Nasıl bir HSYK?

AKP, Meclis’teki HSYK önerisini dondurdu. Bunun iki sebebinin olduğunu düşüyorum: İlki, AKP’nin ne iç, ne de dış kamuoyunu HSYK’nın yeni yapılanması konusunda ikna edebilmesidir. İçte Cumhurbaşkanı düzenlemeden duyduğu rahatsızlığı birkaç kez dile getirdi. Muhalefet topyekûn bir karşı duruş sergiledi. AKP grubu bile tam anlamıyla tatmin olmadı, orada da ehven-i şer bir hava vardı. Dışta ise AB, endişelerini ve eleştirilerini hükümete en üst düzeyden iletti. AKP, HSYK düzenlemesine olağan dışı bir durumun varlığı gerekçesiyle haklılık kazandırmaya çalıştı ama bu argümanı içte ve dışta kimse satın almadı. Bunun AKP’nin geri adım atmasında kayda değer bir etkisi oldu.İkincisi ve bence daha önemlisi, AKP’nin aslında yapmak istediklerinin büyük bir kısmını yasal düzenlemeye gerek kalmadan elde etmesidir. Şöyle ki: HSYK üç daire halinde çalışır ve görevleri göz önünde bulundurulduğunda en önemli daire 1. Daire’dir. Zira 1. Daire, hâkim ve savcılarla ilgili olarak atama, nakletme, geçici yetki verme, kadro dağıtma, vb. birçok yetkiye sahiptir. Bu dairede güç sahibi olmak, HSYK’daki işleyişin önemli bir bölümünü belirleyebilmek anlamına gelir.Bekir Bozdağ’ın Adalet Bakanı olmasından sonra HSYK’da önemli bir değişiklik oldu. Genel Kurul kararıyla 1. Daire’nin iki üyesi değiştirildi ve dairedeki ibre hükümetin lehine döndü. Böylelikle hükümet, hâkim ve savcılarının görev yerini değiştirebilecek bir güce erişti. Akabinde kritik yerlere nokta atışı yaptı ve 96 kişilik bir kararnameyi 1. Daire’den çıkarttı. Dolayısıyla hükümet açısından HSYK değişikliğini zorunlu kılan acil durum ortadan kalktı.Varılan bu sonuç -şimdilik- herkesi memnun etmişe benziyor. Hükümet kanadında kendisine yönelik tehlikeyi bertaraf etmenin mutluluğu yaşanıyor. Muhalefet ve AB kanadında ise AKP’nin yasal düzenlemeyi dondurmasından duyulan sevinç göze çarpıyor. Ama bu tablo ülkenin bir yargı sorunu olduğu gerçeğinin üzerini örtmüyor. Türkiye’de yargı çok önemli bir sorun alanı ve HSYK da bunun bir parçası. Dolayısıyla genelde yargı ve özelde de HSYK üzerine tartışmayı sürdürmekte fayda var. Bu vesileyle HSYK’ya ilişkin bazı görüşlerimi paylaşmak istiyorum:Hâkim ve savcıların “birliği”Türkiye’de “hâkim” ve “savcı” neredeyse “bir/aynı” olarak görülür. Aynı mekânda çalışır, aynı lojmanda oturur, aynı sosyal ortamlara takılır, mahkeme salonunda aynı masanın etrafında toplanırlar. Oysa biri “karar” verir, diğeri ise “iddia” eder. İki farklı makamın bu denli birleşmesi/aynılaşması sağlıklı bir hâl değil. Çünkü hâkim ve savcılar bir tür “blok” olduklarında, yargılamanın üçüncü ayağı olan savunma -yani avukatlar- ikincil bir konuma düşer. Teorik olarak savcı ile avukatın, hâkim karşısında eşdeğer olması gerekir. Ama gerçeğin böyle işlemediğini biliriz. Hâkim ve savcılar çoğu kez avukatlara karşı kendilerini bir işbirliği içerisinde görür ve öyle hareket ederler.Hukuka zarar veren bu durumu değiştirmek için öncelikle, hâkim ve savcılar, hem fiziki ve hem de kurumsal bağlılık bakımından birbirinden ayrılmalı. Hâkimler ve savcılar farklı görevleri ifa ederler; gereksinimleri ve çalışma biçimleri birbirinden farklıdır. Bu nedenle hâkim ve savcıları tek bir kurula bağlamaktan vazgeçilmeli; hâkimler için ayrı, savcılar için ayrı bir kurul kurulmalı. Aslında bu konuda parlamentoda genel bir uzlaşmanın da olduğu söylenebilir. CHP ve MHP’nin anayasa taslaklarında hâkimler ve savcılar için iki ayrı kurul öngörülmüştü. AKP’nin taslağında ise tek bir kurul önerilmekle birlikte bu kurulda hâkim ve savcıların işlerinin ayrı dairelerde (“Hâkimler Dairesi” ve “Savcılar Dairesi)” görülmesi önerisi getirilmişti.Çoğulculukİkincisi, bu kurulların üyeleri farklı kaynaklardan temin edilmeli. 2010’da yapılan anayasa değişikliğinde bu yolda önemli bir mesafe alındı. Yargıtay’dan, Danıştay’dan, adli ve idari yargı mensuplarından, Türkiye Adalet Akademisi’nden, akademisyenlerden ve avukatlardan seçilen üyelerle Kurul’un kaynakları çeşitlendirildi. Burada yapılması gereken seçim sistemini değiştirmektir. Geniş bir temsile dayanan, adil ve çoğulcu bir yapının oluşturulması için, kurullara üye seçiminde her bir üyenin sadece bir adaya oy vermesi esası getirilmeli. Böylelikle kurullara üye gönderecek kaynaklardan belli bir eğilimin temsilcilerinin blok halinde kurullara girmeleri ve hâkimiyet kurmalarının önüne geçilebilir.Üçüncüsü, Türkiye’de yargı kurullarında yürütmeden kişilerin yer almasına genellikle karşı çıkılır ve bunun yargı bağımsızlığına aykırı olduğu belirtilir. Oysa yargı kurullarının yaptığı faaliyetlerin yürütmeyi de ilgilendiren boyutları vardır ve bu sebeple yürütme organından üyelerinin bu kurullarda yer alması normaldir.Buradaki önemli sorunlardan biri, kurul başkanlığını kimin yürüteceğidir. Bu konuda yeknesak bir uygulama bulunmuyor. Yargı kurulunun başkanlığını İtalya’da Devlet Başkanı, İspanya’da Yargıtay Başkanı ve Portekiz’de Yüksek Temyiz Mahkemesi Başkanı yapıyor. İsveç’te başkan hükümet tarafından atanıyor, Hollanda ve Polonya’da ise kurul üyeleri tarafından seçiliyor.Son HSYK tartışmaları üzerine yaptığı öneride Türkiye Barolar Birliği (TBB), Adalet Bakanı’nın ve Müsteşarı’nın HSYK’daki varlığına son veriyor ve HSYK’yı ikiye ayırıyor. TBB, 17 üyeli Yargıçlar Yüksek Kurulu’na Yargıtay Başkanı’nın, 11 üyeli Savcılar Yüksek Kurulu’na ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın başkanlık etmesini öneriyor. TBB’nin HSYK’nın ikiye ayrılması ve kurul üyelerinin bir kereye mahsus olarak seçilmesi önerisine katılıyorum. Ama bana göre, Adalet Bakanı’nın hâkimler kurulunda, Müsteşar’ın da savcılar kurulundaki varlığı devam edebilir. Fakat Bakan ve Müsteşar kurullara başkanlık yapmamalı. Kurulların başkanları, kurul üyelerince seçimle belirlenmeli.Demokratik meşruiyetDördüncüsü, bu kurullar karma bir yapıda olmalı. Venedik Komisyonu (2007 ve 2010) ve Avrupa Hâkimleri Danışma Konseyi (2007) raporlarında, yargı kurullarına ilişkin tek bir model olmadığı vurgulanıyor ve karma bir model tavsiye ediliyor. Buna göre, yargı kurullarının üyelerinin önemli bir kısmı yargı mensuplarınca, diğer üyeleri ise parlamento tarafından seçilmelidir.Avrupa ülkelerinde yargı kurullarının teşekkülünde, hem yasamanın hem de yürütmenin mühim rolleri var. Mesela İspanya’da yargı kurulunda görev yapacak olanlar Kongre ve Senato’nun aday gösterdikleri arasından Kral tarafından seçilir. Kral, Kongre ve Senato’nun gösterdiği adaylardan 12 hâkim ile sekiz avukat ve hukukçu üyeyi seçer. İtalya’da kurulun 16 üyesi meslektaşlarınca seçilen hâkim ve savcılardan oluşurken, sekiz üyesini ise parlamento belirler. Polonya’da parlamentonun seçtiği dört parlamento üyesi ve Senato’nun seçtiği iki senatör yargı kurulunda yer alır. Portekiz’de parlamento, yargı kuruluna dokuz üye seçer. Hollanda’da Adalet Bakanı’nın gösterdiği adaylar arasından üç hâkim üye ile iktisat, işletme, vb. mezunu iki yönetici üye Kral tarafından seçilir. İsveç’te ise 11 üyeli kurulun tüm üyeleri ve başkanı hükümet tarafından atanır.Türkiye’de yargı kurullarının sadece yargı mensuplarından oluşmaması, bu kurullara yürütme ve yasamadan gelen kişilerin de katılması iki bakımdan çok önemli: Biri, salt yargı mensuplarını içeren bir kurul, meslek taassubunun oluşmasına, derinleşmesine ve yargının toplumla olan bağların kopmasına neden olabilir. Yargıda kendi menfaatine iş görme ve kendini koruma gibi eğilimlerin güçlenmesine yol açabilir. İkincisi, Türkiye’de yargı millet adına hüküm tesis eder ama yargının millet ile hiçbir bağlantısı bulunmaz. Bu da yargı açısından bir demokratik meşruiyet sorunu doğurur. Bu sorunun giderilmesi için, yargı mensuplarını atayan kurulların parlamento iradesiyle ilişkilendirilmesi gerekir. 2010 yılında yapılan değişikliklerin en önemli eksiği, yasama organına HSYK’ya üye seçme yetkisinin tanınmamasıydı. HSYK yeniden düzenlenirken bu eksiklik mutlaka giderilmeli ve yargı kurulları üyelerinin üçte birinin parlamentoca seçilmesi sağlanmalı.HSYK’yı abartmayalımBir hususu ekleyip bitireyim. Yargı tartışmasında HSYK’nın önemli bir yer kapladığı şüphe götürmez. İyi düzenlenmiş bir HSYK’nın yargının bağımsızlığına ve tarafsızlığına hizmet edeceği de doğru. Bununla birlikte yine de HSYK, fazlaca abartılmamalı, ona gereğinden çok önem atfedilmemeli. Nihayetinde HSYK bir idari kuruldur ve ondan beklenen yargı mensuplarının çalışma koşullarını ve şartlarını, çalışma disiplini ve denetimini düzenli ve adil bir şekilde yerine getirmesidir. HSYK “ilahi bir kurul” değildir, ona yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını sağlayabilecek tek yapı muamelesi çekilmemeli. Zira yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, yargı kurullarının nasıl teşekkül ettiğinden ziyade, o ülkede cari yargı geleneğine ve yargı mensuplarının zihniyetine bağlıdır. Bu ise, HSYK’nın ötesinde ciddi, köklü ve bütüncül bir yargı reformunu gerekli kılar.