Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan’dan Hrant Dink’e…

Türkiye’de demokrasinin geçekleşebilmesinin yolu, farklı olanın, birbirine benzemeyenin birlikte yaşama iradesi ortaya koyabilmesidir. Bu doğrultuda yolu açan ilk ve önemli adım, aslında Bülent Ecevit’le Necmettin Erbakan’dan gelmişti. 1973 yılında kurulan CHP-MSP Koalisyonu, 200 yıllık bir geçmiş hesaplaşmasına ve bölünmesine inat “birlikte siyaset yapabiliriz” denemesine girişmesiydi.

Hrant’ı kaybedişimizin 15. yılında, onunla yaptığımız yolculukları hatırladım. Doğu Konferansı adını verdiğimiz gezilerden birindeyiz. Mehmet Bekaroğlu, Hrant Dink, Ayşe Böhürler, Nihat Genç, İpek Çalışlar, Nebil Özgentürk, Yıldız Ramazanoğlu, Etyen Mahçupyan, Nuray Mert, Mehmet Ocaktan, Yılmaz Ensaroğlu, Mustafa Karaalioğlu, Ömer Laçiner, Aydın Çubukçu, Ertuğrul Günay, Sefer Turan, Hayri Kırbaşoğlu… Daha aklınıza gelebilecek birbirinden farklı siyasi tercihleri olan çok sayıda insan aynı uçağın içindeyiz.

Suriye’ye, Lübnan’a, Mısır’a, İran’a, Ermenistan’a, Ürdün’e gidiyoruz. ABD’nin Irak’ı işgaline karşı, doğu komşularımızın aydınlarıyla buluşmayı hedefliyoruz. Ortadoğulu aydınları tanırken, birbirimizi de tanımaya, anlamaya çalışıyoruz. Birlikte bir şeyler yapabilmenin heyecanını yaşıyoruz. 2000’li yılların başı. Türkiye’de, değişik görüşlerden insanlar, geçmiş zıtlaşmaları aşan yeni bir ortak paydada buluşmak üzere harekete geçmişlerdi.

Türkiye’de demokrasinin geçekleşebilmesinin yolu, farklı olanın, birbirine benzemeyenin birlikte yaşama iradesi ortaya koyabilmesidir. Bu doğrultuda yolu açan ilk ve önemli adım, aslında Bülent Ecevit’le Necmettin Erbakan’dan gelmişti. 1973 yılında kurulan CHP-MSP Koalisyonu, 200 yıllık bir geçmiş hesaplaşmasına ve bölünmesine inat “birlikte siyaset yapabiliriz” denemesine girişmesiydi. Zor bir denemeydi.

O günün koşullarında fazla yaşamadı. Her iki kutbun toplum mühendisleri, uzlaşmayı kısa zamanda berhava edecek bir potansiyele sahipti. Koalisyonu dağıttılar. Aslında zaman geçtikçe bu ilk adımın ne kadar hayati olduğunu daha iyi anlayabiliyoruz. Koalisyonun dağılmasının ardından, Türkiye bir iç savaş ortamına sürüklendi. İç gerilim, sonunda, 12 Eylül 1980 darbesine kadar uzandı.

6 parçalı muhalefet

O deneyimlerden günümüze gelirsek… 6 partili muhalefet, Ecevit’le Erbakan’ın denediği uzlaşmayı, çok farklı koşullarda, çok daha geniş bir çerçevede deniyor. İşlerinin ne kadar zor olduğunu, çevremdeki tepkilerden görebiliyorum. 6 parçanın birinden farklı ses çıktığında, ‘endişeli muhalifler’den feryatlar yükseliyor: “Olmaz be kardeşim…”

Önemli olan, gerçek olan, 6 hatta 7 benzemezin bir arada yeni bir sistem inşa edecek esnekliği gösterebilmesidir. Bu noktada şimdiye kadar ittifakı genişleterek sürdürdüler, ciddi bir performans ortaya koydular. Türkiye’de ‘muhalefete muhalefet etmek’ bir alışkanlıktır. Hele de içinde 7 ayrı ses çıkan bir tablo varsa, işler iyice zorlaşır. “Biz de muhalifiz, eleştirilerimizi, tepkilerimizi söylemeyelim mi?” Elbette muhalefet de eleştirilmeli.

YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN