Arnavutluk’ta taşlanmıştık?

Çeşitli sloganlar atıyorlardı. Yanımdaki ekibe sordum “Ne diyorlar” diye, “Boşver, gereksiz şeyler söylüyorlar” diye geçiştirdiler. Maçın bitiminde, stadın yanına park ettiğimiz arabamıza giderken, bizim merkezden geldiğimizi fark ettiler. Bize bağırmaya başladılar. Telaşla arabaya bindik. Kalabalık önümüzü kesti. Biraz ilerleyince bu kez de taşlamaya giriştiler. Gazladık ve kaçtık.

Yıl 1975, Arnavutluk’un başkenti Tiran’dayım. Her yer Enver Hoca. Arnavutluk’un tek adamı. Her sözünden bir keramet çıkarılıyor. Dünyaya kafa tutuyor. Ben Türkiye’den Arnavutluk Emek Partisi’nin davetlisi olarak orada bulunuyorum. Onlarla paralel bir siyasi hareketin Türkiye’de temsilcisi olarak, ‘Arnavutluk’taki sosyalizmin başarıları’na tanıklık ediyorum. “Camileri, kiliseleri ahır yaptık” diye övünüyorlar. Ekonomi berbat. Yoksulluk her yerden kendini gösteriyor. Enver Hoca’nın her derde çare bulduğuna inanan bir parti aristokrasisi, değişik düşüncelere göz açtırmıyor.

Güzel bir ülke Arnavutluk. Osmanlı’dan kalma zengin bir kültürel miras var. Saraylar, kaleler… Ben o günlerde Arnavutluk’taki tabloyu, yani hayatın akışına aykırı, dogmatik, dünyadan kopuk, gelişmeye kapalı durumu anladım mı? Anlamadım. Türkiye’de benzer bir zihniyetin iktidara gelmesi durumunda neler olabileceğini düşündüm mü? Sanırım hayır. Hayranlık duydum mu, ondan da emin değilim.

İşkodra’daki maç

Arnavutluk gibi küçük ve hareketsiz bir ülkede 15 gün dolaşmak, bir süre sonra sıkıcı hale gelebiliyor. Bana eşlik eden ekibin futbola meraklı olduğunu görünce bir teklifte bulundum. “Arnavutluk liginde bir maç izleyebilir miyiz?” diye sordum. “Tamam” dediler, “Bizim gezi programımızda İşkodra var. Partizan takımı da bu hafta İşkodra’ya gidiyor. Her iki takım da iddialı.”

“Bu maça gidebiliriz.” Bu öneriye sevindim. ‘Parti, bayrak, Enver Hoca’ söyleminin dışında bir zaman geçirebilecektim. İşkodra dağlık bir bölgede. Güzel manzaralar eşliğinde zevkli bir yolculuğun sonunda İşkodra’ya geldik. Türkiye ölçeğine göre küçük bir stadyum. Partizan, ordunun takımıdır. Yanlış hatırlamıyorsam Partizan maçı 2-0 kazandı. İşkodralılar maç boyunca kendi takımlarını hararetle desteklediler.

Çeşitli sloganlar atıyorlardı. Yanımdaki ekibe sordum “Ne diyorlar” diye, “Boşver, gereksiz şeyler söylüyorlar” diye geçiştirdiler. Maçın bitiminde, stadın yanına park ettiğimiz arabamıza giderken, bizim merkezden geldiğimizi fark ettiler. Bize bağırmaya başladılar. Telaşla arabaya bindik. Kalabalık önümüzü kesti. Biraz ilerleyince bu kez de taşlamaya giriştiler. Gazladık ve kaçtık.

Hayatımda, sosyalizm konusunda ilk hayal kırıklığım bu olay mıydı, kesin emin değilim. Şaşkındım, her şeyin mükemmel olduğunu düşündüğüm sosyalist bir ülkede, Tiran plakalı arabaya öfke gösterisinde bulunuyorlardı. Yani yönetime, iktidara spor alanlarından tepki gösteriyorlardı. İşkodra’daki taşlama, oradaki sistemin ve düzenin sanıldığı kadar sağlam olmadığının bir göstergesiydi.

YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN