Darbenin faydalarından önce ara notlar

 

15 Temmuzdan bu yana ortaya çıkan bilgiler, Kamikaze Darbesi’nin aslında o gece sabaha karşı (16 Temmuz) saat 00:03’ü hedeflediğini, ancak MİT’in durumdan haberdar olup darbe günü saat 16:00’dan itibaren Genelkurmayı uyararak alarm durumuna geçirdiğini, darbecilerin de bu yüzden acele harekete geçmek zorunda kaldığını gösteriyor.

Darbecilerin kimliklerinin ve hangi birlikleri, ne şekilde harekete geçireceklerinin bilinmediğini, buna karşılık güvenilir birlik ve komutanların da Genelkurmay ve MİT için aynı şekilde meçhul olduğunu, alınan önlemlerden anlayabiliyoruz. Zira tüm zırlı birlik hareketlerinin, uçuşların ve benzeri büyük çaplı harekâtın yasaklanmasından başka, dişe dokunur bir önlemden söz edilmiyor.

Yine de, darbe sürecinin en kritik noktası olan, cumhurbaşkanının Marmaris’te enterne edilmesi veya öldürülmesini hedefleyen komando saldırısının atlatılmasında, alınan istihbaratın önemi ortaya çıkıyor.
Bunun dışında, saldırının muhtemelen saldırganların beklemediği bir güçle karşılanıp askeri başarısızlığa uğratılması da, yine bu istihbaratın sonucu bir hazırlığa, saldırganların bir tuzağa düştüğüne işaret ediyor.

Darbenin erken haber alınmasının, darbecilerin vaktinden önce başlattıkları harekâtın başka hangi aşamalarını akamete uğratmış olabileceğini anlamak için gerekli bilgiler henüz yok veya bulanık. Ama önemli bir gerçek, darbe harekâtını bir “Kamikaze Darbesi” haline getirenin, bu istihbarat olduğu.

Planlanandan önce başlatılan harekâtın ne tür aksamalarla ilerlemek zorunda kaldığına en göz önündeki örnek ise, birinci ve ikinci Boğaz köprülerinin tutulması süreci.

Bilindiği gibi darbenin bayrağı (biraz da sızmanın ve ondan kaynaklı engellerin operasyondakilerde yaratabileceği moral çöküntüye karşı) birinci köprünün sadece bir yönünün alelacele trafiğe kapatılmasıyla açılmış; diğer yöne ve ikinci köprüye ise görevli darbeciler saatler sonra yetişebilmişti.

Harekat bu şekilde öne alınıp birinci köprüde işaret fişeği ateşlendiğinde, artık planlı ve birbirini takip eden etaplar şeklinde gerçekleşme şansının kalmadığı; organizasyonun yerini gözü karalığın ve “her ne olursa olsun”cu bir kararlılığın aldığı görülebiliyor.

Herhalde bu, darbecilerin eylemlerindeki aşırı şiddeti ve TBMM bombardımanı, Gölbaşı Özel Harekât katliamı türünden (kimi anlamsız ve gereksiz) taktik hareketleri de açıklayan sebep.
 

Yine de darbecilerin, planları MİT’in aldığı istihbaratla aksamış da olsa, tüm medya ve iletişim kanalları ile stratejik şahsiyetleri ele geçirmek gibi maksimalist hedeflerden zaten uzak durmak zorunda olduklarını belirtmek gerek, zira en başından beri böyle bir güce sahip olmadıkları ortada.

Kuleli Askeri Lisesi öğrencilerini dahi amaçları doğrultusunda kullanmak (örneğin 400’ünü Yalova kampından getirip TRT binalarının işgaline sevketmek) türünden bazı taktik hamlelerini, Genelkurmay emri kılıfına sokarak gerçekleştirseler de, birçok garnizon ve komutan üzerinde bunun çalışmayacağı çok belli.

Yani örgütlenmelerinin direkt içinde olmayan ve kendilerinden kat be kat kalabalık sair TSK unsurlarının, yaktıkları işaret fişeğinin ardından geleceğine güvenmek, Marmaris saldırısı ile beraber, planlarının içindeki en kritik noktaydı.

Fakat belli ki bu konuda da umutluydular, çünkü her ne kadar hükümet kanadından darbenin bir FETÖ organizasyonu olduğu ısrarla vurgulanıyorduysa da, darbeye kalkışan grubun sadece FETÖ üyelerinden oluşması mümkün görünmüyor.

Açık ki, harekata daha ilk anda iştirak etme olanağı bulabilmiş olup, darbenin ezilmesi sonrası yaralı veya ölü ele geçen ya da teslim olanların arasında, TSK’nın eski vesayetçi-darbeci geleneğini sürdürme zihniyetindekiler de bulunuyor.

Bu da, elde olmayan sebeplerle “kamikaze”leşen 15 Temmuz darbesinin planlayıcılarının, sadece FETÖ üyeleri olmadığı gerçeğinin altını çiziyor.

Darbenin engellenmesinden sonra Bursa İl Jandarma Komutanlığı’nda ele geçirilen ve önceden görevden alınmış eski Genelkurmay Adli Müşaviri Albay Muharrem Köse başkanlığındaki 37 subayın hazırladığı söylenen “400 kişilik darbe sonrası görevlendirme listesi”ndeki bilgileri de kullanarak başlatılan soruşturmada, gözaltındaki TSK unsurlarının sayısı bu yazı yazılırken 1600 kişiye dayanmıştı.

Gözaltına alınanların sayısının bu kadar yüksek olması, muhtemel artçı darbelere karşı bir önlem arayışından da kaynaklanabilir. Bu takdirde, güvenliğin kesin tesisinden sonra önemli bir kısmının serbest kalacağını düşünmek mantıklı olacaktır.

Ancak öyle de olsa, darbecilerin FETÖ üyeleri ile sınırlı olmadığı kesin.

Başlangıcından bitimine 12 saat kadar süren darbenin (Erdoğan’ın kendi ifadesi) detayları giderek artan bir yoğunlukla açığa çıkıyor ve yukarıda değinilen, darbe istihbaratının önceden alınmış olması gibi bazı detaylar şaşırtmaya devam ediyor.
 

Bunların özellikle ilginç olanlarından biri de, birçok farklı kaynakta farklı şekilde öyküleştirilen, Donanma Komutanı Oramiral Veysel Kösele’nin darbecilerce esir alınması.

Önceden darbecilerin tutuklayıp TCG Yavuz firkateyninde kilit altında tuttuğu söylenen Kösele’nin, MİT’in darbe istihbaratını aldığı ve Genelkurmay’ın da çok genel planda da olsa bir ölçüde hazırlıklı olduğu bilgisinin yayılmasıyla, öyküsü değiştirildi ve olay bir tesadüfe dayandırıldı.

Yeni versiyonda Kösele, daha güvenli olduğu düşüncesiyle ve darbeye karşı hazırlıklı olmak amacıyla, İzmit Körfezi’nde beklemekte olan savaş gemilerinden birine ulaşmayı planlıyor ve kurmayıyla birlikte Gölcük üssünden bir bota binerek hareket ediyor.

Bu şekilde en yakındaki ve en kullanışlı olabilecek gemiye, TCG Yavuz firkateynine doğru ilerlerken, yolda telsizle, kendisinden direkt bir emir almadan hiçbir şekilde hareket geçilmemesini emrediyor.

Ancak TCG Yavuz firkateyni şanssız bir şeçimdir, çünkü geminin komutası darbeci subayların elindedir. Oramiral firkateyne çıkar çıkmaz havaya açılan bir ateşle şaşırtılıyor ve yanındakilerle beraber gemide kilit altına alınıyor.

Donanmanın darbeye etkin bir şekilde katılmaması ise, diğer gemilerdeki komutanların feraseti sayesinde ve bir dizi mücadeleden sonra mümkün olabiliyor.

Darbenin başarısızlığının belli olmasından sonra Oramiral Kösele, kendisinden özür dilenerek serbest bırakılıyor ve bu sefer o, TCG Yavuz’un komutanlarını tutuklayarak üsse dönüyor.

Bir diğer ilginç olay, darbenin lideri olduğu iddia edilen eski Hava Kuvvetleri komutanı Orgeneral Akın Öztürk’ün, 18 Temmuz öğle saatlerinde Anadolu Ajansı’nca “suçunu itiraf etti” diye haberleştirilen ifadesi.

Anadolu Ajansı’nın sonradan düzeltmesi yayınlanan haberinin aksine, Öztürk kendisine yöneltilen suçlamaları reddediyor ve Hakan Fidan’dan Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’a kadar bir yığın şahit göstermenin yanı sıra, birbiriyle çeliştiği için anlaşılmazlaşan şu sözleri sarfediyor: “Benim tecrübelerime göre bu askeri darbeye teşebbüsü paralel yapının gerçekleştirdiğini düşünüyorum.”

Aradaki birkaç cümleden sonra ise şöyle diyor: “Askeri darbe girişimi güçsüz bir Türkiye isteyen yabancı misyonların işi olabilir. Pensilvanya’daki kişinin emir verip bu işi yaptırabilecek gücü yoktur. Bu olayda paralel yapı kullanılmış olabilir.”

Öztürk’ün hikayesine eklenmesi gereken bir diğer bilgi de, darbe girişimi sırasında hava unsurlarını yöneten Akıncı Üssü 141. Filo komutanı, darbeci Pilot Yarbay Hakan Karakuş’un, Akın Öztürk’ün damadı olduğu.

Bir önceki yazımda (17 Temmuz’da yayınlanan Kamikaze darbesi’nde) henüz MİT istihbaratı bilgisi açıklanmadığı için, darbecileri acele ettiren tek olgu olarak TSK içindeki FETÖ unsurlarının hedefleneceği YAŞ toplantısına değinmiştim. Tabii şimdi su yüzüne çıkan “YAŞ öncesi tasfiye” hazırlıklarını da bununla birleştirmek lâzım. İzmir Cumhuriyet Başsavcı Vekili Okan Bato, böyle kapsamlı bir tasfiye ve gözaltı hazırlığı olduğunu, bugün (19 Temmuz’da) açıkladı. Esasen böyle bir hazırlık olmasa, gözaltılar, görevden almalar ve açığa almalar bu kadar hızlı ilerler miydi, çok şüpheli. Her halükârda paralel yapıyı kesin tasfiye taarruzu,  ordudan yargıya ve oradan bürokrasinin hemen tüm katmanlarına uzanmış durumda.

Sedece İçişleri Bakanlığı, operasyonda görevden alınan, valilerden emniyet müdürlerine kadar her rütbe ve seviyede görevlilerin sayısını 8,777 olarak açıklıyor.

Darbe sonrası ilk röportajını CNN International’dan Becky Anderson’a veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, darbenin atlatılmasından sonra FETÖ’ye karşı bir fırsatın doğduğunu; hepsi TSK’nın kapalılığı koşullarında  normal soruşturmalarla ortaya çıkartılamıyacakken, darbe girişimi sonucu açığa çıktıklarını söyledi ve ekledi: “Fethullah Gülen için resmi iade talebini birkaç gün içinde ABD’ye ileteceğiz.”

Zaman geçtikçe, “Kamikaze Darbesi” ile ilgili bilgiler şimdi olduğundan çok daha net bir tarzda birikecek. Sadece FETÖ kovuşturmasıyla ilgileri açısından değil, ülkenin siyasi durumunu baştan aşağı değiştirecek etkileriyle de birlikte yorumlanacak.

 

Önceki İçerikBu zafer bütün halkın
Sonraki İçerikMesele sadece Erdoğan değil; sen hâlâ anlamadın mı?