Nazmiye Hanım…

65 yıl aynı yastığı paylaştığı kadın, amansız bir hastalığın pençesinde, yaşamla ölüm arasında son günlerini bekliyordu. Hiç aksatmadan onu her gün ziyaret etmeyi bir görev bellemişti kendine. Hasta da olsa, programı yoğun da olsa, mutlaka hastaneye gidiyordu. Doktorlar bu vefalı eşi biraz rahatlatmak amacıyla, her gün gelmesine gerek olmadığını söylemişti: “Efendim, çok zahmet ediyorsunuz. Kendinizi yormayın, nasılsa artık sizi tanımıyor” demişlerdi. “Olsun. Ben onu hala tanıyorum ya…” diye cevap verecekti Süleyman Demirel ve o günlük ziyaretlerini hiç aksatmayacaktı.

 

Dün hayatını kaybeden Süleyman Demirel, eşi Nazmiye Demirel'in yanında toprağa verilecek. 65 yıl süren bir birliktelik, sonrasında da devam edecek.

Süleyman Demirel hakkında müspet ve menfi birçok yazı ve yorum okuyacağımız bugünlerde, hakkında menfi bir söz edilemeyecek eşi, yol arkadaşı ve sırdaşı, cesur ve sabırlı bir kadın olan Nazmiye Hanım muhtemelen hak ettiği ilgiyi göremeyecek.

 

Eşini en zor günlerinde yalnız bırakmayan, ona cesaret ve güç veren, ancak bulunduğu mevkiinin aksine medya ışığından, ilgiden hiç hoşlanmayan ve belki de bu olağandışı sıradanlığı nedeniyle Türkiye tarihinin en ilginç first lady'lerinden biriydi o.

 

Nazmiye Hanım, henüz 21 yaşındayken, beşik kertmesi olan kardeş torunu ve köylüsü ile evlendiğinde, bir gün bu ülkenin first lady'si olacağı aklından geçmiş miydi, bilinmez. Ancak eşinin siyasete girmesine soğuk baktığı bilinirdi.

 

Eşi gibi, Isparta İslamköy'de doğmuş, Isparta Kız Sanat Enstitüsü'nü tamamlamıştı. Nişanlısı mühendislik fakültesini bitirince, üç gün üç gece süren bir köy düğünü ile evlenmişti. Gençlik yıllarında halı dokurdu, o dönem Anadolu'da birçok genç kadının aile bütçesine katkı için yaptığı bu uğraşıyı, o da yapmış, hatta birçok talebesi olmuştu.

 

Evliliklerinin ilk yılları yani eşinin bir daha hiç bırakmayacağı siyasete girmesinden önceki yılları hem özlemle hatırladığı bir serbestiyet zamanıydı, hem de ömür boyu saklamak ve unutmak istediği büyük bir trajediyi yaşadığı zamanlardı.1954 yılında eşi ile ABD'ye gitmiş, ehliyeti olmayan eşini kendi kullandığı arabası ile gezdirmişti. Daha sonra mahrum kalacağı, en büyük hobisi olan tiyatro ve sinemaya bu yıllarda doya doya gitmişti. Ancak bu yıllarda, daha sonra bir gazetede iddia edilen ve aile tarafından reddedilmeyen acı bir hadise de yaşanmıştı. Hiç çocuk sahibi olmadığı sanılan Demirel çiftinin, bir kız çocuğu olmuş ve henüz iki yaşında hayatını kaybetmişti.

 

Tanıyanları son derece espritüel ve zeki olduğunu belirttiği Nazmiye hanımın, eşinin sahip olduğu güçle, makamla hep mesafeli bir ilişkisi olmuştu. Silik değildi, kendi alışkanlıklarını, tarzını hep korudu. Gösteriş veya kendini başkalarına ispat peşinde değildi. Eşinin hayatını yaşamaya hüküm giymiş olsa da, o kendine tanınan o kısıtlı özgürlük alanında, kendi hayatına kendi istediği gibi devam etti.

 

O hayat, mütevazı bir Ispartalı kadının aslında azla tamah etmeyi bilen, anaç ve şefkatli dünyasıydı.

 

Her sabah ezanından sonra çay demlemeyi hiç aksatmadı, kahvaltıya asla gecelikle oturmadı, kendi elleriyle yaptığı gül reçellerini mecliste dağıttı. First lady iken, Türkiye'yi ziyaret eden üst düzey siyasetçilerin eşleri ve aile bireylerini, protokolün soğuk dilini aşarak Ispartalı misafirperver bir ev sahibi olarak karşıladı.

 

Eşini hapishaneye gönderdi, dönüşünü bekledi. İnişli ve çıkışlı bir siyasi kariyer içinde hep mücadele eden eşi için belki de bu hayattaki en istikrarlı güç o oldu.

 

Türkiye medyasının iftira ve yalanları ile baş etmenin yolu olarak sessizliği seçti. Kendi seçmediği bir hayatın acımasız yüzünü hep gördü. Ama isyan etmedi, muhtemelen eşine duyduğu aşk ve sevgi nedeniyle bu çirkinlikleri sabırla karşıladı, zarafeti, onurlu ve dik duruşu ile en büyük cevabı verdi.

 

Bugün ise o çok sevdiği eşine bir kere daha kavuştu…

 

Nur içinde yatsınlar…

Önceki İçerikİbre CHP’den yana döner mi?
Sonraki İçerikErmeni ‘gaile’sinden Ermeni Soykırımı’na giden süreç-5