Ramazan’da insanın yatışması

Asansör kullanmamak hayata biraz daha yaklaştırıyor insanı. İkinci kattaki evin kapısının önünde birçok kadın ayakkabısı görünce içim cız etti, ilk aklıma gelen ölümdü doğrusu. Çekinerek kapıyı çaldığımda mukabele okunduğunu görünce bu da bir çeşit ölüm anı diye düşünmeden edemedim. Ölmeden önce hayatımızı hangi temeller üzerine inşa edeceğimizin işaret taşları diziliyordu yanık seslerle.Ölüm o kadar büyük bir bilinemezlik ki İslam filozofları felsefenin gayesini “ölüme hazırlık” olarak tanımlarlar. Hatta bir son değil bilakis yeni bir başlangıç, daha güzel bir hayatın varoluşun imkânı, dünya esaretinin sona erişi olarak tarif ederler. Ölümün sırrının yanı sıra bir de korkusu var. Bu korku sonsuzluk duygusuyla ikame ediliyor ve iyi ki cennet kelimesi var hayatımızda.Kendi ölümümüzü zihnimizde canlandıramayız kolayına, ancak başkalarının ölümünü gözleyebiliriz düşüncesi kısmen doğru, ama kendimizi gözlemek de büsbütün imkânsız değil.Zygmunt Bauman’ın dediği gibi başkasının ölümü sayesinde, bir temsilci vasıtasıyla ölüm hakkında fikir edinmiş oluruz. Ölümün kaçınılmazlığı, bundan kaçışın olmadığı bir varoluş içinde bulunuşumuz zihnimizde kazılıdır ama yine de nesneler dünyasında başkasının ölümüyle idrak ettiğimiz ölüm bize hiçbir zaman yeterince yakın olmaz.Zincirlikuyu Mezarlığı’nın cümle kapısında yazan “her nefis ölümü tadacaktır” ayetinin kaldırılması istenmişti bir ara, ölümü hatırlatıp rahatsız ettiği gerekçesiyle. Avrupa’da ise tersine ölümü ötelendiği yerden getirip gündeme almak için “Ölüm Kafeleri” açılıyor ve burada korkmadan ölümün irkiltici yüzüne bakmaya çalışıyor insanlar. Tasavvuf erbabı ise “ölüm rabıtası” yoluyla bu gerçeklikle iç içe yaşamayı dener, nefsine ölmeden evvel ölmeyi, tul-i emel denilen sonsuz arzuları denetim altına almayı talim ettirir.Ramazan Kur’ana eğilmek için altın fırsat. Hamurumuzun karıldığını, ses veren balçıktan yaratıldığımızı, Hz. Adem’den ve Hz. Havva’dan geldiğimizi Habil’i de Kabil’i de içimizde taşıdığımızı söyler ayetler. Çatallanan yollarda tercihleri apaçık serer önümüze. Akletmeden ne teslim olunabilir ne de makbul bir ibadet söz konusudur.Ramazan kendi takvimiyle geliyor. Güneşin doğuşu ve batışı arasında masalsı bir zaman başladı. Zamanın bıçak gibi kesen, canımızdan parçalar koparan bir varlık olduğu aynel yakîn billurlaşıyor. Her zeval vakti en kıymetli sermayemizin bir parçasını daha alıyor bizden.Fakat kelimelere tutunabiliriz belki, biraz yavaşlayarak yeni başlangıçların mümkün olduğunu görebiliriz. Anlamların buyurganlığından kurtulup özgürleşebilir, zamanın önünde çöp gibi sürüklenmenin bir kader olmadığını fark edebiliriz. Bu sürekli yiyip içerek, keyif çatarak nasıl olabilir?Sahura kalkmakla ruh ve beden yeni bir hayatın kokusunu alır. Gökyüzüne bakarız mutlaka, ayna gibi içimizde parıldar sonsuzluk hissi. İmsak olunca küçük çocuklar bile yemeyi içmeyi bırakır. Yoksunluğu seçme özgürlüğüyle tanışır ve güçlenirler canı ne isterse yapma hürriyetine karşı. Niyet, seher vakti, kuşluk vakti, zikir, nimet, şükran, başkalarının üzerimizdeki hakkı fıtır ve zekat, üzerine yemin edilen incir ve zeytin, sonra yetinmek, sonra zekatla yetinmeyip gönlünce infak, uzak diyarlardan gelen hurmayla, mübarek ekmek ve aziz su ile iftar. Kalbin insafla, merhametle, her canı aziz bilmekle, diğergamlıkla parıldadığı oruç günleri. Paha biçilmez mecalsizlikte yükselen hayatın bütün taşlarını yerli yerine koyabilme yetisi.Orucun can yoldaşı namazla kendini bilme, yerini yurdunu kavrama, sabır, sebat, istikamet, itikâf, kıyamet, ahiret, tezkiye, biraz solgunluk.Sonra çok özel şeyler; gece, toprak, nefes, kandil, mahya, mani ve bir davulcunun simsiyah gözleri. Güneşle doğmak, hilale karışıp gitmek. Yıldızları dinlemek sonra, evet bir şey söylüyorlar, işitebiliriz uğultumuz isyanımız hat bilmezliğimiz dindiğinde.Dağların taşların yüklenmediği iradeyi kabul edişimizi hatırlama günleri. Eşitsizlikler, adaletsizlikler ve cahilane üstünlük iddialarıyla mücadele için Yaratıcımızla tazelenen akitleşme.Bu dünyanın en az insan kadar asli sakinleri olan güzelim hayvanların uğradığı korkunç haksızlıklara duyarlılık, kulaklarımızın onların sessiz çığlıklarına, masum taleplerine açılması.Ramazan Kadir suresiyle başımızdan aşağı sağanak gibi ışıklı vahyin inmesi, İnşirah suresiyle göğsümüzün genişlemesi, yükümüzün hafiflemesi, Miraç ayetleriyle ağırlıklardan kurtulup yükselmek yükselebildiğimiz kadar.