Ana SayfaYazarlarBilek güreşi

Bilek güreşi

Türkiye bir şiddet girdabına girmiş durumda. Her taraftan çatışma ve ölüm haberleri geliyor. PKK her geçen gün saldırılarını artırıyor ve çeşitlendiriyor. Yalnızca güvenlik güçlerine yönelik eylemler gerçekleştirmiyor PKK; aynı zamanda ekonomik hedefleri de vuruyor. Tren raylarını havaya uçuruyor, petrol boru hatlarına sabotajlar düzenliyor. Şiddeti şehir merkezlerine taşıyor ve toplumun sinir uçlarına dokunuyor. 

 

Hükümet buna PKK’ye karşı içte ve dışta seri operasyonlar düzenleyerek karşılık veriyor. PKK’nin Kandil’deki kampları yoğun bombardımana tabi tutuluyor. Yurt içinde, önceden belirlenmiş adreslere baskınlar yapılıyor. PKK’nin şehir ve gençlik yapılanmalarıyla bağlantılı olduğu düşünülen kişiler gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. Daha önce göz yumulan ve geçiştirilmeye çalışılan eylemlere (hendek kazma, yol kesme, vb.) anında müdahale ediliyor. Bütün şehirlerin kritik mahallelerinde ve noktalarında güvenlik önlemleri had safhaya çıkarılıyor.

 

Barıştan söz edip savaşa hazırlanmak

 

Çatışmaların seyri, her iki tarafın da böyle bir döneme hazırlıklı olduğunu gösteriyor. Çatışan tarafların birbirlerine güven duymamaları normal. Dolayısıyla sürekli olarak birbirlerini kollamaları da. Ancak burada “nomal”den öte bir durum var. Taraflar perde önünde “barış”ı konuşurlarken “savaş” seçeneğini daima ceplerinde tutmuşlar ve perde gerisinde kendilerine iyiden iyiye kendilerini bir savaşa hazır hale getirmişler.

 

PKK, şehirlerde ciddi anlamda silahlanmış. Elemanlarını şehirlere yığmış, silah stoku yapmış. Tüm göstergeler bu yönde: PKK, şehirlerde ciddi anlamda silahlanmış. Eleman ve silah stoku yapmış. Tedbirlerin sıkılığına rağmen PKK’nin Türkiye’nin her yerinde eylem yapabilmesi bu hazırlığın bir neticesi.

 

Diğer taraftan hükümet de, PKK’den özünü ayırmamış. Irak Kürdistanı’ndaki kamplarını yakından takip etmiş. Ülke içinde de PKK’nin yapılarını ve bağlantılarını gün be gün takip etmiş. Adresleri ve şahısları tespit etmiş. Kandil’e yapılan operasyonlar ile ev baskınları, gözaltılar ve tutuklamalarda görüldüğü üzere hükümet günü geldiğinde ne yapılacağını, nerelerin basılacağını ve kimlerinin alınacağını önceden planlamış. Yani hükümet bir işaret beklemiş, PKK çatışma fitilini ateşlediğinde beklediği işareti bulmuş ve hızlıca harekete geçmiş. 

 

“Ölümcül sonuç”

 

Peki, tarafların hazırlandıkları ayan beyan ortada olan bu çatışma süreci sürdürülebilir mi? Çatışmalar daimi kılınabilir mi?  Hayır. Bu, çok zor. Bölgede haritaların değiştiği, bazı devletlerin devlet olma niteliğini kaybettiği ve her gün mevcut dengelerin bozulduğu yerine yenilerinin kurulduğu bir zaman diliminde çatışmaları sürekli hale getirmek iki taraf için de öngörülmemiş vahim sonuçlar üretebilir. Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier’in uyarısı yerinde. Gerçekten de, “çözüm sürecinin bitmesi, hem Türkiye ve hem de bölge için ölümcül sonuçlar doğurur.”      

 

Tarafların bunun ayırdında olmadıkları söylenemez. Sonsuza kadar çatışamayacaklarını, çatışarak mutlak bir sonuca ulaşamayacaklarını onlar da biliyor. Keza çözüm sürecine toplumun verdiği desteği de gözetiyorlar. Bu nedenle çatışmaların harareti artsa da köprüleri tamamen atmıyorlar. Sürecin bitmesinden kendilerinin sorumlu tutulmasını ve tüm günahın boyunlarına kalmasını istemiyorlar. Bu nedenle görüşme kapısını tamamen kapatmıyorlar. Mesela Remzi Kartal, Zübeyir Aydar ve Demhat Agit tekrar çatışmasızlık haline dönülebileceğini söylüyor. Selahattin Demirtaş, sürekli olarak ellerin tetikten çekilmesi çağrısı yapıyor. Hükümet de gerek sivil toplum örgütleriyle ve gerek dış ülke temsilcileriyle görüşmelerde bulunuyor ve sürecin sürdürülmesinde kararlı olduğuna dair mesajı veriyor.

 

El yükseltmek

 

O halde çatışmaların halen neden artarak devam ettiği sorgulanabilir. Bunun sebebi,  tarafların çatışmalar başlamışken karşı tarafa mümkün olan en büyük zararı verme ve bir daha kurulduğunda masaya daha güçlü oturma düşüncesidir. Hem devlet, hem de PKK sahip olduğu potansiyeli karşı tarafın gözüne sokarak elini yükseltiyor ve muhatabını talebini kabul ettirmeye zorluyor. Nitekim PKK, çatışmasızlığı dillendiriyor ama bunu Öcalan’ın ev hapsine alınmasına (Mandela modeli) bağlıyor. Hükümet ise artık silahların susmasını yeterli görmediğini deklere ediyor ve sürecin devamı için PKK’nin sınır dışına çıkmasını şart koşuyor. Böylece PKK’nin süreç içinde genişlettiği egemenlik alanını geriye çekmeye çalışıyor.

 

Bu bilek güreşi çok büyük bir tehlikeyi barındırıyor. Şöyle ki; her ne kadar çatışmaların sürdürülemez olduğunu düşünsem de içimi kemiren bir korku var. Eğer bir an önce bu çatışmalar durdurulmazsa psikolojik bir eşik aşılır ve çatışmalar rutin bir hal alır. Her çatışma ise toplumsal fay hatlarını derinleştirir ve yeni çatışmaların üretilmesine zemin hazırlar. Bu durumda tekrar barışı konuşmak ve yeniden çatışmasızlığı tesis etmek uzun bir vakit alabilir. 2011’de de aynen böyle olmuş, kısa sürede durdurulmayan çatışmalar kanlı bir dönemi peşinden getirmişti.

 

Artık buna “karnımız tok” demeli ve aynı kanlı perdenin tekrardan sahnelenmesine izin vermemeliyiz.

   

- Advertisment -
Önceki İçerik
Sonraki İçerik