Ankara servisler saldırısı

 

Ankara saldırısı ardında 28 kayıp can ve 7’si yoğun bakımda tutulmakta olup, bir kısmı da ayakta tedavi edilen 81 yaralı bırakıp geçti.

Saldırıyı gerçekleştiren kişi, kimi kaynaklara göre olay yerinde bulunan belgeden kimine göre ise Suriye’den mülteci olarak geldiği ve sınırı geçtiği sırada alınan parmak izlerinden (olasılıkla bu iki bilgi de gerçek ve birbirini tamamlıyor) kimliği tanımlanan 1992 Suriye Amude doğumlu Salih Neccar.

Eğer bir isim benzerliği değilse söz konusu olan, Neccar ailesinin Suriye BAAS’ı istihbarat örgütü Emn ül-Askeri ile ilişkili olduğu iddia ediliyor.

Başbakan Davutoğlu 2014 yılında Türkiye sınırını geçerken kayıt altına alınmış Salih Neccar’ı bir PYD üyesi olarak tanımladı.

Saldırının organizasyonu İzmir’den kiralanmış bir araca kadar uzanıyor ve bu yazı yazılırken Cumhurbaşkanı Erdoğan, 14 olan gözaltındaki kişi sayısının daha da artacağını tahmin ettiğini ifade ediyordu.

Resmi açıklamalar, muhtemelen gözaltındaki kişiler üzerinden yapılan bir çıkarımla saldırı organizasyonunun PKK’yı işaret ettiğini yönünde ve buna inanmamak için de bir sebep yok.

Tam burada, genellikle ve geçmişten alışılagelindiği üzere “resmi açıklama”nın özellikle de terorle mücadele süreçlerinde kuşkuyla karşılanması gerektiği fikrine karşı bir kayıt düşmek gerekiyor.

AK Parti 14 yıllık iktidar sürecinde hem teror ve hem de sair konularda ısrarlı bir  “şeffaflık politikası” yürüttü.

 

Başlarda temkinli yaklaşılan “resmi açıklama” kavramı, AK Parti iktidarı süresince giderek güvenilen, kesine en yakın ve doğru şeklinde tanımlanabilecek bir karakter kazandı.

 

Bununla ilgili itirazlar, “devlet yalan söylüyor” suçlamaları, bir önceki Ankara saldırısında da olduğu gibi zaman zaman dile getirilse ve bir provokasyon malzemesi olarak kullanılmaya çalışılsa da etkilerini çok geçmeden kaybetti çünkü gerçekten de artık devlet “doğruyu söylüyor”du.

Bu bakımdan ve en azından Ankara Servisler Saldırısının, İzmir’den başlayarak Türkiye içindeki PKK’lılardan alınan lojistik destek ile düzenlendiği eldeki en sarih bilgi olarak duruyor.

Saldırı sonrası HDP, PKK, PYD, Rusya’dan açıklamalar, yorumlar geldi ve tabii bunlara karşı da yorumlar yapıldı.
 

HDP eşbaşkan Demirtaş’tan "Ankara'daki acımasız saldırıyı kınıyor, hayatını kaybedenlere rahmet, yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil şifa diliyorum" açıklaması geldi.

 

Rusya saldırıyı kınadı ve terorizme karşı ortaklık çağrısı yaptı.

 

PYD Salih Müslim’in ağzından suçlamaları reddetti ve “biz yapmadık, yapan şahsı tanımıyoruz, Türkiye’ye karşı bir düşmanlığımız yok” dedi.

 

PKK’dan Cemil Bayık ise saldırıdan sorumlu olmadıklarını, müstakil bir misilleme eylemi olabileceğini belirtti.

 

Suriye ise sessiz.

Olaydan hemen sonra yapılan tüm bu açıklamaların her biri ayrı ayrı incelenmesi gereken birer bilgi paketi içeriyorlar ancak HDP ve Rusya’nınki şimdilik bir kenara bırakılabilir.

PKK – C.Bayık açıklaması, içine düştüğü ağır yenilgi koşullarında örgütün, hemen üstlenmesi gereken bir saldırıya temkinli yaklaştığını gösteriyor.

 

PYD ise sadece saldırının sorumluluğunu reddetmekle kalmadı, güçleri TSK topçusu tarafından bombalanırken “Türkiye halkına düşmanlık beslemiyoruz”, “Türkiye’ye hiç saldırmadık” vurgusunu da ekleyerek açıklama yaptı ve Türkiye Hükümetini bir “krizi tırmandırma”  politikası gütmekle suçladı.

Bayık’ın açıklaması bazıları tarafından bir “üstlenme” olarak algılansa da değil ve PYD’nin de kendi üzerinden süren ABD-Türkiye arasındaki tartışmayı aleyhine beslemek istemeyeceği ortada.

Tüm bu bilgiler ışığında ve söylemlerdeki nüanslara bakarak söylenebilecek, PKK, PYD ve Rusya’nın da bölgedeki varlığından kaynaklı kaos’un çok da belirsiz olmayan bir odak tarafından akıllıca kullanıldığı.

İntihar eylemini gerçekleştiren Salih Neccar’a yardım eden PKK’lılar, olasılıkla bir saldırının parçası olduklarından ve amaçlanan şiddettin büyüklüğünden haberdardılar ama hedefi bilmiyorlardı.

Yine Salih Neccar, bu tür bir eylemin sonuçlarından yarardan çok zarar görecek PYD ile bir şekilde ilişkisi bulunsa bile onların emri ve bilgisinde değil, tümüyle bu karışık ilişkiler ağı ile kaostan maksimum fayda sağlamak üzerine hareket planlayan bir başka odağın emriyle ve yönlendirmesiyle harekete geçti.

Hangi haklılığı tartışmalı talepleri dillendirirlerse dillendirsinler, neyi ve ne biçimde varılacak bir nihayeti amaçlamış olurlarsa olsunlar, bölgede irili ufaklı tüm aktörlerin son tahlilde kendilerini de araçsallaştıran bir akla hizmet ettiği açık.

Bu gerçeğin en uzağında durup, artık gittikçe taşımakta zorlandıkları “aydın” etiketi arkasında yüzleşemedikleri yanılgılarını destekleyen 200’ün üzerinde "Suriye'de Savaşa Hayır" bildirisi imzacısının göremediğini, artık hiç olmazsa namluya ve tetiğe daha yakın duranların görmesi gerekiyor.

Yoksa daha uzun bir süre, çoktan tarihin çöplüğüne gömülmesi gereken arkaik, kıyıcı, mezhepçi Suriye BAAS’ının istihbarat oyunlarında kanlı oyuncaklar olarak rol alacaklar.