AK Parti döneminde Kürt Sorunu’na çözüm çabaları (6)

 

Kamuoyunda sürece olan destek o kadar yüksekti ki, hükümet, Abdullah Öcalan’ın Newroz için hazırladığı konuşmanın televizyonlardan naklen yayımlanmasında bile sakınca görmedi. (AK Parti’nin bu konuşmayı izleyen haftalarda Çözüm Süreci’ne kamuoyu desteğini ölçmek amacıyla yaptırdığı araştırmada destek oranı yüzde 63 çıktı. 30 ilde 6 bin denekle yapılan araştırmaya göre, AK Partili seçmenlerin yüzde 85’i, BDP’lilerin yüzde 95’i, CHP’lilerin yüzde 51’i, MHP’lilerin ise yüzde 35’i çözüm sürecini destekliyordu.) http://www.hurriyet.com.tr/gundem/surece-destek-yuzde-63-23185307

 

Öcalan, Diyarbakır meydanında Türkçe ve Kürtçe olarak okunan ve TRT dahil çok sayıda televizyon kanalında canlı olarak yayımlanan Newroz mektubunda, 21 Mart 2013’ü “Silahlı direniş sürecinden, demokratik siyaset sürecine kapı(nın açıldığı)” bir gün olarak tanımlıyor, “artık silahlar sussun, fikirler konuşsun noktasına geldik” diyordu. Öcalan, bu yaklaşımın bir parçası olarak da PKK’ya Türkiye topraklarını terk etme çağrısında bulunuyordu.  https://tr.euronews.com/2013/03/22/abdullah-ocalan-in-mektubunun-tam-metni

 

Öcalan’ın mektubunda yer alan “Türkler ve Kürtler İslam bayrağı altında bin yıl birlikte yaşadı” cümlesinin laik çevrelerde yarattığı rahatsızlığa Selahattin Demirtaş’ın verdiği cevap, aynı çevreler tarafından Kürtlerin AK Parti’ye yaklaşma manevrası olarak değerlendirildi.

 

Demirtaş’ın 26 Mart 2013’teki grup toplantısında sarf ettiği, sonrasında çok tartışılan cümleleri şöyleydi:

"(Öcalan'ın verdiği) Bazı mesajlar ısrarla çarpıtılmaya çalışıldı. Mektupta yer alan '1000 yıllık İslam bayrağı' ifadesi gibi. O 1000 yıllık hukukta, katliam, zorlama, asimilasyon inkâr yoktur. O hukukun özü budur. Şimdi 1000 yıl önce o topraklarda Kürtler ve Türkler karşılaştıklarında, o toprakları birlikte yurt edindiklerinde, o halkları bir arada tutan şey İslamiyet'ti. Buna atıfta bulunmak niye rahatsız ediyor bazılarını? Bu gerçeği anlamadan, bu ortak köklerimizi anlamadan, hiç kimse kendine 'Müslümanım' da diyemez. O mesajda, ortak yaşam hukukunun gerçek kurallarına atıf vardır. Şimdi bazı çevreler, bu gerçeği ilk kez duymuş gibi feveran ediyor. Soruyorum, bunlar Türklerle Kürtlerin ilk kez Cihangir'de mi karşılaştığını düşünüyorlar?" https://www.dunyabulteni.net/politika/demirtas-turklerle-kurtler-ilk-kez-cihangirde-mi-karsilasti-h253278.html

 

Gerek Öcalan’ın gerekse de Demirtaş’ın sözleri, iki ay kadar sonra başlayacak Gezi olaylarına Kürtlerin başlangıçta kitlesel olarak katılmamalarının ön işareti olarak değerlendirilecekti.

 

Öte yandan bu vurgular, bir yüzyıl boyunca benzer bir kaderi paylaşarak baskı altında tutulan iki sosyolojinin (Kürtler ve muhafazakâr dindarlar) ortak bir iradeyle kaderlerini değiştirme çabası içine gireceklerine dair bir düşünceyi de kışkırtmıştı. Hatta, Demirtaş’ın grup toplantısındaki konuşmasından iki hafta sonra, 9 Nisan’da TBMM’de “Çözüm Komisyonu”nun CHP ve MHP’nin itirazına rağmen AK Parti ve BDP oylarıyla kurulması bu yaklaşımın sembolik bir örneği gibi de algılandı.

 

PKK, 23 Mart 2013’te Öcalan’ın çağrısıyla ateşkes ilan etti. Fakat Öcalan’ın çağrısı, silahların Türkiye’de bırakılmasını içermiyordu.

 

Başbakan Erdoğan 29 Mart’ta, sınırı geçen PKK’lılarla güvenlik güçleri arasında herhangi bir çatışmaya meydan vermemek için geçişlerin silahsız olması gerektiğini söyledi ve “Silahsız çekilme olmazsa güvenlik güçlerinin müdahale etmemesi yasal olarak mümkün değil” dedi.

 

Bu nokta, gerek BDP gerekse de PKK ile hükümet arasında derin bir görüş ayrılığı oluşturuyordu. Newroz öncesindeki son İmralı heyetinde yer alan BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Erdoğan’ın sözlerini yorumlarken hükümetin birkaç gün içinde görüş değiştirdiğini söyledi ve geri çekilmenin yasal düzenleme olmaksızın yapılmasının ciddi sorunlar doğuracağını söyledi. Demirtaş’a göre, geri çekilmeyi de içerecek geniş bir yol haritası hazırlanmalı ve parlamentodan geçirilmeliydi. http://www.hurriyet.com.tr/gundem/caktirmadan-kisisel-guvenle-yurutme-saglikli-degil-22939481

 

3 Nisan 2013’te Çözüm Süreci’nin önemli adımlarından biri daha atıldı. Hükümet, Kürt Sorunu’nu ve Çözüm Süreci’ni halka anlatmak ve rıza sağlamak amacıyla 63 kişilik bir Âkil İnsanlar heyeti oluşturulduğunu açıkladı ve listeyi kamuoyuyla paylaştı. Yedi bölge için her biri dokuzar kişilik  yedi heyet oluşturuldu ve heyetler 4 Nisan’dan itibaren Türkiye’yi dolaşmaya başladı.

 

9 Nisan 2013’te AK Parti ve BDP’nin desteğiyle TBMM’de “Çözüm Süreci Komisyonu” kuruldu.

 

Geri çekilme başlıyor ve duruyor: Gezi olayları

 

Hükümet, 18 Nisan’da PKK’nın silahlı militanlarını Türkiye topraklarının dışına çıkarma sürecinde ortaya çıkabilecek ve süreci tehlikeye sokacak muhtemel çatışmaları önlemek için yeni bir formülü devreye soktu: İl İdaresi Kanunu'nda yapılan düzenleme ve İçişleri Bakanlığı'yla Genelkurmay Başkanlığı arasında imzalanan protokolle askerlerin operasyona çıkışları valilik iznine bağlandı.

 

25 Nisan 2013’te PKK yöneticisi Murat Karayılan’ın Kandil’de düzenlediği basın toplantısına yüzlerce gazeteci katıldı ve basın toplantısı televizyonlardan naklen yayımlandı. Çünkü Karayılan’ın bu basın toplantısında PKK’nın geri çekilme tarihini açıklaması bekleniyordu. Nitekim beklenen oldu ve Karayılan PKK’nın 8 Mayıs’tan itibaren çekilmeye başlayacağını duyurdu.

 

29 Mayıs 2013’te İstanbul’da başlayıp hızla bütün ülkeye yayılan Gezi olayları Kürt siyasi hareketini zor durumda bıraktı. Çünkü olaylar, Kürt siyasetinin çözüm partneri olan AK Parti hükümetini hedef alıyordu ve o nedenle Kürtler kendilerini, Gezi olaylarına katılmalarının Çözüm Süreci’ni olumsuz yönde etkileme ihtimalini gözetmek zorunda hissediyorlardı. Gezi’nin ilk günlerinde sıkça dile getirilen “Kürtler nerede” çağrısının nedeni buydu.

 

26 Haziran 2013’te Başbakan Erdoğan iki aya yakın bir süredir çalışmalarını yürüten Âkil İnsanlar heyetiyle Dolmabahçe’deki ofisinde bir araya geldi. Fakat hükümetin Gezi olaylarındaki tutumunu onaylamayan bazı heyet üyeleri toplantıya katılmadı. Gezi olaylarının yarattığı yeni siyasi psikoloji PKK’nın çekilme kararına da yansıdı, PKK başlangıçtaki hızlı çekilmeyi zaman içinde yavaşlattı.

 

Dolmabahçe’deki Âkil İnsanlar toplantısının yapıldığı günlerde PKK, çekilmeyi tamamladığını öne sürüyordu. Kamuoyunda da böyle bir algı vardı. Fakat toplantıda başbakan bu bilgiye dayanarak kendisine sorulan “PKK çekildi, şimdi ne olacak” sorusuna “Sadece yüzde 15’i çekildi” cevabını verdi ve böylece taraflar arasında ciddi bir güven sorununun olduğu da açığa çıktı.

 

Temmuz 2013’ün başından itibaren süreci zehirleme istidadı gösteren yeni bir sorun baş gösterdi.

 

Murat Karayılan, PKK’nın çekilmeye başladığı 8 Mayıs’tan üç gün sonra yaptığı açıklamada kalekol adı verilen yüksek güvenlikli karakolların yapımının devam etmesiyle Çözüm Süreci’nin bağdaşmadığını ve bundan rahatsız olduklarını açıklamıştı. 2 Temmuz’da kalekol inşaatlarının durdurulması amacıyla başlatılan gösterilerin birinde göstericilerden Medeni Yıldırım hayatını kaybetti. Çözüm Süreci’nin başlamasından sonra ortaya çıkan bu ilk ölüm olayı sürecin geleceğine dair ciddi bir endişeye yol açtı.

 

Temmuz’dan itibaren iki taraf da karşı tarafın verdiği sözlere uymadığını öne sürmeye başladı. 5 Temmuz 2013’te Bese Hozat ile birlikte KCK eşbaşkanlığına getirilen Cemil Bayık 31 Temmuz’da BBC Türkçe’ye yaptığı açıklamada hükümetin 1 Eylül’e kadar müzakereler için adım atmaması durumunda çekilmeyi durduracaklarını, çekilenlerin de geri gönderileceğini söyledi. 9 Eylül’de de KCK çekilmenin durdurulduğunu açıkladı.

 

 

Önceki İçerikBüyüyen davalar, küçülen insanlar…
Sonraki İçerikNSU davası: Kurban yakınlarında hayal kırıklığı