Muhalif medyaya ‘demokrasi baharı’ beklerken…

Örneğin iktidarı 'düşünce özgürlüğü' noktasından eleştirme iddiasındaki iki 'muhalif' yorumcu, düşünceleri ve yazıları nedeniyle tutuklanan Ahmet Altan’ın serbest bırakılmasından hoşlanmayan bir tavır içindeydi. Bir başka kanal ya da bir başka gazete köşesinde 'en muhalif' sunucu; Kılıçdaroğlu’nun bir meydan mitinginde hapisteki aydınları ayrımsız şekilde saymasını tepkiyle karşılıyordu.

İktidar olmak, gerçekten iktidar sahibi olmak, Türkiye’de kolay iş değil. Hele son yapılan değişikliklerden sonra iktidar olabilmek için en azından toplumun yarısının oyunu almak gerekiyor. Parlamenter sistemde yüzde 30 veya yüzde 40 ile iktidar olmak mümkündü mesela. Türkiye’de ana muhalefet partisinin kemik ve garanti oyu yüzde 25’ler civarında. CHP daha fazla oy almak için bugüne kadar ulaşamadığı, ulaşmayı düşünmediği kesimlere yönelmek zorunda.

Örneğin AK Parti’nin oyunu bazı seçimlerde yüzde 50’lerin üzerine çıkaran değişken seçmen kitlesinin ikna edilmesi lazım. Bu değişken kitle muhafazakar ama radikal İslamcı olmayan, sağcı olmakla birlikte otoriter tek parti rejimi istemeyen insanları kapsayan bir kitle. CHP’nin geçmişte izlediği katı (laik) çizgi bu seçmen profili için cazip değil.

Kılıçdaroğlu’nun son dönemde izlediği ‘uzlaşmacı çizgi’ bu bağlamda daha geniş kitlelere hitap ediyor. İkinci önemli kitle Kürtler. Onların da demokratik rejim içinde kimlik sorunları bulunuyor. Geçmişte CHP onların taleplerine kulaklarını tıkamış ve Kürtlerden neredeyse oy alamaz hale gelmişti. Bu çizginin yumuşadığını önce 30 Mart 2019 yerel seçimlerinde görmüştük.

CHP’li adaylar değişik kesimlere seslenebilen isimler arasından seçilmişti. Bu uzlaşmacı yaklaşım büyük şehirlerde Kürtler nezdinde karşılık bulmuştu. Oğuz Kaan Salıcı’nın Kuzey Irak’taki Kürt yönetimini ziyareti de bu alanda ciddi adımlar atılabileceğini gösteriyor.

Gelelim gazetelere televizyonlara…

Bu ve bu gibi gelişmelere paralel olarak muhalif medyanın da reytinginin arttığını söylemek mümkün. Ancak, kafaları karıştıran soru işaretleri de var. Muhalif medyanın yayınlarını izlediğimizde, yüzde 50’nin ötesine seslenen bir zenginlik veya çoğulculuktan söz edemiyoruz.

Örneğin iktidarı ‘düşünce özgürlüğü’ noktasından eleştirme iddiasındaki iki ‘muhalif’ yorumcu, düşünceleri ve yazıları nedeniyle tutuklanan Ahmet Altan’ın serbest bırakılmasından hoşlanmayan bir tavır içindeydi. Bir başka kanal ya da bir başka gazete köşesinde ‘en muhalif’ sunucu; Kılıçdaroğlu’nun bir meydan mitinginde hapisteki aydınları ayrımsız şekilde saymasını tepkiyle karşılıyordu.

Yine muhalif medyada din ve diyanet konularında gerçek bir değişim olmadığı, eski kalıplaşmış CHP söyleminin aynen sürdüğü gerçeğiyle yüz yüze gelebiliyoruz. Kılıçdaroğlu’nun “Başörtüsü konusunda yanlış yaptık” diyen özeleştirisini destekleyen, bu konuda tutumunu değiştiren bir yayına, yoruma, muhalif medya kurumuna rastlamak kolay değil.

YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN

Önceki İçerikVİDEO HABER | İngiltere’nin İstanbul konsolosluğuna atanan Kıbrıs Türkü Kenan Poleo, kendini kısa bir videoda anlattı
Sonraki İçerikEksen çağının eşiğinde