Dresden bombardımanından PEGİDA’ya

HDP’ye güvenelim mi?

Bugünden tam 70 yıl ve Reichstag’da Sovyet bayrağının dalgalanmasından 50 gün önce, gece saat 21:39’da ileri gözcülerin uyarısı ile Dresden’de sirenler hava saldırısı uyarısı çalmaya başladı.“Elbe’nin Floransası” denen Dresden, daha önce de, 7 Ekim 1944 ve 16 Ocak 1945’te hava saldırılarına maruz kalmış, ancak bunlar ağırlıklı olarak kentin uzağındaki sanayi bölgelerini hedef aldığından kent, savaş boyunca neredeyse hiç zarar görmemişti.Almanlar Dresden’in, bir tür centilmenlik anlaşmasıyla “ilan edilmemiş açık şehir” olduğuna inanıyorlardı ve bu yüzden şehrin nüfusu, doğudan yaklaşan Sovyet ordusunun tehdidi karşısında kaçan Alman halkının göçüyle neredeyse bir milyona ulaşmıştı.Bu insanlardan kentte sığınacak yer bulamamış olanlardan çoğu, tren istasyonunun çevresi ve hemen yakınındaki Büyük Park’ta konaklıyordu.İlk saldırı dalgasını oluşturan İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne (RAF) bağlı dokuz Mosquito avcı-bombardıman ve 245 Lancaster ağır bombardıman uçağı saat 22:15’de Dresden üzerine vardılar.Düşen ilk bombalar iki tonluk yüksek güçlü patlayıcılardı.Çok büyük bir yıkım oluşmasa da kentte elektrikler kesildi ve neredeyse hiç sağlam cam kalmadı ki bu bombaların da asıl amacı tam da buydu. Kentte hava akımından bağımsız, hiçbir kapalı alanın kalmaması…İlk saldırı dalgası bitip, insanlar yaralılara yardıma koşar, yıkıntılar altındakileri kurtarmaya çalışırken, ikinci saldırı alarmı, sabaha karşı saat 01:30 civarında verildi.Sivil savunmacıların ve diğer görevlilerin, elektrik olmadığı için çalışmayan canavar düdüklerinin sessizliğini, bireysel çaba ve yetersiz aletleriyle bozma çabaları, fazla bir sonuç vermedi ve halk ikinci akına hazırlıksız yakalandı.Bu sefer yağan yangın bombalarıydı ve özellikle tren istasyonu çevresi ile Büyük Park hedef alınmıştı.529 RAF Lancaster’ı ve 450 USAF (ABD Hava Kuvvetleri) B-17 Uçan Kalesi kente, bombardıman boyunca toplam 9.000 tona yakın bomba bıraktı.Bütün kent bir yangın alanına döndüğünde de akınlar kesilmedi. Avcı uçakları, kente yardıma gelen itfaiye araçlarıyla ambulansları ateş altına alırken bombardımanın Fosfor ve Napalm bombalarıyla sürekli beslenen yangın, o kadar büyüdü ki, sıcaklık bazı yerlerde 1.500 santigrada kadar yükseldi ve sonunda her şeyi yutan devasa bir alev anaforu oluştu.Yanarak ölenler dışındakilerin çoğu, bu yangın anaforunun çekip tükettiği hava yüzünden boğularak can verdiler.Bir Rus Cephesi gazisi olan R.Eichner, yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Siren seslerini duymadık. İkinci saldırı büyük bir sürprizdi. Bombardıman tekrar başlayınca, hastanenin mahzenine inmeye çalıştık ama bombardıman o kadar şiddetliydi ki, insanlar ayakta duramıyor, dizlerinin üzerine çömelmiş bir şekilde ilerlemeye çalışıyordu. Etraf yanmış eşyalarla, kor haline gelmiş metallerle ve kavrulmuş insan bedeni parçalarıyla doluydu. Her yerde yanmış cesetler vardı. Mahzende de durum daha iyi değildi. Yangınlar yüzünden havada oksijen kalmamıştı ve nefes alamıyorduk. Burada yaşadıklarım, ön cephesinde bulunduğum Rusya’daki savaştan bile daha kötüydü…”Dresden, bu devasa yangında neredeyse tümüyle yok oldu.28.410 binanın 24.860’ı yangında yıkıldı.Müttefik güçler, saldırı sonrası ölü sayısını 35-40 bin olarak verse de asıl kaybın bunun çok üzerinde 135-200 bin civarında olduğu kabul edilmekte. (Bu sayı, aynı yıl Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarının öldürdüğü insan sayısına neredeyse eşit.)Bugün, Dresden bombardımanının, kentte aşırı çoğalmış insan nüfusundan başka kayda değer bir hedef bulunmaması ve harekâtın taktik/teknik uygulamalar bakımından, tümüyle bir “katliam”, bir “savaş suçu” olduğu konusunda hiç kimsenin kuşkusu yok ama suç, savaşın galiplerince işlendiği için onyıllar boyu örtbas edildi.Dresden Bombardımanını romanlarına konu eden birkaç yazar sayesinde olay ancak, 70’li yıllarda gündeme gelebildi.Türkiye’de bu katliamın duyulmasını sağlayan ise ABD’de 1975’de yayınlanan ve birkaç yıl sonra dilimize de çevrilen, olay sırasında bir savaş esiri olarak Dresdende tutuklu bulunan Kurt Vonnegut’un, anılarından yola çıkarak yazdığı “Mezbaha No:5” adlı eseri oldu.İngiltere ve Amerika halen, Dresden’de ölenlerin yakınlarına ya da Alman hükümetine herhangi bir tazminat ödemeyi reddediyor.Amerika’nın Sesi’nden Henry Ridgewell, konuyla ilgili 21 Ocak 2015 tarihli haberinde, “Bazı uzmanlara göre, Dresden’deki siyasi kutuplaşma, İkinci Dünya Savaşı’ndan kaynaklanıyor” diyerek devam ediyor: “Almanya’nın Dresden kenti, son haftalarda batının İslamlaşmasına karşı yapılan protestoların merkezi haline geldi. 25 bin kişinin katıldığı son gösteride katılımcıların başka konulardaki rahatsızlıklarını da dile getirmeleri dikkati çekti. Bunda kentin İkinci Dünya Savaşı’ndaki yeri ve komünist geçmişi önemli bir rol oynuyor.” http://www.amerikaninsesi.com/content/pegida-gucunu-dresdenin-tarihinden-aliyor/2606137.html(alıntı:)“Profesör Patzelt’e göre ‘Genel olarak halkın bakış açısı kenti Amerikalı ve İngilizlerin mahvettiği. Şu anda Ortadoğu’da yaptıkları gibi, Amerikalılar o zamandan bu yana dünyayı bombalamaya devam ediyor. Ülkeleri yok edilen mülteciler de bize geliyor.’ ”