Bir çocuğa küfretmek

Bugün kimi yazarlar, IŞİD’in Ankara katliamını neden üstlenmediği meselesini anlamadıklarını söylüyor ve yazıyorlar. IŞİD’in bu katliamlardaki temel amacı barış sürecini vurmak; Türk ve Kürt halklarını karşı karşıya getirmek. Cani örgüt katliamı üstlendiğinde, Kürt ve Türk halklarının daha da kenetleşmesine yol açarak, barışa hizmet etmiş olur. Neden böyle bir “iyilik” etsin ki?

Geçen haftalarda oynanan Kayserispor-Fenerbahçe maçında; Kayserili taraftarların arasın da küçücük bir çocuk Fenerbahçe forması sırtında ve babasının kucağında maç izlemeye gelmiş. Güzel sahne. Futbol taraftarlığını takım sevgisini pekiştiriyor. Ama Kayserisporlu bir kendini bilmez o el kadar çocuğa ve sırtındaki Fenerbahçe formasına ‘’yazıldı’’ tacizkar sözcüklerle…

 

Pedofili olarak geçiyor; çocuk tacizi. Kapsamı çocuk tacizine giren bütün eylemler. İstismar diyelim. Ya da. Çocuk istismarı. Sadece cinsel açıdan değil sosyal/kültürel açıdan da taciz etmek de problemli. İnsanın ha giydiği formaya, göyneğe ha cinsel kimliğine ha beğenilerine küfretmişsin. Ama iş çocuklara yönelince farklı oluyor tabi ki.

 

Abartıyor muyum? Küfür yani karşı tarafın dişi akrabalarıyla kurmak istediğiniz cinsel ilişkiyi ortamda alemde açık edip yine bir pozisyon zenginliği içinde yine ortama aleme sunmanın adı ‘’tribünde edebiyat’’ yapmak olarak algılanabilir ama algınız ne olursa olsun sonuç olarak yaptığınız cinsel tacizdir. Gele bunu bir çocuğa yapmaya kalktıysanız kabul edilemez yenip yutulamaz başka boyutlara varıyor iş…

Şaire sığınırım böyle durumlarda;

‘’ Hiç şiir okumamış gibi kötüsünüz,
Bir köpeğin başını hiç okşamamış,
Hiç bayram şekeri dağıtmamış,
Çocukla çocuk olmamış gibi kötüsünüz!

 Sevinince kötüsünüz,
Korkunca kötüsünüz,
Korkunçca ve korkakça kötüsünüz!’’

 

Babamın elinden tutup maç izlemeye gittiğim o yıl geldi aklıma; Tamam rakip takım taraftarlarının içine oturmamıştık. Tamam sırtımda bir forma yoktu. Sonbahardı ve İstanbul’da Dolmabahçe’nin deniz tarafındaki kulelerinden birinin dibine-ucuzu oluyordu o zamanlar-üzerinde kocaman harflerle  Quik Parker dolmakalem mürekkebi yazan reklam tabelasının altına oturmuştuk. Beşiktaş-Trabzonspor maçı. Aklımda kalan babamın sigara üstüne sigara içip hayıflandığıydı. Sessiz üzüntülü başı önde çıktık stadyumdan. Bu kadar. Bağıranlar çağıranlar arasında Gümüşsuyu ve Taksim. Sonra dolmuşlar ve Aksaray. Kaldığımız eve… Bu kadar… O günden sonra çok maç izledim-bizatihi oynadım da- Aklımda babamın sımsıcak eli ve kederli soluğu var. Sevmenin ve hüzünlenmenin kralıydı babam. Eminim yaş grubumun futbol sever bütün babaları böyleydi. İçlerinden hiç birinin karşı takım taraftarı olduğu ve formasını giyip tribüne geldiği için bir çocuğa küfredebileceklerini asla kabul edemem dahası aklıma bile gelmedi bunca yıl. Eminim yapmazlardı kat’i suretle karşı çıkarlardı ve üstüne üstlük o çocuğu korurlardı. Evet aga korurlardı; hem vallahi hem tillahi korurlardı…

 

Dip Not; Ey o çocuğa küfürler yağdırıp ağlamasına babasının kucağında küçülmesine yol açan gafil. Delikanlılık üzerinden yaptığın o ‘’taraftarlık’’ girişimini deplasmana çıktığınız bir gün/maç/anda yapsan. Mesela bir İstanbul deplasmanında mesela bir Fenerbahçe maçında. Ve biz orada olsak sana bunun nasıl bir şey olduğunu geniş geniş anlatsak. Anlatsak evet; şiirlerle, sözcüklerle imgelerle simgelerle anlatsak…

Önceki İçerikDemokrasi ve meşruiyet için
Sonraki İçerikErmeni ‘gaile’sinden Ermeni Soykırımı’na giden süreç-21: Soykırımın ekonomi politiği