Felaket zamanlarında ruh sağlığını korumak

Ülkede her gün kötü bir şey olurken gündelik hayatta yaşanılan küçük ya da büyük mutluluklardan dolayı hissedilen suçluluk duygusu için şunu önereceğim. Öncelikle bakış açınızı değiştirin. Her ne olursa olsun kendi psikolojinize ve bedeninize iyi bakmak suç ya da ekstra bir şey değil, bu bizim en büyük sorumluluğumuz ve önceliğimiz.

“Gülemiyorum. Yiyemiyorum. Yazamıyorum. Sadece hayatta kalmaya devam ediyorum. Sanki bundan bir fazlası hakkım değilmiş gibi. İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyor.”

Sosyal medyada bir tanıdığım böyle yazmış.

Yangınlar başladığından beri ülkece kolektif bir yas sürecine girdik. Hepimiz üzgünüz, kızgınız, bir şeyler yapmak için harekete geçmek ile umutsuzluk arasında gidip geliyoruz. Görevini iyi yapamayan yetkililere, doğaya çöp bırakan insanlara, yangına sebep olabilecek herkese öfke hissediyoruz. Gündelik hayatlarımızda kendimizi iyi hissettiğimiz anlarda suçluluk duyuyoruz. Bunların hepsi insani duygular. Can acıtsa da yasın olduğu yerde ortaya çıkması normal duygular. Üstelik felaketler hala devam ediyor. Bozkurt’taki sel felaketinin bilançosu hala belirsiz.

Felaketlerden aktif olarak etkilenelim ya da etkilenmeyelim, hepimiz gündemin yoğunluğundan mental sağlığımızı kaybediyoruz. Psikolog Gülşah Akçay Civriz “Bazen biz insanlar yeterince acı çekersek, çektiğimiz acıyla bir şey yaptığımız hissine kapılıp rahatlayabiliyoruz” diyor. Halbuki mental sağlığını kaybetmenin, çok çok çok üzülmenin aslında kimseye bir faydası yok. Tabii ki ülkenin problemleriyle dertlenmek normal. Asla sessiz kalalım, tepki göstermeyelim de değil demek istediğim. Elbette tepki göstereceğiz, zaman zaman üzüntümüzü de kolektif olarak ülkece paylaşacağız. Sosyal medya bu aralar bu paylaşımlarla dolu.

Ama bir yandan ülkenin problemlerine üzülür ve çare ararken, bir yandan da ruh sağlığımızı nasıl koruyabiliriz? Bu yazıda biraz bunu tartışmak istedim.

Öncelikle yas zor bir duygu. Bir felaketi bizzat yaşayanların yası elbette daha yoğundur. Fakat ülkenin ormanlarını, insanları, hayvan dostları kaybediyoruz ve birinci elden ya da felaket görüntülerine maruz kalarak biz de ikincil travma yaşıyoruz. Kalpteki ağrıyı, hayal kırıklığını, öfke ve çaresizlik duygularını hepimiz bizzat deneyimliyoruz.

Duygularla ilgili bir şey biliyorsam o da tüm duyguların gerçek olduğu, tüm duyguları hissetmenin meşru olduğu ve yine hiçbir duygunun sonsuza dek kalmayıp, gelip geçici olduğudur. Hissedilmek isterler. Hissetmeye izin verirseniz gelir yaşar ve giderler. Siz buna izin verene kadarsa bedende türlü enerjiler olarak dolaşırlar. Yemeden içmeden kesilebilir, normalden fazla yemek yiyebilir, nefes almakta güçlük çekebilir, uykusuz kalabilir, tahammülsüz hissedebilir, olmadık meselelere patlayabilirsiniz.

Yas da içinde pek çok farklı duygu barındıran, hissedilmek isteyen kompleks bir duygu. Yası tutulmamış tüm acılar bedende enerji olarak yaşamaya devam eder ve biz daha bir olaya hakkıyla üzülmeden bir diğeri patlak verir. O yüzden ruhsal sağlığı korumak için öncelikli olarak bunu fark etmek önemli. Yas tutmalıyız. Tüm kayıplar için. Hakkıyla… Yani evet önce duyguları bastırmayacağız, üzüleceğiz.

Duygusal kapasitenizi artırmanın ve ruh sağlığınıza iyi bakmanın pratik yolları var. Sinir sistemini desteklemek için minik adımlar atabilirsiniz.

Acı çekmek ve yas tutmak sonsuza kadar sürmediği gibi insan hayatına faydaları da var. Örneğin Clarissa Estes’e göre acı bir süre sonra yaratıcılığa dönüşüyor. Bu da illa sanatsal bir üretim demek değil. Sanatsal bir formda da duygularınızı ifade edebilirsiniz elbette ama bir yardım organizasyonuna katılmak, çevre ile ilgili okuyup bilinçlenmek, evdeki düzeninizde küçük değişiklikler yapmak da yaratıcılık olabilir. Acı yaratıcılığa dönüştüğünde artık o enerjiyi atabileceğiniz sağlıklı bir kanal bulmuş oluyorsunuz. Hatta sizi yorup sıkan bu enerji sizin ilham kaynağınız oluyor.

Ülkede her gün kötü bir şey olurken gündelik hayatta yaşanılan küçük ya da büyük mutluluklardan dolayı hissedilen suçluluk duygusu için de şunu önereceğim. Öncelikle bakış açınızı değiştirin. Her ne olursa olsun kendi psikolojinize ve bedeninize iyi bakmak suç ya da ekstra bir şey değil, bu bizim en büyük sorumluluğumuz ve önceliğimiz. Sağlıklı beslenme düzenini aksattığınız, uykusuz kaldığınız ya da o gün egzersiz yapmadığınız için ülke daha iyi bir yer haline gelmeyecek. Aksine iyi insanlar iyi olmalı ki başkalarına da faydası olsun.

Benim son zamanlarda psikolojik sağlığım için uyguladığım birkaç minik taktik şöyle:

  • Beslenmeme sinir sistemi regülasyonuna da yardımcı olduğunu bildiğim faydalı yağları ekledim. Keten tohumu, kabak çekirdeği ya da doğrudan omega 3 almak gibi. Tabii herkes kendi doktor kontrollerine göre karar vermeli. Ama vücuttaki eksik vitamin ve mineralleri tamamlamak mental sağlık açısından oyunu değiştirebiliyor. Onu biliyorum.
  • Gündelik hayatta ve ülke siyasetinde her ne olursa olsun rahatlamak için kendinize ayırdığınız bir zamanı gündelik planınıza tavizsizce eklemek. Sabah erken kalkıp yazı yazmak, 15 dk açık havada yürüyüş yapmak, meditasyon, yoga, dua. Size ne iyi geliyorsa. Birini seçin ve bundan asla taviz vermeyin. Ben sabahları yazı yazıyorum. Bir de gün içinde mutlaka hareketli bir şeyler yapıyorum.
  • Her gün soğuk duş almak. Sadece bir dakikada bile bütün modunuzu değiştirme gücüne sahip mucize aktivite. Stres kan dolaşımınızı ve vücuttaki milyonlarca kas hücresini etkiliyor. Soğuş duş öncelikle bedendeki stresten sizi kurtarıyor, sinir sistemini sıfırlıyor, kan dolaşımını artırıyor. Ben bu mucizevi etkiyi gördükten sonra artık bunu da listeme ekledim.

Hisset, fark et, bir an bunun keyfini çıkar. Sonra yine ülke meselelerine üzülmeye, tweet atmaya devam et.

Önceki İçerikPastadan bir dilim daha
Sonraki İçerikBaşkasının yalancısı