Ruhumuzu alamayacaklar

 

Trabzonsporlu taraftarlardan biri beş metre yüksekten çizgi hakeminin üzerine pike yapınca başladı olaylar. Hakemler ve oyuncular soyunma odasına kaçıştılar. Münferit diyemiyoruz çünkü bu mevzuu bütün Trabzon’u bağlar. Sadece Trabzon’u mu? Hepimizi ayrı ayrı ve toptan…

 

Şaşırmıyorum bu olanlara… Bir televizyon programında yorumcu Erman Toroğlu şöyle demişti; "Kalecinin annesini arkasından bilmem naapmaya çalışıyorlar, normal yollardan yapsalar neyse!’’ Birkaç hafta önce Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım ezeli ve ebedi dostu Galatasaray için "İşler artık elli sene önceki gibi değil. Galatasaray bizim düşmanımız!’’ demişti. Şiddetin dili hep kazanan taraf olmuştur bizim iklimimizde…

 

Koca koca adamların, beylerin televizyon kanallarından ya da diğer yayın organlarından sözlerinin nereye gideceğini bile bile nasıl konuştuklarını gözlüyor/dinliyoruz. Oysa spor barış ortamında yapılan bir aktivite. Peşinizde ve cebinizde milyon avroları dolaştırıyor olsanız bile mevzuu sahadaki adamın maharetine kalmış bir şey. Ama tribündeki adamları! ‘’Vur kır parçala bu maçı kazan!’’ formatına sokar, hakemleri rehin tutar, oyuncularınızı saldırganlar gibi güdülerseniz olup olacağı bu. Dün gecenin başka bir ayıbı da çizgi hakeminin üzerine pike yapan saldırganı güvenlikçilerin elinden almaya çalışan Trabzonsporlu Aykut’un yaptığıydı. Ya da yine tribünlere oynuyordu Aykut diğer zamanlarda olduğu gibi.

 

Futbol alanını bir savaş alanı olarak gören bu yeteneksizin hali futbol iklimimizin göstergesidir aslında. Bir tek olumlu hareketi olmadan maç bitirip, sert oynuyor görünüp bu işten ekmek yiyen meslektaşlarına tekmeyi basan!, alan savunması ve kademe gibi bir defans oyuncusunun olmazsa olmazları konusundan bi haber futbol oynayan Aykut. Trabzonspor’un futbolcusu değil fedaisi rolündeydi dün gece yine. Sormuyor ki bu defansın göbeğinde ben varım nasıl bu kadar gol yiyoruz? Bütünüyle dökülen takıma nasıl bir rota çizeceğinden çok rakip takım oyuncusuna nasıl çizik atacağıyla meşgul çünkü… Tıpkı futbol alemimizin yöneticisi, idarecisi, başkanı, teknik adamı gibi.  Şöyle de diyebiliriz;  Takım sevdalılarının yerine müşteri sporcunun yerine gladyatör lazım çünkü değil mi… Ama hep söylüyorum; savaşlar tarihin soylu arenalarında oldu sizin müşteri topluluğunuzun salyalarını akıta akıta saldırdıkları ‘futbol arenalarında!’ değil…

 

Yasa koyucunun hiçbir işe yaramadığı bu mücavir alan mafya tipi bir demokrasi doğurdu yeşil alan üzerinde. Yine güzel oyun üzerine kurulan ne varsa mafyanın emrine verildi. Televizyon masanın altından gösterenlerin, takımlar sahada değil masada oynayanların, dostların değil düşmanların-aslında düşman kardeşlerin- ‘oyun alanı!’ artık. Artık biraz fazla oldu. Uzun zamandır böyle.

 

Yazarları değil yazar kasaları ile futboldan bi haber köşecileriyle ‘Edebi bir düzeye’ ulaşmış olmaları da bir diğer sıkıntı tabi. Bu iklimi allayıp pullayıp hepimize yedirenler de onlar çünkü.

 

Yazar kasası, yöneticisi, taraftarı, teknik adamı, oyuncusu ruhumuzu istiyor;  alamayacaklar…

Önceki İçerikBaşkanlık sistemini konuşmak
Sonraki İçerik‘Bağımsız yargı yoksa hukuk devleti yoktur’