım, ondan mı emirleri alacağım” dedi.

 

Bayraktutan ve arkadaşlarının heyete ilişkin sarf ettiği bazı sözleri ise burada yazmaya terbiyem izin vermiyor.

 

Aydınların peşindeydi

 

Bayraktutan’ın peşinde olduğu ikinci konu aydınlardı. Öcalan’ın avukatlarının neden aydınlarla bir araya geldiğini merak ediyor, aydınların Öcalan lehine kamuoyu oluşturduğunu iddia ediyordu. Benden bu aydınların isimlerini istiyordu. Bu arada bazı aydınların isimlerini de seslendiriyordu. Kendisine spesifik isimler veremeyeceğimi, ancak genelde görüştüğümüz aydınların zaten görüşmeleri kendi köşelerinde yazdıklarını, aydınların Kürt sorununun Türkiye’nin üniterliği içinde çözülmesi, akan kanın durması dışında görüşleri ve talepleri olmadığını belirttim. Bu sorular savcılık sorgumda ayrıca ve özellikle soruldu.  Böylece avukatların savcılık sorgusunda da hem aydınlar konusu, hem heyet konusu hiç şüpheye yer bırakmayacak şekilde yer aldı. Yazdıklarım gizli-saklı bilgiler de değil, hukuki belgelerde yer alan konular.  

 

Hani bazıları yazıyor ya “işte şu şu aydınlar KCK kapsamında gözaltına alınacaktı.” O iddialar doğru; doğru olmanın ötesinde başka isimler de vardı. Kendilerince bir isim demeti oluşturmuşlardı. Sanmayın ki o isim demetinde ahlâkını, namusunu Amerika’ya peşkeş çekenler vardı. Hayır, gariban aydınlar yer alıyordu.

 

Cezaevinden planlamalarla çıktı

 

O Bayraktutan, Temmuz 2014 tarihinde casusluk suçundan tutuklandı. Bir buçuk yıl içerde tutuklu kaldıktan sonra Şubat 2016 tarihinde salıverildi. Tahliyesi çok sessiz oldu; medyada “bu adam nasıl olur da salıverilir” diye soran dahi çıkmadı.

 

Cemaat’in karargâhında pek çok kozmik sırra sahip, devletin tüm gizli şifrelerini bilen, Türkiye’yi etkileme gücü ve kapasitesine sahip yapı ve unsurları iyi tahlil edebilen bir isimdi.

 

Ayrıca cezaevinde Yılmazer, Atayün ve Demirhan’la sık sık görüşe çıkması, bazı planlamalar için iştişareler yapma olanağı doğurmuştu. Tahliyesi, cezaevinde yapılan bu planların dışarıya taşınması sonucunu doğuracaktı.

 

Bayraktutan’ın tahliye edilmesinden sonra Emniyet’teki Cemaat yapısının reorganize olduğunu, Cemaat üyeleri arasında yeniden bir gizli haberleşme network’u kurulduğunu, darbe için planlar yapıldığını bugün daha iyi görüyoruz.

 

Tahliye bende darbe önsezisi geliştirdi

 

Cemaat karargâhında yer alan çok stratejik bir aktörün tahliye edilmesi, bende daha büyük bir hamle olacağı, bu hamlenin de darbe ile sonuçlanabileceği şeklinde bir önsezi geliştirdi. Bugünden dönüp baktığımda, o günden sonra yaptığım tüm analiz ve öngörülerimin olduğu gibi çıktığını görüyorum.

 

13 Şubat ve 9 Mart 2016 tarihlerinde Serbestiyet’te iki yazı kaleme aldım. 13 Şubat tarihli “Darbe olur mu?” başlıklı yazımda, Türkiye’de darbenin gerçekleşme ihtimali olduğu, ancak hayata geçme imkânı bulunmadığı tezini işledim (https://serbestiyet.com/yazarlar/cengiz-kapmaz/darbe-olur-mu-664299).

Bu teze de 7 Şubat 2012 MİT krizini, 17-25 Aralık 2013 “yolsuzluk” susturuculu Erdoğan ve yakın çevresi operasyonunu, 2013 Mayıs-Haziran’ında patlak veren Gezi olaylarını, MİT tırları operasyonunu irdeleyerek ulaşmıştım.

 

13 Şubat’taki analizimde Türkiye’ye çekilen operasyonlarda ortak öznenin Erdoğan, perde arkasındaki temel amacın ise Suriye konusunda Türkiye’yi Amerika’ya muhtaç bırakma stratejisi olduğunu belirtmiş; bu stratejinin yeni tehlikeler üretmeye devam edeceğini vurgulamıştım.

 

Olası darbe senaryoları

 

Yeni tehlikeler ışığında olası bir darbe girişimini masaya yatırmış, darbenin şu olasılıklar dahilinde bir diyalektik geliştireceğini vurgulamıştım:

 

(a) Ordunun kademe komutası darbe girişimi içinde yer almayacak.

(b) Darbe yapan bir ordu, milli ordu hüviyetini kaybeder.

(c) MİT ve Emniyet bu tür darbeye karşı çıkar.

(d) Olası bir darbe, halk tarafından karşı-darbe olasılığı doğurur.

 

Gelişmelerin beni boşa çıkarmadığını, tesbitlerimi doğruladığını vurgulamak isterim. 

 

Yazımı şu tesbitle bağlamıştım: “Darbe planlansa dahi, darbe yapacak aparatlar  bulunmadığından, bu aparatlara yeni devlet aklı imkân ve kabiliyet tanımadığından, hayata geçemez.”

 

Bir ay sonra, bu sefer 9 Mart’ta “Darbeyi caydırma önlemleri” başlıklı bir yazı daha kaleme aldım. O yazıyı da dış basında ortaya çıkan havaya bakarak tasarlamış; darbenin çok ciddi bir şekilde gündemde olduğunu, ışığa tutulan tavşanların yaşayacağı şaşkınlığı yaşamamak için önlem almamız gerektiğini belirtmiş; darbenin nasıl önlenebileceğine ilişkin kendi önerilerimi çok ayrıntılı bir şekilde dile getirmiştim (https://serbestiyet.com/yazarlar/cengiz-kapmaz/darbeyi-caydirma-onlemleri-670521).

 

Bayraktutan yakalanır mı?

 

Peki, bana bu darbe yazılarını yazdıracak ilhamı veren çok stratejik bir aktör olarak Serdar Bayraktutan bugün nerede? Bilen yok. Devletin de bu konuda bilgi sahibi olduğunu zannetmiyorum.

 

Bayraktutan, 7 Şubat 2012 MİT operasyonunda resmiyette değil ama gayri resmiyette yer alan isimdi. Bir ülkenin istihbarat örgütünü hallaç pamuğu gibi atan bir adama çok üst düzeyde bir koruma ve kollama gelmeyeceğini düşünmek safdillik olur.

 

Ayrıca şunu öğrendim. Bayraktutan’ı tahliyeye götüren değerlendirme şu olmuş: Bayraktutan düşük profilli, saf, mekanizma kurbanı biri. Kendisine ne söylendiyse yapan bir isim. Tüm bu işleri kotaracak kapasitede değil. Ne birikimi ne de cesareti var.

 

Bayraktutan’ın tahliyesi Türkiye’nin kaderini değiştirdi. Saklandığı delikten bulunup çıkarılması da Cemaat’in kaderini değiştirecek.