Ana SayfaYazarlarHB parlamenterleri nasıl yargılandı?

HB parlamenterleri nasıl yargılandı?

 

TBMM’nin benimsediği milletvekili dokunulmazlığının sınırlı (fezlekeleri olanlar için) ve geçici (belirli tarihe kadar gönderilmiş fezlekeler için) olarak kaldırılmasına ilişkin anayasa değişikliği Türkiye’de ve yurt dışında, özellikle AB platformunda tartışılıyor. Bu tartışmalar hukuki (değişikliğin anayasaya aykırı olup olmadığı) ve siyasi (kararın HDP’nin mağduriyet siyasetine temel oluşturma olasılığı) olmak üzere iki eksen üzerinden yapılıyor.

 

Başlıktan da anlaşılacağı gibi, bu yazımda amacım, konuyla ilgili tartışmalara ışık tutabileceği düşüncesiyle, İspanya’da ayrılıkçı terör örgütü ETA’nın siyasi kolu olan, o dönemdeki adıyla Herri Batasuna’nın aralarında dokunulmazlığa sahip özerk parlamento üyelerinin de yer aldığı 23 Başkanlık Divanı üyesinin yargılanma sürecini hatırlatmak. İspanya ile Türkiye arasında göz ardı edilmesi mümkün olmayan hukuki ve siyasi farklılıklar da, ayrılıkçı terörle mücadele gibi benzerlikler de var kuşkusuz.  

 

Videokaset davası

 

Davanın özünü Herri Batasuna’nın (HB) 1996 genel seçimleri kampanyasında televizyonda kendisine ayrılan tanıtım kuşağında yayımladığı bir videokaset oluşturuyor. “Demokratik Alternatif” adını taşıyan 20 dakikalık bu videokasette, ETA’nın amblemi altında oturan ve önlerindeki masanın üzerinde silahları duran üç maskeli militan görülüyor ve HB programının tanıtımını bu militanlar yapıyor. Sorun da esasen buradan kaynaklanıyor: ayrılıkçılığın siyasi yollardan savunulması demokratik bir hak ama bu hakkın teröre övgü ya da atıfta bulunularak kullanılması değil.

 

Davanın seyrine gelince, terör dâhil bazı konularda özel yetkili mahkeme Audiencia Nacional bu davada oldukça zorlanıyor. HB Başkanlık Divanı, vaki sorusu üzerine, mahkemeye partiyi Başkanlık Divanı’nın 23 üyesinden biri olan Jon Idígoras’ın yönettiğini bildiriyor. Idígoras sorgulaması sırasında, ifade vermeyi ve tutuksuz yargılanması için istenen yüksek kefalet bedelini (300 milyon peseta, yaklaşık 2 milyon avro) ödemeyi, İspanyol mahkemelerinin yetkisini tanımadığını bildirerek reddedince tutuklanıyor. HB Başkanlık Divanı, Idígoras’ın tutuklamasına tepki olarak, videokasetin birer örneğini Kral Juan Carlos ve eski Başbakan Felipe González gibi önemli siyasi şahsiyetlere göndererek bağımsız Bask Devleti “Euskal Herria’nın meşru ve demokratik taleplerini göz önüne alan siyasi bir yanıt beklediğini bildiriyor.

 

Audiencia Nacional bu kez Idígoras’ın kefalet bedelini ödeyerek tutuksuz yargılanabilmesi için bedeli makul bir miktara (35 bin avro) indiriyor. İlginçtir ki HB, mahkemenin yetkisini bu defa tanıyor ve kefaleti ödeyerek Idígoras’ın tutuksuz yargılanmak üzere serbest kalmasını sağlıyor. Ardından, olasılıkla mahkemeyi provoke etmek için aslında HB’nin kolektif bir yönetimi olduğunu ve Başkanlık Divanı’nın 23 üyesinin alınan her kararda ortak sorumluluğu bulunduğunu açıklıyor. HB’nin 23 üyesinden 7’si parlamenter olduğu, Tasio Erkizia, Mati Iturralde, Itziar Aizpurua, Karmelo Landa ve Joxe Mari Olarra’nın Bask,  Floren Aoiz ve Adolfo Araiz’in Navarra özerk parlamentoları üyesi olarak dokunulmazlıkları bulunduğu için Audiencia Nacional bu konuda yetkisizlik kararı vermek zorunda kalıyor.

 

Yüksek Mahkeme’nin (Yargıtay) kararı

 

Milletvekili (ve senatör) dokunulmazlığı 1978 Anayasası’nın 71. maddesinde düzenleniyor. Madde milletvekili ve senatörlerin suçüstü dışında tutuklanamayacaklarını, mensubu oldukları meclislerin onayı alınmaksızın yargılanamayacaklarını; ayrıca açıldığı takdirde bu davalarda Yüksek Mahkeme’nin (Yargıtay) yetkili olduğunu hükme bağlıyor. Anayasanın bu hükmü özerk toplulukların statülerini ve dolayısıyla parlamentolarını da bağlıyor elbette.

 

Videokaset davasına dönersek, Yüksek Mahkeme dava dosyaları ulaştıktan sonra Başkanlık Divanı üyelerinin tümünü belirli bir tarih aralığı içinde (3-18 Şubat 1997) ifadeye çağırıyor. Başkanlık Divanı üyeleri, alışılageldiği gibi, İspanyol mahkemelerinin yetkisini tanımadıkları gerekçesiyle ifadeye gitmiyorlar. Daha sonra mahkeme celp kararı çıkarıyor ve Divan üyeleri, direnmelerine karşın ifadeye alınıyorlar. Bu işlemler gecikmeli olarak da olsa tamamlanıyor. Parlamenterler dâhil tüm üyeler, önce İspanyol mahkemelerinin yetkilerini tanımadıklarını belirterek, kefalet bedeli ödemeyeceklerini açıklıyor ama sonra bu bedeli ödeyerek tutuksuz yargılanıyorlar.

 

Yüksek Mahkeme’nin 1 Aralık 1997 tarihli kararına gelince, HB Başkanlık Divanı’nın tüm üyeleri “silahlı çeteyle işbirliği” gerekçesiyle 7’şer yıl hapis cezasına ve bir miktar da para cezasına mahkûm ediliyor. İspanya’da o dönemde hâlâ bir Siyasi Partiler Yasası olmadığı için Yüksek Mahkeme bu kararı Ceza Kanunu’nun “suç işleme amacı güden” ve “paramiliter” nitelik taşıyan derneklerle ilgili hükümlerine dayanarak alıyor. HB bu nedenle kararın anayasaya aykırı olduğunu öne sürerek Anayasa Mahkemesi’ne başvuruyor. Nihai amaç iç hukuk yolları tüketildikten sonra AİHM’e başvurarak oradan İspanya’yı mahkûm eden bir karar çıkartmak elbette.

 

Bu noktada altı çizilmesi gereken iki önemli husus var. Birincisi, adı geçen parlamenterlerin yargılanmasına ilişkin olarak mensubu oldukları meclislerden alınan izin konusunun hiçbir şekilde tartışılmamış olması. İkincisi de Yüksek Mahkeme’nin yukarıda özetlediğim kararı doğrultusunda parlamenterler dâhil Başkanlık Divanı üyelerinin, kendi istekleriyle olmasa da zorla celp edilerek tutuklanmaları ve cezaevine konulmalarının ülke içi ve dışında büyük tepkilere yol açmamış olması. Divan üyeleri HB Parti merkezlerinden alınarak cezaevine götürülürken, sadece bina önünde toplanan militanların alkışlı protestolarıyla uğurlanıyor. HB de önce üyeleri tutuklanan Başkanlık Divanı yerine 23 kişilik yeni bir divan oluşturup yoluna devam ediyor. Bir süre sonra bağımsızlıkçı üç sol partiyle birleşerek bu defa Euskal Herritarrok (Bask yurttaşları) adını alıyor. 

 

Anayasa Mahkemesi’ne gelince,  20 Temmuz 1999’da HB’nin başvurusunu 4’e karşı 8 oyla kabul ederek, Yüksek Mahkeme’nin kararını bozuyor ve 23 HB Başkanlık Divanı üyesinin derhal serbest bırakılmasına hükmediyor. Gerekçe, kanunda öngörülen cezanın suç eylemiyle (videokaset yayımlanması) orantısız olması;  böylece parlamenterler dâhil Başkanlık Divanı üyeleri toplam 20 ay cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edilmiş oluyor.

 

Anayasa Mahkemesi, bu kararına karşılık, savunma tarafının Ceza Kanunu’nun “silahlı çeteyle işbirliğini” tanımlayan maddesinin anayasaya aykırılık gerekçesiyle iptaline ilişkin talebini reddediyor. Dernekler gibi siyasi partilerin de “şiddet” ve “terör” ile bağlantısı olmaması Venedik ölçütlerinin özünü oluşturuyor kuşkusuz.

 

İspanya, Anayasa Mahkemesi’nin bu kararından üç yıl kadar sonra, 27 Haziran 2002’de bir Siyasi Partiler Yasası’na kavuşuyor. Parti kapatmayı mümkün kılan, bu nedenle “HB karşıtı yasa” olarak da adlandırılan ve dönemin iktidar partisi PP ile ana muhalefeti PSOE’yi terörle mücadele ekseninde bir araya getiren bu yasa, bir yıl kadar sonra Batasuna adını alan ETA’nın yeni partisinin kapatılmasının hukuki temelini oluşturuyor. Bilindiği üzere,  AİHM, Batasuna’nın bu karara karşı yaptığı başvuruyu reddederek, terör ve şiddetle ilintili siyasi partilerin demokrasilerde yeri olmadığının altını kalın çizgilerle çizmiş bulunuyor.

 

Sonuç olarak, şiddet ve terörle ilintisi bulunan ya da şiddete veya bir terör örgütüne övgüde bulunan siyasi partilerin kapatılması, parlamenterlerinin dokunulmazlıklarının kaldırılarak yargı yolunun açılması demokrasiye aykırı bir uygulama değil. Silahın demokrasilerdeki karşılığı siyaset ama bu yolun, terör örgütlerinin eylemleri devam ederken değil, silahlarını bırakması karşılığı açılması genel kabul görüyor.                 

- Advertisment -